RÖPORTAJLAR
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”

Osman Akkuşak ile Mülâkat
Eklenme Tarihi: 29 Mayıs 2014, Perşembe 14:41 - Son Güncelleme: 29 Mayıs 2014 Perşembe, 14:41
Font1 Font2 Font3 Font4



Osman Akkuşak ile Mülâkat
 Mehmet Nuri Yardım  Bâbıâli’nin en çok sevilen ve sayılan simâlarından olan Osman Akkuşak, dil, kültür ve edebiyat konularında çalışmaları olan çok değerli bir gazeteci yazar büyüğümüzdür. Akkuşak, Bâbıâli’nin gerçek tanıklarından, renkli simâlarındandır. Onun bir çok edebî şahsiyet hakkındaki araştırmaları çok değerlidir. Yakın dönemin tanınmış bir çok gazetecisiyle, fikir adamıyla, edebiyatçısıyla tanışmış ve onlarla dostluk kurmuş […]

5-osman akkuşak 007788
 Mehmet Nuri Yardım
 Bâbıâli’nin en çok sevilen ve sayılan simâlarından olan Osman Akkuşak, dil, kültür ve edebiyat konularında çalışmaları olan çok değerli bir gazeteci yazar büyüğümüzdür. Akkuşak, Bâbıâli’nin gerçek tanıklarından, renkli simâlarındandır. Onun bir çok edebî şahsiyet hakkındaki araştırmaları çok değerlidir. Yakın dönemin tanınmış bir çok gazetecisiyle, fikir adamıyla, edebiyatçısıyla tanışmış ve onlarla dostluk kurmuş olan Akkuşak’la basınımız, kültür hayatımızın onmaz yarası ve şifa bulmaz derdi dil üzerine söyleştik:
Türkiye’de yaklaşık yarım asırdır devam eden ve basınımıza da sık sık yansıyan dil buhranının ana sebepleri sizce nelerdir?
    Size şaşacağınız bir şey söyleyeceğim. Osmanlıca dediğimiz dil aslında halis Türkçe diye vasıflandırabileceğimiz bir dildir. Çünkü Arapça ve Farsça’dan aldığımız kelime ve tamlamalar aslında bizdeki şekliyle Arapça ve Farsça’da değil, sadece bizim dilimizde konuşulagelen kavramlardır. Yani Osmanlıca  kelimelerin hüviyet cüzdanı Türkçe damgasıyla damgalıdır. Bu görüşten hareket ederek bizim dilimiz için tespit edeceğimiz ana prensip, şu veya bu vesileyle tarihin muhtelif devirlerinde dilimize girmiş bulunan ve Arapça-Farsça kaidelere göre teşkil edilmiş olan çok kelimeli tamlamaların ayıklanması, yerlerine Türkçe tamlamalar ikame edilmesinden ibaret olmalıdır.
Bu ana prensibe artık bugünkü, konuşma, kültür ve ilim dilinde ihtiyacımız bulunmayan Arapça ve Farsça kökenli kelimelerin de terkedilmesi lüzumunu ilave edebiliriz. Meselâ, çöl hayatı ile ilgili bir sürü Osmanlıca kelime vardır. Bunları bugün kullanmamız gerekmez. İlim terimleri vardır ki, uzun tamlamalardan ibarettir. Bunların terkedilmesi ve yerlerine ya yeniden yapılmış Türkçe kelimeler veya beynelmilel ilim terimlerinin konması gerekir. Bu iki prensip haricinde, bizim 20. yüzyıla gelmiş bulunan dilimizde radikal bir inkılap yahut ıslahat yapmaya ihtiyaç yoktur. Dilimizin zenginleştirilmesi lâzımdır, ama bu kendi tabii mecrası içinde ve ehliyetli san’at ve ilim adamları vasıtasıyla olacaktır. Yoksa sun’i zorlamalarla bu tekâmül sağlanamaz, zorlama dilin tahribine dolayısıyla kültür ve san’at hayatında bozukluklara, kıtlıklara sebebiyet verir.  Şimdi olduğu gibi.
Bugün dilimizin vaziyetini nasıl görüyorsunuz?
    Bugünkü Türkçe’nin hâli yürekler acıdır. Yeni nesiller dillerini bütün detaylarıyla tanımak ve ifade etmek imkânından mahrumdur. Üç beş bin kelime ile sınırlanmışlardır. Buna 1962 yılında İbrahim Öktem zamanında, Milli Eğitim Bakanlığı da alet edilmiştir. Yani bu uydurma kelimeler mektep kitaplarına zorla sokulmuştur.  Onun için asıl dil fâciası 1962’den sonra başlamıştır. Ders kitaplarında, ilim fikir hayatında ve üniversitelerde o kadar büyük bir başıboşluk vardır ki, bu uydurma kelimeler adeta güzel Türkçemizi istila etmiş ve onu tanınmayacak hale getirmiştir.
Türk Dil Kurumu’nun yeni teşekkülü akademik bir hüviyet kazandığı halde, herkesi ilgilendiren çalışmalar görülmüyor. Türkçeye gönül veren büyük bir kitleyi hayal kırıklığına uğratan bu durumu siz nasıl yorumluyorsunuz?
    Mütecânis olmayan komisyonların çalışabildiği ve ciddi hizmetler verdiği görülmemiştir. Zannediyorum yeni Türk Dil Kurumu da birbiriyle görüş birliğine varabilecek zihniyette üyelerden terekküp etmemiştir. Aslında dirâyetli ve tedavi edici icraat, komisyonlar marifetiyle değil, bizzat devletin tayin edeceği muktedir, selahiyetlli bir kültür ve dil adamı marifetiyle ancak yapılabilir. Devlet, ilmine, dirayetine itimad ettiği bir fikir adamını bu işe memur etmeli, dilimizi tedavi etmeye matuf icraatla görevli olacak bu ilim adamı şu işleri yapabilir:
1- Selahiyetli dilcilere dilimizin kurallarına aykırı yapılmış  uydurma kelimeleri tespit ettirmeli.
2-Tespit edilen bu kelimelerin ders kitaplarından çıkarılması için yapılacak işlemlere nezaret etmeli.
3-Bundan böyle her önüne gelenin bir kelime uydurup kitap, makale ve haberler dünyasına salıvermesine izin vermeyecek hukuki, kanuni bir mevzuat hazırlatmalı. Türkiye Büyük Millet Meclisine sevkini sağlamalı.
Devlet, atalarından kalan bu güzel dilimizi korumak zorundadır. Dilimizi kanunlarına aykırı olarak bozanları, bozduranları, hatta mahkemeler kanalıyla tecziye etmek lâzımdır. Ben bir Türk olarak dilimi bozanları mahkemeye vermek ihtiyacını hisssediyorum. Devlet, dil işini bir düzene koymazsa vazifesini yapmamış demektir. Bu dâvâ çok uzun, hazin bir dâvâdır. İnşaallah akl-ı selim, vatanseverlik, ilmin sesi ve hakkın sesi, kendisini duyuracaktır. Size kültürümüz ve dilimiz hususunda yaptığınız bu güzel hizmetlerden dolayı teşekkür ederim.
“BÂBIÂLİ’NİN EN İYİ KONUŞTURANI”
Basın, edebiyat, eğitim ve kültür dünyamızın emektâr simalarından Osman Akkuşak, yaptığımız bir başka sohbette de kültür değerlerimize daha fazla sahip çıkılması gerektiğini anlattı. Hayatın mânâsı ve gayesi, başarının şartları hakkında, ayrıca sosyal, siyasî, ekonomik ve meslekî konularda yaptığı röportajları ilgi ile karşılanan Osman Akkuşak’a şair ve yazar Ömer Öztürkmen, “Sen Babıâli’nin en iyi konuşturanısın!” demiştir.
Osman Akkuşak, dizi röportajların dışında edebî tenkit, kitap tanıtımı, Türkçenin problemleri ve Milli Eğitim reformu vadilerinde dikkate değer ilmî ve objektif makaleler yazdı. Yazılarını kitaplaştırma konusunda çok titiz olan Osman Akkuşak’ın bu çalışmaları ne yazık ki gazete ve dergi sayfalarında kaldı. Yazarımıza soruyoruz:
 Sizce bugün kültürümüz ve eğitim sistemimiz bir bunalım, bir buhran döneminde mi bulunuyor?
Türkiye, bugün kültür, dil ve maarif alanlarındaki yanlış tutumlara rağmen ekonomik ve askerî bakımdan tarihinin güçlü devirlerinden birinde bulunmaktadır. Çocuklarımızı az vakit ve az enerji sarfederek üretici hale getirecek modern teknolojiyi kullanır duruma çıkaracak bir eğitim tezgâhından hâlâ geçirememekteyiz. Milli Eğitim güçlü bir özel öğretimi teşvik etmeli, onu ülke ve devlet menfaati bakımından kontrol ederken eğitim bakımından serbest bırakmalıdır.
 Kültürle alâkalı ne diyeceksiniz?
Dilimizi mükemmel kullananlar azalmıştır. Basınımızı, bir sürü acemi yazar doldurmuştur. Bunlar fikir hatasından edebî yanlışlardan vazgeçtim, gramer hatası yapıyorlar, düşük ve bozuk cümle kuruyorlar. İlk yapılacak iş, okullarımızda antoloji mahiyetindeki ders kitaplarını terkedip yerine Türk edebiyatından seçilmiş eserleri bütün halinde okutmaktır. Öğrenci, dilini -o dili mükemmel kullanmış- edebî veya fikrî bir eseri bütün halinde okuyup hazmederek ancak öğrenebilecektir. Dil yani mükemmel Türkçe, kültür problemlerinin kültür buhranlarının tedavisinde en lüzumlu anahtardır, araçtır.
 Babıâli hâtıralarınızı yazmaya başladığınızı duyduk. Bunlar arasında çok renkli simâlar olmalı. Hâtıralarını anlatacağınız gazeteciler, kültür ve sanat adamları arasında kimler var?
Yazarlarla, edebiyatçılarla ve basınla ilgili edebî, siyasî ve beşerî mesajlar, işaretler ihtiva eden bir çok hâtıranın burada dile getirilmesi mümkün değil. Onları hayırla ve rahmetle yâd ediyorum. Kimlerle haşir neşir olmadık, kimlerden etkilenmedik, kimlerin ilim ve irfanıyla yüzyüze gelmedik ki bu uzun Bâbıâli hayatında…
Refi Cevat Ulunay, Peyami Safa, İsmail Hâmi Danişmend, Sadi Irmak, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Orhan Seyfi Orhon, Fahrettin Kerim Gökay, Ali Nihad Tarlan, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, Kenan Akyüz, Halit Fahri Ozansoy, Halide Nusret Zorlutuna, Mümtaz Faik Fenik, Burhan Felek, Etem İzzet Benice, Cevdet Perin, Faruk Kadri Timurtaş, Muharrem Ergin ve daha şu anda hatırıma gelmeyen bir çok karizmatik fikir ve sanat adamı, şair, yazar, hâfızamın ve hâtıramın değişmeyen misafirleridir. Her biriyle alakalı nice hâtıralarım var.
Meselâ Faruk Nafiz Çamlıbel’e bir sohbet esnasında sordum. “Üstadım, siz bir aşk şairisiniz. Nedir bu aşk, mahiyeti nedir? Kim kime âşık olur.” Rahmetlinin iri bir gövdesi, cüsseli bir başı, etkili bir görünüşü vardı. Başını kaldırarak güldü: “Osman Bey” dedi. “O bir keşiftir. İnsanın seveceği bütün ruhuyla bağlanabileceği insanı keşfetmesidir.” dedi. Ve devam etti: “Bir insanın hayatında ya iki defa yahut üç defa başına gelir. Dördüncüsü çok nadir zuhur eder. Bu keşif, ruhlarının frekansı aynı olan iki insanın birbirine tesadüf etmesidir.”
Beş Hececi şairlerimizden Orhan Seyfi Orhon’u duygulandıran bir hâdise yaşamışsınız. Bu hâtıranızı dinlemek isterdik.
Orhan Seyfi Bey’le bir gün Son Havadis’teki odasında sohbet ederken onun, “Ey benim güzel kuşum, / Anladım ki bu akşam unutulmuşum” beytiyle başlayan şiirini okumuştum. Üstad duygulandı ve “Hâlâ o beyitlerden hoşlananlar kaldı mı, o sözlerden haz duyanlar var mı?” diyerek acı acı başını salladı ve edebiyata, şiire o zamanki ilgisizliği bu tavrıyla dile getirdi. Bir gün Ali Nihad Tarlan hocayla birlikte üstadı ziyaret etmek için randevu aldık. Büyükada’daki Anadolu Kulübü’nde kalıyordu. Fakat randevu saatinde bir mazeretimiz çıktı, gidemedik. Ben randevu saatinden evvel telefon açtım. Durumu bildirdim. Yeni randevu talep ettim. “Osman Bey, ben hep burdayım, ne zaman arzu ederseniz, teşrif edebilirsiniz” dedi. Aradan bir hafta mı geçti, on gün mü geçti… Bir sabah gazeteleri mütalaa ederken gördük ki, aziz üstad ebedî âleme hicret etmiş. Görüşme kısmet olmadı.
 Peyami Safa’nın mücadeleci ruhunu aksettiren bir hadisesine de şahit olmuşsunuz.
Evet, 1960 veya 1959 yılları olması lâzım. Peyami Safa’nın evine ziyarette bulunmuştuk. Üzgün ve yorgundu. Falih Rıfkı Atay, kendisini bir yazısından ötürü mahkemeye vermiş, dava etmişti. Bayağı endişeliydi. Dedim ki: “Gidelim, Falih Rıfkı Bey’e müracaatını geri almasını söyleyelim. Yanaşmazsa baskı yapalım.” Peyami Bey güldü. “Falih Rıfkı, harp meydanlarında pişerek gelmiştir. Kuru gürültüye pabuç bırakmaz. Daha çok öfkelenir. Daha ısrarla üzerimize gelir. Aldırmayın, mahkeme ne yaparsa yapsın” diye cevap verdi. Yani Peyami Bey’in gerçekçiliği, olabilecek şeyleri kabule hazır olan tavrı calib-i dikkattir.
KÜLTÜRE ADANMIŞ ÖMÜR
Osman Akkuşak 1931’de doğdu. Yazı hayatına 1952 yılında başladı ve sırasıyla İstanbul Ekspres, Son Telgraf, Adalet, Zafer, Dünya, Tercüman, Son Havadis, Zaman, Güneş, Ortadoğu, Yeni Şafak ve Türkiye gazetelerinde çalıştı ve yazılarını neşretti. Çeşitli liselerde edebiyat dersleri verdi ve lise müdürlüklerinde bulundu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın neşriyat işlerinde görev aldı, İlim ve San’at Bürosu Başkanlığı, Devlet Kitapları Müdürlüğü ve Çağdaş Türk Yazarları Komisyonu’nda çalıştı. Türkiye Edebiyat Cemiyeti’nin kurucu üyesi ve genel sekreteri olarak da hizmet etti. Türk Dilini Koruma ve Geliştirme Cemiyeti’nin ikinci başkanlığını yaptı. Sür’atli Öğretmen Kılavuzu isimli eseri 1966’da neşredildi. Yayına hazır eserleri arasında Türk Edebiyatı Tarihi, Atasözleri, Emet Destanı (piyes), Kompozisyon Kitabı, Batı Dillerinden Gelen Kelimeler Sözlüğü ve Osmanlıca Türkçe Lugat bulunmaktadır.
(Romancılar Konuşuyor, Mehmet Nuri Yardım, Çağrı Yayınları 2014)
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!