RÖPORTAJLAR
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj

Namazı Dosdoğru Kılmak – Mehmed Şevket Eygi
Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2019, Salı 01:29 - Son Güncelleme: 31 Aralık 2019 Salı, 01:29
Font1 Font2 Font3 Font4



Namazı Dosdoğru Kılmak – Mehmed Şevket Eygi
Oğuzhan Kulaksız

 

 

Namazı Dosdoğru Kılmak, İslâm büyüklerinden Necmüddin Kübra Hazretlerinin kısa bir risalesinin şerhi olarak 1308 Hicrî senesinde İstanbul’da el-Hac Mehmed Emin Efendi tarafından bastırılan Tesviyetü'l-imad başlıklı Osmanlıca kitabın, Mehmed Şevket Eygi tarafından bugünkü Türkçe'ye aktarılması sûretiyle meydana gelmiş olup Şeriat, Tarikat ve Hakikat ölçülerinin ışığı altında “Dinin Direği” olan namazdan bahsetmektedir.

 

Şeriat, Tarikat ve Hakikat'ın ne mânâya geldiğini Necmüddin el-Kübra Hazretlerinin kitapta yer alan cümlelerinden öğrenelim: “Şeriat gemi gibidir. Şer'î şerife yapışan kişi denizde boğulmak tehlikesinden kurtulur. Fakat ona yapışmayanlar helâk olur. Tarikat deniz gibidir. Nasıl, gemisiz denize girmek kişiyi helâk ederse, Şeriat'sız tarikat da mânevî helâke sebep olur. Hakikat inci gibidir. O inciyi bulmak için Şeriat gemisine binip tarikat denizine açılmak lâzımdır. İnci isteyen kimse önce gemiye biner, sonra denize açılır, en sonunda inciye erişir. Bu tertibi terk eyleyen kişi inciye vasıl olamaz.”

Risalenin son kısmında ise Allahu Teâlâ'yı zikreden kişi niçin araya bir de şeyhini koysun suâline cevap veriliyor: “Böyle diyen kimseler yanılıyorlar. Nasıl bir Şeriat talebesi başlangıçta Şeriat bilgilerini ve hükümlerini öğrenmek için üstadının önüne gider ve onu can kulağıyla dinleyerek şer'î ilimleri öğrenirse, tarikatta da feyz alabilmek için şeyhe râbıtalanmak öyledir. Kuvvetli ve büyük âlimlerden niceleri kitaplarında râbıtaya cevaz vermişlerdir. Tarikattaki nisbet ve râbıta gibi meseleler kaal ile anlaşılacak şeylerden ziyade birer hal'dirler. Yaşanarak anlaşılırlar.”

 

Kitabın ilerleyen kısımlarında ise Mehmed Şevket Eygi'nin hazırladığı çeşitli yazılar ile “Kurtuluş Anahtarı” risalesi yer almaktadır. Yazıların muhtevası birçok mühim meseleyi ele alıyor. Bunlardan bazıları: Namazın esrârına, cemaatin lüzum ve ehemmiyetine dair muteber din kitaplarından derlenen bilgiler, namaz ve cemaatin terk edilmesinin yâhut önemsenmemesinin doğuracağı fecî neticeler, yapıcı tenkidler ve hayırlı teşvikler, namaza ve cemaate dâvet… Mehmed Şevket Eygi’nin umumiyetle üzerinde durduğu husus ise namazın ehemmiyeti ve cemaatle namazın terk edilmesinin doğuracağı fecî neticelerdir.

 

Mehmed Şevket Eygi, Mehmed Âkif'in Safahat'ındaki Fâtih Câmii başlıklı şiirinde geçen “hasır” kelimesini ele alıp günümüzdeki câmiilerde halı kullanılmasını tenkid ediyor. O tenkidlerden 5 misâl: 1- Koskoca Osmanlı Devlet-i İslâmiyesi, Hilâfet İdâresi, câmiileri lüks halılarla kaplatmayı akıl edememiş de laik rejimin Müslümanları bu hayatî ve önemli(!) yaraya parmak basmışlar. Bu keskin zekâ akıllara sezâ!.. 2- Bize câmii halısı değil, fakat İslâm gençliği, İslâm maarifi, İslâm üniversitesi, İslâm basını, İslâm akademisi ve diğer İslâmî temel müesseseler lâzımdır. 3- Vakit namazlarında cemaatsiz kalan câmiilerimizi alabildiğine ve çok zaman pek zevksiz bir şekilde süslemek, kalorifer tesisatı yaptırmak, kıymetli halılar döşemek, esası bırakıp teferruat, lüks ve fantezi şeylerle uğraşmak demektir. 4- Câmiilere, bilhassa mihrap civarına allı, yeşilli, mavili, sarılı ampuller takmak büyük görgüsüzlük, iptidâîlik ve cehalet eseridir. Câmii sirk ve lunapark değildir. Zevksizliğin bu derecesi rezalettir. 5- Mihrabın iki yanına uydurma şamdanlar koyup onların üzerine karpuz lâmbalar yerleştirip camlarının üzerine de ism-i Celâli ve ism-i Peygamberi'yi yazmak büyük zevksizlik ve saygısızlıktır.

 

 

Yukarıda bahsedilen esasın bırakılmasından nelerin kast edildiğini Mehmed Şevket Eygi’nin kaleminden okuyalım: “Din hayatının esası, kubbe, minâre, takunya, tesbih, hoparlör, şamdan, seccâde, takke ve bunlara benzer eşyalar değildir. Din hayatının temeli îman, ilim, irfan, kültür, takvâ, ahlâkî faziletler, cemaat, birlik, şuur, cihad, yardımlaşma, râbıta, bi'at, itaat, uyanıklık, emr-i mâruf nehy-i münker, ibâdetlerde titizlik gibi mânevî hasletler ve sâlih amellerdir.

 

Namazı Dosdoğru Kılmak'ta muhteva ağırlıkla tenkidlerden oluşmuyor lâkin Mehmed Şevket Eygi “Emr-i bil mâruf nehy-i anil münker” emri gereği yanlış bulduğu yerleri söylemekten kaçınmıyor. Muhtevaya daha çok fıkıh, akaid, ilmihal bilgileri dâhil.

 

Kitabın son sayfalarındaki tenkidlerden biri de Cuma Hutbeleri ile alâkalıdır. Tenkidlerden birkaç cümle: “Türkiye’de 40 bin câmii var. Senede 52 cuma, minberlerde kaliteli hutbeler okunursa muazzam bir din hizmeti yapılmış olur. Ama, ne okuna okuna ezberlenmiş basmakalıp metinlerle ne de sözde modern özentilerle bu iş yürür. Hele, hutbenin sonunda 'Sayın cemaat, câmiinin şadırvanı tâmir edilecek, lütfen yardım edelim…' kabilinden yersiz sözler söylememeli. Zira bunlar cuma namazının ve ibâdetin ciddiyetiyle kabil-i telif olmayan hafif hareketlerdir. Bu devirde hutbenin iyisi hiç Türkçesiz, sadece Arapça okunan hutbedir.”

 

Kitabın sonlarında yine cemaatle farz namazın terkinin neticesi üzerine duruyor Mehmed Şevket Eygi ve şunları söylüyor: “Eğer ehl-i İslâm'dan bir kasaba halkı cemaatle namaz kılmayı terk edip mescidlerini muattal(işe yaramaz) bir hâlde bırakırlarsa, Şeriat âmirleri ve hüküm sahipleri tarafından namazlarınızı cemaatle edâ ediniz diye kendilerine emr olunur. Eğer emr olunduktan sonra yine terkte ısrar ederlerse, kâfirler ile olan çarpışma ve savaş gibi savaş yapmaları helâl olur. Tâ cemaatle devam edinceye kadar.”

 

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!