RÖPORTAJLAR
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
Eklenme Tarihi: 20 Haziran 2019, Perşembe 03:11 - Son Güncelleme: 20 Haziran 2019 Perşembe, 03:11
Font1 Font2 Font3 Font4



Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
Semra Karadeniz

 

Mehmet Nuri Yardım, edebiyatımızın farklı türlerinde eser veren bir araştırmacı yazar. Denemeden hikâyeye, araştırmadan romana, incelemeden röportaja kadar edebiyatın pek çok alanında kitap yazan Yardım ile ‘edebiyat ve yazı merkezli’ bir konuşma yaptık. Bu röportajın edebiyat dünyamıza katkı sunması en büyük dileğimiz. Şimdi size sorularımızı ve aldığımız cevapları takdim ediyoruz:

 

KARADENİZ: Sizi edebiyat ile buluşturan şey neydi?

YARDIM: Edebiyat ile buluşmak… Gerçekten büyüleyici bir şey. Edebiyatı sevmek, edebiyatla birlikte olmak, okumak, düşünmek, yazmak… Rabbimizin büyük nimetleri bunlar. Aslında farkında değiliz. Her insanın hayatında edebiyat az da olsa var. Belki bizzat yazmıyor, edebiyatla ilgilenmiyor kimi insanlar. Ama türkü dinliyor. Türkü edebiyattan doğmadır, sözleri şiir değil mi? Çocukken masal dinliyor. Masal edebiyat değil mi? Annemizden ninniler dinliyoruz bebekken. Ninni edebiyat değil mi? Velhasıl, beşikten mezara kadar edebiyatla içiçeyiz de farkında değiliz. Ben bu sihirli sanatı, ilkokul yıllarımda keşfettim. Sınıf öğretmenimiz Tevfik Yargıcı sayesinde oldu. Ne güzel bir insandı Tevfik Hoca. Ne kıymetli bir eğitmendi. Sınıfta şiir okur, tarih anlatır, menkıbelerden bahseder ve bütün sınıfı büyülü bir dünyaya alıp götürürdü. Allah rahmet eylesin. Bugün hasbelkader biraz kitap yazabildiysem, edebiyata birazcık katkım olabildiyse onun sayesinde olmuştur. Tabii ortaokul, lise yıllarında hocalarımızın da emeği çoktu. Hele fakülte yılları… Mehmet Kaplan, Muharrem Ergin, Faruk  Kadri Timurtaş, Abdülhakid Karahan, Sadettin Buluç, Mehmed Çavuşoğlu, Ali Alparslan, İnci Enginün, Zeynep Kerman, Mertol Tulum ve diğer hocalarımız… Bence bu bir kader, bir alınyazısı. Biz belki temenni ediyoruz, ama mesleklerimizi, meşgalemizi Cenab-ı Allah bir bakıma bize hediye ediyor, çalışalım, üretelim ve insanlığa hizmet edelim diye… Buluşma böyle oldu. Aniden, ansızın, kendiliğinden ve birdenbire…

 

KARADENİZ: Edebiyat hayatınızdaki eserlerinizde genel olarak ilkleri oluşturmanızı sağlayan dinamikleriniz nelerdir?

YARDIM: Semra Hanım, edebiyatın ilk dönemimde herkes gibi acemice şiirler, denemeler, hikâyeler yazdım. Sonra fakültede bu işin tahsilini görünce şunu düşündüm. Herkesin yaptığını yapmak iş değil. Yapılmayanı, düşünülmeyeni, üzerinde kafa yorulmayanı yapmak daha doğru olur. Araştırma inceleme dalını bu yüzden daha çok sevdim. Çünkü bir farklılık ortaya koyuyorsunuz, bir yenilik getiriyorsunuz düşünce ve sanat hayatına. İşte ilk kitabım Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları böyle doğdu. Sonra mizah serisinin ilk kitabı Edebiyatımızın Güleryüzü, yitik değerlerimiz için Unutulmayan Edebiyatçılar, Kayıp İstasyon, Kalem Efendileri vs. biraz da şöyle düşünelim. Durumdan vazife çıkardım. Baktım ki mizah alanında boşluk var, mizah kitapları hazırladım. Biyografi biraz ihmal edilmiş, biyografiye ağırlık verdim. Meselâ 15 Temmuz’dan sonra vatan sevgisiyle ilgili bir kitap yazmalıydım. Her eli kalem tutan yazmalıydı kanaatimce, çünkü bu güzel vatana hepimiz borçluyduk. Madem ki iç ihanet örgütünden ve dış düşmanlardan bu aziz vatanı, Türkiye’yi kurtarmıştık. Öyleyse bunun da edebiyatı yapılmalıydı. Oturdum bu konuyla ilgili denemelerimi bir araya getirdim ve İstiklalden İstikbale bu şekilde günışığına çıktı. İyi ki yayımlandı, yoksa ömür boyu vicdan azabı çekerdim. Millî duygulara sahip olduğunu sandığım bazı şairler ve yazarlar, henüz 15 Temmuz hakkında tek satır/mısra yazmadılar. Şaşırıyorum. Garip ama gerçek!

 

KARADENİZ: Kitaplar (edebî metinler) hayatınızda nasıl bir öneme sahiptir, Esinlendiğiniz şeyler nelerdir?

YARDIM: Kitaplar, edebî metinleri ihtiva eden bütün eserler benim için elbette çok kıymetlidir. Bütün mal varlığım diyebilirim ki, -şükürler olsun- zengin olan kütüphanemdir. Zira aradığımı bulabiliyorum. Çoğu zaman kütüphaneye gitme ihtiyacı hissetmeden herhangi bir konuda yazı yazabiliyorum. Bu da beni mutlu edebiliyor. Tabii bu durum, kütüphaneye hiç gitmediğim anlamına gelmez. Aksine ömrümün büyük bir kısmı kütüphanelerde geçti. Bilhassa ilk kitaplarımı hazırlarken Beyazıt Devlet Kütüphanesi’nden, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nden, Fakülte Kitaplığı’ndan dışarı çıkmazdım. Çok da yararlandım. Zaten kütüphaneye gitmeden ciddi bir araştırma inceleme kitabı yazamazsınız. Belki roman yazabilirsiniz, hikâye de, şiir de… Ama araştırmaya dayalı kitaplarda mutlaka sahafları dolaşmanız, kütüphaneleri gezmeniz gerekir. Yazıda esin kaynağı, ilham kaynağı her şeydir aslında. Beni bir kırık tarihî çeşme etkiler, ayağı sakat bir kedi, uzaktan üflenen bir ney, yanık bir türkü, zorlanarak uçmaya çalışan bir kuş, dilenen bir çocuk, müşteri bekleyen bir esnaf, işine koşturan bir memur, bastona dayanarak ağır ağır adım atan bir yaşlı, vapura binmek için koşturan bir vatandaş… Kısacası her gördüğüm bana ilham verebilir, tabii yazı konusu da olur. Bu benim için çok önemli… İstanbul bana göre bir açık hava müzesidir. Mezarlıklarıyla, çeşmeleriyle, medreseleriyle, camileriyle, sebilleriyle, külliyeleriyle, hamamlarıyla, çarşılarıyla kısacası tarihî bütün eserleriyle her zaman bana ufuk açmıştır, ilham vermiştir, yol yordam göstermiştir. Bu yüzden yazı sıkıntısı çekmem hiç bir zaman. Aksine yazılacak konular çok ama vakit yetmiyor. Günde 24 saat değil de mesela 48 saatimiz olsa yine yetmez diye düşünüyorum. Esasen önemli olan, az zamanda çok şeyler yapabilmek, yazabilmek. İnşallah eskilerin “bast-ı  zaman” (zaman genişliği) dediği sırra ereriz de vakit sıkıntısı yaşamadan yazar, çizeriz. Okuyucularla her dem hemhâl oluruz.

 

KARADENİZ: Mizah alanında fazlaca ürün ortaya koymuş biri olarak bunu nasıl açıklarsınız? Ülkece gülmeye ihtiyacımız olduğu kanaatinde misiniz?

YARDIM: İşte tam damardan girilmiş bir soru. Mizaha az değil çooook ihtiyacımız var. ‘O’ları özellikle çoğalttım. Görüyorsunuz toplumda bazı insanlar ne kadar sinirli, ne kadar asabi, ne kadar agresif… Kaşlar çatık, sinirler gerili, kutuplaşmaya hazır bir toplum olduk. Çok yanlış, biz böyle değiliz, olmamalıyız. Biz Nasreddin Hocaların, İncili Çavuşların, Bekri Mustafaların torunlarıyız. Hayata mizah gözlüğüyle bakan bir ecdadın torunlarıyız. Allah’tan Binail Yıldırım gibi nüktedan bir siyasetçimiz var da az da olsa gülebiliyoruz, neşelenebiliyoruz. Hakikaten mizaha çok ihtiyacımız var. Biliyorsunuz. Edebiyatımızın Güleryüzü, Tarihimizin Güleryüzü ve Mizahın İzahı. Benim yayımlanan üç mizah kitabım, bir üçleme meydana geldi. Dördüncüsü yayınevinde. Beşincisine de bugünlerde başladım. Düşünün artık. Bu gidişle ona kadar gidecek galiba. Ama boşa değil. Toplum bilhassa gençler mizahı seviyor, hayata biraz da eğlenceli tarafından bakıyorlar. Haklılar ama. Her zaman ciddiyet olmaz. Arada bir gülümsemek gerekiyor. Hazret-i Peygamberin şu kutsal sözünü hiç bir zaman unutmamak gerek: “Mümine tebessüm sadakadır.”

 

KARADENİZ: Usta-çırak ilişkisi nedir? Günümüzde nasıl bir gelişme göstermiştir?

YARDIM: Sizin de devam ettiğiniz “Yazı Editörlük ve Medya Kursu”muz işte tam da bunun için var. Bu ihtiyaçtan dolayı 11 yıl önce başlatıldı ve hâlâ devam ediyor. Ustalarımızdan, üstatlarımızdan, hocalarımızdan öğrendiklerimizi, talim ettiklerimizi siz gençlere aktarıyoruz, öğretmeye çalışıyoruz. Bir bakıma biz ara-nesiliz. O büyük hocalar ile sizin nesil arasında bir arabulucu gibiyiz. Kültürün, sanatın, edebiyatın ‘maziden atiye’ devredilmesi için köprü olmaya çalışıyoruz. İnşallah bunu hakkıyla yerine getiririz diye dua ediyorum. Ama sizin gibi almayı, öğrenmeyi ve talim etmeyi seven gençler var oldukça bu tür çalışmalar daha da keyifli olacak. Ve inşallah geçmişin büyük birikim geleceğe aktarılacak.

 

KARADENİZ: Eğer bir yazar olmasaydınız, hangi mesleği yapmak isterdiniz?

YARDIM: İnanın yazar olmak kolay değil. Yaklaşık 50 civarında basılmış kitabım olduğu hâlde kendime hâlâ yazar diyemiyorum. Belki edebiyatçı yazar, araştırmacı yazar diyebiliriz. Zira o büyük müellifler gibi Tanpınar, Tarık Buğra, Yahya Kemal, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Sâmiha Ayvardi, Safiye Erol, Bahaeddin Özkişi gibi yazabilmek için çok uğraşmak gerekiyor. Bu anlamda kendimi bir talebe, bir öğrenci gibi gördüğümü söylemek isterim. İnşallah o büyük yol açıcıların yollarından gider, edebiyat bahçesinin envai çeşit meyvelerinden tadar ve önce milletimize, sonra ümmetimize, en sonunda da bütün insanlığa hizmet ederiz. Erdemli bir dünyayı gösterip iyilikler ve güzellikler alanları açarız. “Eğer yazar olmasaydım, yine yazar olmak isterdim.” desem kabul eder misiniz? Haydi gerçeğe yaslayalım sözlerimizi: Eğer yazar olmasaydım, şayet gazeteci olmasaydım iyi bir edebiyat öğretmeni olmak isterdim. Gerçi bir günlük öğretmenliğim var ama tabiatiyle sayılmaz. Ömür boyu öğretmen olmak ve onbinlerce öğrencime edebiyatı sevdirmek isterdim.

 

KARADENİZ: Çocukluğunuzdan şimdiye kadar edebiyatla ilişkiniz nasıl gelişim gösterdi?

YARDIM: Doğrusu biraz hüdainabit bir şekilde kendiliğinden gelişti. Çocukken her edebiyat heveslisi gibi ben de şiirler yazdım, sonra baktım ki şiir zor, ulvî, yüksek ve bolca emek ister. Biraz da tabiat meselesi. Herkes şair olamaz. Hikâyeye ve denemeye yöneldim. Mizacım bu türlere, yani nesre daha yatkındı. Fena olmadı. Fakülte yıllarında ise bir boşluk görüp araştırma incelemeye daldım. Zor fakat en faydalı alan belki de buydu. Pek kimse de uğraşmak istemiyor doğrusu. İnsanlar genelde oturup şiir yazmayı seviyor. Yazdıkları şiir olmasa da… Tabii benim ilgilendiğim alanlar daha çok akademisyenlerin sahasına giriyor. Belki de bazı akademisyenler bu yüzden bana kızıyordur, kimbilir. Bu yüzden bazı hocalarım, “Yahu bu kadar çalışıyorsun, emek veriyorsun, bari bir doktora yapsaydın.” demişlerdir. Tabii ben bu çalışmaları  severek yaptığım için gözümde ve hayalimde bir unvan, akademisyenlik olmadı hiç bir zaman. Mizacım gereği hürriyetime bağlıyım, özgürlüğü serbest çalışmayı seviyorum. Belki herhangi bir üniversitede hocalık yapsaydım bu kadar iş ortaya çıkmazdı. Üretkenliğim çok azalabilirdi. Her şeyde bir hikmet ve rahmet vardır. Sanırım gazetecilik/yazarlık bu anlamda benim için daha iyi, daha isabetli bir meslek seçimi olmuştur.

 

KARADENİZ: Edebiyata bir şekilde gönül bağlamış kimselere başlangıç önerileriniz nelerdir?

YARDIM: Önce sevmek lazım. Sevmekle başlar her şey. Her meslek böyle yapılır, her iş böyle kotarılır. Her keşif, her buluş tecessüslerin, merakların ardından günyüzüne çıkmıştır. Bir işi, mesleği, sanatı, uğraşı severek yaparsanız başarırsınız, mutlu olursunuz, başkaları da bu gayretinizden faydalanır, istifade eder. Onun için edebiyata ilgi duyan, bu mesleğe yanaşan ve ileride derinleşmek isteyenlere söyleyeceğim biricik tavsiyem şu olabilir: Edebiyatı seviniz. Kolay ve zor taraflarıyla, zahmetli ve müşkül yönleriyle, bütün cepheleriyle, geçmişi ve geleceğiyle edebiyatı seviniz. Fuzuli ve Baki ile birlikte Şeyh Galib’i de tanımalısınız. Tanzimat ve Servet-i Fünun Neslini de… Sonra Cumhuriyet dönemi romancılarını, şairlerini, deneme yazarlarını, hikâyecilerini ibol bol okumalısınz. Çağdaş edebiyatımızdan bihaber kalamazsınız. Batı klasiklerine mesafeli duramazsınız. Şark klasikleri de sizin için değerlidir, Türk klasikleri de kıymetlidir. Kısacası edebiyatı bir yaşama alanı, bir hayat biçimi olarak seçmelisiniz. Dünyaya o gözle bakmalısınız. Benim nâçizane kanaatim şudur ki, edebiyat bütün insanlığın gündemine hâkim olsa, bu kadar cinayet, bu kadar hırsızlık, bu kadar terör olayları olmaz. İhanetler çoğalmaz. Katliamlar belki de biter. Yeter ki insanlar edebiyattan, insanlıktan, erdemden haz alsın, iyilik medeniyetine doğru yol alsın. İnsan kardeşlerini sevsin o zaman belki de televizyonlarımız ve gazetelerimiz iyilik haberleriyle dolup taşar, karamsar ve kötümser haberlerle değil. Bunun için edebiyatla ilgilenmeyi herkese tavsiye ediyorum. Mesleği ne olursa olsun, kitap okumak, edebiyatın uçsuz bucaksız alanlarına kanatlanıp dolaşmak bana göre insanları sakinleştirir, huzurlu kılar ve o zaman yeryüzü, daha yaşanabilir bir mutluluk ülkesi, bir iyilik dünyası olur.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!