• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Filiz Çırpıcı
Filiz Çırpıcı
Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2020, Salı 20:31 - Son Güncelleme: 22 Eylül 2020 Salı, 20:31
Font1 Font2 Font3 Font4
Mevlevî Şair Yaman Dede

 

 

 

      Gönül hûn oldu şevkinden boyandım Yâ Resulallah

      Nasıl bilmem bu nîrâna dayandım Yâ Resulallah

      Ezel bezminde bir dinmez figandım Yâ Resulallah

      Cemâlinle ferahnâk et ki yandım Yâ Resulallah

 

 

Yanmanın zirvesinde gezen, bu yanışı, bu aşkı anlatırken âdetâ kelimeleri de alevlendiren bir aşk ehli; Yaman Dede.

 

 

İlâhî aşk ile gönlü kan revân olan, Allah ve resûlünün aşkı, şevki ile kendinden geçen Yunus Emre gibidir Yaman Dede. Onun gibi aşkın kan kırmızı rengine boyanmıştır. Gayrı başka bir şekle dönemez. Yunus der ya:

 

 

      “Boyandım rengine solmazam artık

        Âşığım âşığım ölmezem artık”

 

 

Varlığını son zerresine kadar bitiren, seni senden alan o muhteşem yanışın, ateşin rengine bürünürsün. Baştanbaşa onun rengi ile boyanırsın. Ve artık solmak, ölmek nedir bilmezsin.

 

 

Bu nîrâna, yakıcı ateşe nasıl dayandığını kendisi de bilemez. Bu aklın, gören gözün, madde âleminin açıklayacağı bir hâl değildir.

 

 

“Kâl ü belâ” da bütün ruhların toplandığı o ilk mecliste, ezel bezminde, âşık ruhlar yine âşıktır. O demden aşka tutulmuşlardır. O Cemâl’e, Allah’ın o muhteşem güzelliğine hayran kalıp mest olmuşlardır. Ezelden beri âşıktır âşık olan. İşte diyor Yaman Dede, ben o demden beri dinmeyen bir figandım. Sevgiliye kavuşma isteğiyle feryad eden bir bülbül idim. Öyle yandım ki ey sevgili, beni ferahlatacak ancak senin gül cemâlindir.

 

 

Böyle diyor önceleri ismi Diyamandi olan, bu yanış ile, ilahî aşk yolculuğu ile halden hale geçerek sonunda Yaman Dede olan âşık.

 

 

“Diyamandi” kelime olarak elmas anlamına geliyor. Elmas da kömürün toprak altında sıkışarak, nice zamanda, çilelerle dönüşümünden sonra o parlak, muhteşem halini alır. Bizim gönlü elmas Diyamandi de hakikî aşkın çileleri ile, ıstırâbı ile nice zamanlar geçirmiş, olgunlaşmış ve Yaman Dede oluvermiştir..

 

 

      *   *   *

 

 

Diyamandi, Kayseri Talas Rumlarından bir iplik tüccarının oğludur. 1880’lerde dünyaya gelir. Müslüman öğrencilerle bir arada Rüşdiye’de okurken Farsça hocasının tahtaya yazdığı Mesnevî beyitleri onu kalbinden vurur. İdâdî eğitimini sürdürürken, Şark İslam klasiklerinden beyitler ezberleyen, rübâîler, gazeller yazmaya çalışan, İslamî ilmihal bilgilerini öğrenen, Resulullah’ın hayatını inceleyen ve arkadaşlarının “Yamandî Molla” diye isim taktığı bir genç çıkar karşımıza.

 

 

27 yaşında iken Tokat’ta Nakşibendî şeyhi Ahmet Hilmi Efendi’nin huzurunda Müslümanlığa geçmişse de uzun yıllar bunu çevresine açıklayamaz. Ailesinden saklayarak gizli gizli namaz kılmaya, oruçlarını tutmaya çalışır.

 

 

Öğrencilerine ve kızına yazdığı mektuplardan iç dünyasını, ruhsal yolculuğunu, aşkını, yanışını takip edebiliyoruz Yaman Dede’nin. Farsça hocasının tahtaya yazdığı Mesnevî’nin ilk beyitlerinden bahsederek şöyle diyor mektuplarından birinde:

 

 

“Siyah tahtaya beyaz tebeşirle yazılmış kelimeleri okuyunca yandım. Gönlüme bir ateş düştü. Bu ateş ömrümce beni yaktı. Başlangıçta Diyamandi idim. Sonra Yamandî Molla oldum. Sonra Yaman Dede dediler. Sonra Yanan Dede..”

 

 

İstanbul Hukuk Fakültesi’ne geldiğinde Mevlevîhane’yi ve Ahmet Remzi Dede’yi keşfeder. “Ondan Mesnevî okudum. Beni Mesnevî denizine daldırdı. O denizde neler yoktu ki… Kainatın sırları, insanın iç dünyasının derinliği… Bu derinlik beni sarhoş ediyordu. Aşkın alevden ummanı beni alıp götürüyordu. Mesnevî’yi bitirdim. Aslında Mesnevî beni bitirdi.”

 

 

Yaman Dede; hayatın içindeki her şeyin aslında bir şiir, şairin de görünmeyen dudakların üflediği bir ney olduğunu söyler. “Yanan Kalbe Devâsın Sen” na’tı, Ali Kemal Belviranlı tarafından bestelenmiştir.

 

 

      Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifasın sen

      Muazzam bir sehâsın sen, dilersen reh-nümâsın sen

      Habib-i Kibriyâ’sın sen, Muhammed Mustafa’sın sen

      Cemâlinle ferahnâk et ki yandım Yâ Resulallah!

 

 

Âşığın kalbinin devâsıdır O. Bulunmaz bir şifadır, muazzam bir cömertliktir. İnsanlığın rehberidir. Elinden tutup güzelliğe götürenidir. Muhammed Mustafa, Allah’ın habibidir, sevgilisidir. Yine âşıklardan, şairlerden Sezai Karakoç’un şiirinde dediği gibi:

 

 

      “Sevgili!

       En sevgili

       Ey sevgili

       Uzatma dünya sürgünümü benim “    dediği gibi..

 

 

      *   *   *

 

 

Yine şu mısralarında Dede; aşkın yakıcılığından gözyaşlarının tesellisi ile kurtulmak istemediğini bakalım nasıl anlatır:

 

 

      Yak sinemi ateşlere efgânıma bakma

      Ruhumda yanan ateşe nîrânıma bakma

      Hiç sönmeyecek aşkıma imânıma bakma

      Ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma

 

      Yaşlar akarak belki uçar zerresi aşkın

      Ateşle yaşar, yaşla değil yâresi aşkın

      Yanmaktır efendim biricik çaresi aşkın

      Ağlatma da yak, hâl-i perişanıma bakma

 

 

Ateşe koşan pervâneler gibidir âşık bu dizelerde. Bir an tereddüt etmeden nûrun, ateşin etrafında aşk ile dönen ve kendini onun kucağına bırakan pervâneler gibidir.

 

 

Aşkın biricik çaresi yanmaktır efendim,  der. Ve tecrübe ile bilir ve söyler ki aşkın yarası, gözyaşlarıyla değil ateşle yaşar..Gözyaşlarının, ateşi bir nebze söndürerek harâretini azalttığını istemez. Aşkın bir zerresinin bile o serinlikte uçmasına gönlü razı gelmez. Benim perişan hâlime bakıp da bu hâlden sakın çekip alma diye âdetâ yalvarır.

 

 

*   *   *

 

 

İstanbul İmam Hatip Okulu ve Yüksek İslam Enstitüsü’nde Farsça dersleri verdiği günlerden talebesi olan, bugünün değerli ilim kültür adamlarından Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, Prof. Dr. Emin Işık gibi hocaların zihninde derin izler bırakmıştır Yaman Dede. Derslerinde Mevlana’yı ağlayarak anlattığını söylerler. Allah, Resulullah, Konya, Mevlânâ, aşk deyince hemen ağlamaya başlar bu yanmış gönül, durduramaz kendini.

 

 

Eğitimciliğinin yanında serbest avukatlık da yapan Yaman Dede, Anadolu’nun çeşitli illerinde  Mevlânâ ve Mesnevî konulu konferanslar verir. Zamanının çoğunu, gençliğin Mevlânâ’yı ve ilahî aşkı tanıması için sarf etmiştir. Yine Ankara Radyosu’nda çeşitli Mevlevî büyüklerinin hayatını anlatan sohbet programları yapmıştır.

 

 

      *   *   *

 

 

O’nun hikmetli, değerli sözlerinden birkaçını zikredelim:

 

 

* Allah hep lûtfeder. Kahır gibi görünmesi bizim bakışımızın kötülüğündendir.

 

* Dinlerin hakikatine inenler, Allah’a yaklaşırlar. Hristiyan ve Yahudiler dinlerini iyi inceleseler yolları mutlaka Aşk-ı Muhammedî’ye çıkar.

 

 

* Doktorun ustalığına güvenirsek verdiği ilaç acı da olsa, tatlı da olsa alırız. Allah’ın nimetlerini seviyor belalarına kızıyorsak O’na güvenmiyoruz demektir.

 

 

      *   *   *

 

 

Fuzûlî gibi, Yunus Emre, Eşrefoğlu Rûmî, Niyazi-i Mısrî gibi, Yaman Dede gibi Hak âşıkları, her dem gönüllerde yaşarlar. Dost gönüllere, sazı ile, sözü ile, yakıcı kelimeleri ile seslenen bu âşıklara bizden de selâm olsun. Güzel sözlerini, nefeslerini yaşatmak bizlere nasip olsun. Aşk dâim olsun.

 

Vesselâm !..

    

 

     


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN