• Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
    Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
  • İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
    İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
  • Nâzım Tektaş ile Mülakat
    Nâzım Tektaş ile Mülakat
  • Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
    Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
  • Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 3 Aralık 2021, Cuma 02:07 - Son Güncelleme: 3 Aralık 2021 Cuma, 02:07
Font1 Font2 Font3 Font4
Mutsuz İnsanlar Yığını

 

 

Mevsimler takvim yapraklarından düşen sayfalardan bile hızla değişiyordu sanki. Zamanın hiç acıması yoktu ve biz farkına bile varmadan ilerliyordu. Zaman değiştikçe, sabırlar da tükeniyordu.

 

Git gide artan kontrolsüz kalabalık ile şehirlerin stresi de baş edilemez bir hale gelmeye başladı. Zaten az olan trafik daha da çekilmez olurken, insanların telaşı da gözle görülebilir bir şekilde arttı. Gözle görülebilir şekilde diyorum çünkü insanları gözlemlemeyi her zaman sevmişimdir. Yüzler artık maskelerin ardına saklansa da gözlerden okunan duygular anlatmaya yetiyor her şeyi. O gözlerde yorgunluk, mutsuzluk, boş vermişlik, huzursuzluk, telaş, memnuniyetsizlik okuyorum. Hepsi de olumsuz duygular değil mi? Eskiden en azından birkaç güzel duygu görebiliyordum ama son zamanlarda güzelliği ara ki bulasın!

 

Şehirler kalabalıklaştıkça, o şehirde yaşayan insanlar daha da bir yalnızlaşıyordu. Metropollerin temel sorunu bu olsa gerek; kalabalıklar içinde yalnızlık. Birbirimizi görmüyoruz, duymuyoruz, önemsemiyoruz. Kapıldık gidiyoruz hayatın telaşına.

 

Halimizi özetleyecek sözler sanırım; “Yaşamaya çalışıyoruz sadece” olurdu. Çünkü yaşamıyoruz, yaşamaya çalışıyoruz. Çalışma ve geçinebilme telaşı içerisinde hiç anlamadığımız bir şekilde hızla tüketiyoruz ömrümüzü. Sabah-akşam yollarda geçen, gece eve dönünce günün yorgunluğu içerisinde biten bir ömürden bahsediyorum. Kaybedilmiş ve yaşanamamış bir ömür…

 

Bir gününüzü nasıl özetlersiniz?

 

“Sabah erkenden kalktım. Kahvaltı bile edemeden geç kalmamak için yola çıktım. Ama malum trafik geç kalmamak ne mümkün. Hızlı bir şekilde o otobüs senin bu metro benim koşturdum. Karşılaştığım insanlara selam vermek bir yana tanımadım bile. İnsan kalabalığı içinde otobüse binebilme yarışmasına katıldım. Kazanırsam ne mutlu yoksa bir sonraki yarışmayı beklemeye devam ettim. En sonunda kazanarak binip, ezilmeme tehlikesini de atlatınca varacağım yere ulaştım. İşimin başına geçtim, işimi bitirdim. Dönüş yolculuğu mu yine aynı macera. Eve ulaştım ve yorgunluk içinde koltuğa uzandım. Sonrası derin bir uyku…”

 

Derin bir uykuda insanoğlu. Genelleme yapmak istemem ama şehirde yaşayan insanların yaşadığı durum tam olarak bu değil mi? En güzel zamanlarımız böylece geçip gidiyor. Kimimiz daha şanslı olup bu durumların birkaçını yaşarken, kimimiz ise daha da şanssız olup dediklerime şükredecek kadar zor yaşıyor. Neden böylesine telaş içinde yaşamak zorundayız, bunu kendimize neden yapıyoruz hiç anlamıyorum. Bu kuralları belirleyen insan, bu kurallar altında ezilen yine insan. Kendi kendimizi tüketiyoruz.

 

Oysa uyandığımız her gün öyle özel ve güzel bir gün ki… Alabildiğimiz her nefes, koklayabildiğimiz her koku, görebildiğimiz her manzara öyle değerli ki… Bunlara şükredip, bir an olsun durup tadını çıkartabilecek kadar bile izin vermiyoruz kendimize, veremiyoruz. Her gün aynı telaş içerisinde kaybolup gidiyor. Kaybettiğimiz güzelliklerin farkında bile olamıyoruz.

 

Yeni bir sene geldi bile…

 

Zaman çarkını bu şekilde döndürüp giderken geriye mutsuz insanlar yığını kalıyordu. Gördüğüm insanlık gülümsemeyi unutmuş, mutsuzluk maskesini takmış bir şekilde kalabalıklar içerisinde kaybolup gidiyor. Maskeyi çıkartabilmek, o maskenin altındaki güzelliği gösterebilmek aslında ne kadar kolay. Zor olanı yapıp da kolay olanı ulaşılamaz sanmak da insanoğlunun başarısı olsa gerek!


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN