RÖPORTAJLAR
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”

MEVLA’DAN DÜŞEN ÜÇ ELMA
Eklenme Tarihi: 6 Kasım 2016, Pazar 23:08 - Son Güncelleme: 6 Kasım 2016 Pazar, 23:08
Font1 Font2 Font3 Font4



MEVLA’DAN DÜŞEN ÜÇ ELMA
Zeynep Büyükünal Bir kadını besleyen duygular nedir diye sorsam kendime; aşk, acı ve annelik gelir aklıma. Bir cihandan diğer cihana geçerken konakladığımız şu dünya hanında olgunlaşmadan gitmek olmaz. Bunun için de insanı hamlıktan kurtaracak vesileler gerek. Herkesin payına düşen farklı tabi, benim de şair diliyle yarısını geçmiş olduğum şu demde payıma düşen aşk, acı ve […]

1545077_968265256536468_7982662582860345224_n
Zeynep Büyükünal
Bir kadını besleyen duygular nedir diye sorsam kendime; aşk, acı ve annelik gelir aklıma. Bir cihandan diğer cihana geçerken konakladığımız şu dünya hanında olgunlaşmadan gitmek olmaz. Bunun için de insanı hamlıktan kurtaracak vesileler gerek. Herkesin payına düşen farklı tabi, benim de şair diliyle yarısını geçmiş olduğum şu demde payıma düşen aşk, acı ve annelik oldu.
Bir nesne söyleyelim ki içine katıldığı her şeye anlam versin. İnsan ilişkilerine, Rab-kul ilişkisine ve dahi her şeye. Aşk öyle bir şey ki ona bulaşmayan kalp ne bahtsız bana göre. Sevgiyi yaratanı tanımak için, neden yarattığını düşünmek için bir kıvılcım gibi düşüverir kalplere. Kimininki karşılıklıdır, daldaki kumruları kıskandırır. Kimininki içinde saklıdır, gül ile bülbülü anımsatır. Aşk işte böyle, her cemalde ayrı yansır sevene. Kelimelerin şiire, ipliklerin kilime dönüşmesi, gecelerin yıldızlarla ayrı bir süslenmesi hep aşk yüzünden değil midir seven için? Kalem ne işe yarar sevdiğine bir mektup olup gitmedikçe ve gözler ne işe yarar önünde değil, kalbinde olanı an be an seyretmedikçe? İşin ehli olan için aşk Hüda’ya varma ateşidir, odunlarda değil, bizzat kendinde yanma işidir. Sonra güzelce kendinden geçiştir gerçek sevgilinin perdesini kaldırmak için. Bizim peygamberimiz aşk peygamberidir diyor Mevlana hazretleri. Ne çok sır gizlidir içinde kim bilir.
Diğer bir duygu acıdır bana göre. Onun çeşitliliği ise bambaşka. Kiminin acısı yokluktan, kiminin evlattan, kiminin varlıktan, ya da hastalıktan, ya da bin bir türlü şeyden. Dert işte, insanı çürüten, boynunu büken…gözünden yaş dökmem rahatlatmaz insanı ama dökülür, o da olmasa kim bilir nasıl onulur yaralar. İncinmek, en sevdiklerinden ya da haber alamamak senelerce. Yalnızlaşmak, ses soluk verecek kimseleri bulamamak, ya da onların, binlerin arasında anlaşılmamak, horlanmak ne acıdır insanoğluna. Toprağa elbet varacağız bir gün ve bitecek bütün acılar fakat o vakte dek kaç kere özlemiş ve istemiştir insanlar o toprağı acının içindeyken. Keşke gitmek öyle kolay olsa. Sevdiğini toprağa verirken, uzanıversek biz de yanıbaşına. Ya da dayanılmaz acılar çeken hastalar gitmeyi tercih etse deva yerine, öyle kolay olsa. Ama değil işte. Sevdiğini küreklerle kapatıp yeryüzüne, insan devam ediyor adımlamaya yine aynı yeryüzünde. Acı hep kötüymüş gibi oldu şimdi böyle söyleyince…değil efendim, değil. İçinde merhemi var ama çıkmıyor sabır denen anahtar olmadıkça. Zaman sabırla tevekkülle geçince de zaten dert, dert olmaktan çıkıyor, bizzat kendisi deva oluyor, insanı asıl sevgiliye götürüveren köprü gibi, kanat gibi bir şey oluyor. Yani dert öyle değerli öyle eşsiz bir şey aslında ehline.
Annelik de kadınlara mahsus, özel, bir o kadar da zor bir mesele. Gelenektir, her genç kıza söylerler yeri geldikçe;’anne olunca anlarsın’ diye. Duyguların üzerine titreyen, her duyguyu en zirvede yaşamak isteyen biri olarak, bir bu eksik kalsa ne olacak derken, koca, bambaşka bir dünyayla karşılaştım doğrusu anne olunca. Merhamet desen var, sabır desen var, özveri, endişe, bağlılık, emek, bir kadının hissedebileceği bütün duyguların katmerli hali varmış annelikte. Aşk var en derininde. Daha önce hiç görmediğiniz, ama sizin bedeninizde can bulmuş bir çift gözün sahibine duyduğunuz aşk var. O gözden bakan, acaba o minik mi, yoksa onun da sahibi, yüce Malik mi? Gecenin karanlığında, o mink beden kımıldadıkça kucağınızda, ses verdikçe, birçoklarına anlamsız gibi gelse de asıl sahibinin bakışı gibi gelen o pırıl pırıl gözler… Nasıl da zikrediyormuş doğa, yaprağıyla, kuşuyla, yeni doğanlarla. Bir emanet ki, ömür boyu… En kıymetlisi annesinin, insan olmaklığının meyvesi.
Daha neler yazılır da az gelir Mevla’dan kadınların nasibine düşen bu üç elma, üç nasip için. Herkes kendi yaşadığını bilir elbet, kendi çektiğini… ben de şairce söylersem, ömrümün yarısına gelip şöyle bir bakınca ardıma, böyle güzel üç nimet gördüm beni ben eden. Verene de alana da şükürler olsun….
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!