• Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 21 Aralık 2018, Cuma 16:06 - Son Güncelleme: 24 Aralık 2018 Pazartesi, 09:03
Font1 Font2 Font3 Font4
Neden bu mutsuzluk?

“İnsanlar anlam duygusunu kaybettikleri ve neden yaşadıklarını bilmedikleri için mutsuzlar. Materyal zenginliğin ortasında ruhlarıyla baş başa kalamadıkları için Yaratıcıyla gerçek ve içten bir iletişim kuramadıkları için mutsuzlar. İnsanlar, sosyal ilişkiler yıprandığı ve birbirlerine artık çare olamadıkları için mutsuz. Modern çağda mutsuzluğun en temel sebebinin, anlam kaybı ve toplumsal olanın kaybı olduğunu söyleyebiliriz.”
Prof. Dr. Kemal Sayar – Kitabın Ortası Dergisi – Kasım 2018


Kemal hoca, mutsuzluğun sebeplerini tam da kitabın ortasından konuşarak anlatmış Kitabın Ortası dergisinde. Teşekkür ederiz dergiye ve Kemal Sayar’a.
21. yüzyılda insan, ormanda yolunu kaybetmiş adeta…
Evet, tek tek ağaçları görüyoruz ama ormanı görmüyoruz.
O ormanın bir kıtada olduğunu, o kıtanın dünya küresinde bulunduğunu anlamıyoruz.
Koca dünya dönermiş, dönmezmiş…
Dünyayı bir döndüren varmış…
Bizi ilgilendirmiyor.
O dünya bir güneş sisteminde yer alırmış…
Güneş sistemi, Samanyolu Galaksisindeymiş…
Galaksinin ve diğer galaksilerin bir sahibi varmış…
Bütün bunlarla ilgilenmiyoruz…
Bunlarla ilgilenmediğimiz gibi, bunların anlamıyla da ilgilenmiyoruz.
Parçada, ayrıntıda öylesine boğulmuşuz ki, bütün hakkında hiç bir fikrimiz yok.
İnsanın, hayatın ve kâinatın hangi anlamı taşıdığı bizi ilgilendirmiyor.
İlgilendiğimiz başka şeyler var:
Kredi kartı, bonus muhabbetleri…
Faiz, döviz, borsa, arsa durumları…
Futbol, magazin, politik gevezelikler…
Politika saplantılı hakaretler…
Televizyonlarda 7/24 dönen o üç saçma yarışma programı…
Kakara kikiri laylaylom meseleler…
Gurme, gastronomi…
Ego, kariyer, başarı ve otomobil üzerine gösteriş budalalıkları…
Akıllı telefona, televizyona, bilgisayar ekranına mahkûm olmak.
Hepsinin ortak özelliği:
Anlamsızlık…
Bütün bu anlamsızlıklara her gün, her saat, her dakika, her saniye… Üstelik bir ömür boyu dayanmak kolay mı?

Oysa insanı ve trilyonlarca galaksileri Yaratan bir.
Yaşatan bir.
Kalbimin ritimlerini ayarlayan kim ise, trilyonlarca galaksilerin, katrilyonlarca yıldızların kütlelerini, hızlarını, açılarını, eğimlerini, dönüşlerini, yörüngelerini, yörünge düzlemlerini de ayarlayan o.
Yaratan o, Yaşatan o…
Gözlerimi yaratan, gözlerime şeffaf birer mercek takan o… Beni görüntüler evreniyle tanıştıran o…
Kulaklarımı yaratan, bana, sesler evrenine açılan işitme sistemleri takan o…
Her insanı yüz trilyon hücreyle yaratan o…

Bizde bir umursamazlık hali…
Oysa mükemmel dengeler, denklemler, formüller, hesaplamalar rakamlara sığacak gibi değil…
Atomaltı parçacıklardan tutun da, en haşmetli galaksilere varana kadar hepsine hükmeden çok çok ince ayarlamalar var.
O ince ayarlamaları yapan birisi var.
Yalnızca bir atomaltı parçacığı kuşatan formüller, dengeler, denklemler aklı zorlarken…
Bir de bu formüllerin, denklemlerin sayısını atomlara, moleküllere, elementlere, hücrelere… Organlara, sistemlere, canlılara… Dünyaya, gezegenlere, yıldızlara, galaksilere uyarlayıp düşünelim…
Ortada ne bir çarpışma, ne bir çatışma, ne bir dengesizlik…
Ne bir kargaşa, ne bir gürültü…
Bütün kâinat tıkır tıkır işleyen bir saat gibi adeta…
Bütün bu mucizeleri Yaratan, belli ki kendini bize tanıtmak istiyor.
Bir Yaratan, kendini bize anlatmak istiyor.
Tanımak isteyen var mı?
Anlamak isteyen var mı?

İnsanı, kâinatı ve hayatı Yaratan’ı tanımadan mutlu olmak mümkün mü?
Oysa yol, yolcu, yolculuk, istikamet ve rota üzerine düşünmek gerekiyor.
Yolcu belli: İnsan ve dünya.
Dünya gemisinin uzaydaki nihai istikameti neresi?
Dünya gemisi hangi limana demirleyecek?

Bu mutsuzluğa bir son vermenin zamanı gelmiş olmalı…
Bu ontolojik güvensizlik duygusu çok yıpratıcı…
5N, 1K önemli.
Ne, nereye, ne zaman, nasıl, neden ve kim soruları önemli.
Soruları yönelteceğiniz merci önemli.
Ama bu sorular, içinde yaşadığımız kâinat için sorulmalı.
Kâinat, hayat ve insan için sorulmalı.

Sahipsiz, başıboş bir insan…
Sahipsiz, başıboş bir kâinat…
Sahipsiz, başıboş bir hayat…
Mümkün mü?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN