• Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine

YAZARLARIMIZ

Öznur Kısar
Öznur Kısar
Eklenme Tarihi: 10 Ocak 2022, Pazartesi 21:38 - Son Güncelleme: 10 Ocak 2022 Pazartesi, 21:39
Font1 Font2 Font3 Font4
Mecnûn’un Beklediği Aşk

 

Genç kız yağmur damlalarının cama hızlı hızlı serpilişinin çıkarmış olduğu pıtır pıtır sesler ile uyandı. Apartmanın arka bahçesindeki ağaçların dalları fırtına sebebi ile bir o yana bir bu yana savruluyor; güz sonu kalan tek tük yapraklar da etrafta hızlıca uçuşuyordu. Uyanması ile yeniden her şeyi hatırlaması bir oldu ve sanki içinden bir şeyler kopup gitti. Hani bazı sabahlar vardır; bazı uyanışlar, acının içimize içimize işlediği o anlar. İşte o anlarda insan sadece tek bir şey gerçekleşsin ister. Yeniden eskiye dönmek ve yaşanılan her şeyin bir rüya olduğu hayalinin gerçek olabileceğini ummak. “İnsanın kalbi bu kadar ağrır mı anne?” dedi içinden. Bana bunları öğretmemiştin. Bana hayatın bu denli zor, çetrefilli ve anlaşılmaz yanlarından söz etmemiştin. Bana aşkın yakıcılığından söz etmemiştin hiç. Anlatmaya ve hazırlamaya çalıştığın dünya hayatı, tozpembe bir şey değilmiş, aldanmışım.

    

Bana hep şu hikayeyi anlatırdın anne hatırlıyor musun? Hani Mecnun yollara düşmüş günlerce, saatlerce yolları gözlemiş. Beklediği bir türlü gelmiyormuş. Ne beklediğini sormuşlar. “Leyla’mın köyünden gelecek olanların yolunu bekliyorum” demiş. “Onun köyünden gelen, onunla göz göze gelmiş, tanış olmuş, aynı göğe bakmış, aynı rüzgara saçlarını bırakmış, aynı toprakta yürümüş olanlar, onun için bu denli kıymetliyse eğer; kim bilir Leyla’yı bekleyişi, özleyişi, sevişi nice olur?” diye düşünürdüm her anlatışında…

   

Aşık Veysel üstadın:  “Güzelliğin on para etmez; bu bendeki aşk olmasa” dediği aşk bizim ona ne kadar anlam yüklediğimizdir belki de, sevmeyi sevme tutkumuzdur. Aşk belki de bizim sevmeyi ne kadar çok sevdiğimiz, yücelttiğimizdir gönlümüzde. Aşk’a tutkun, aşk’a meftun oluşumuz da bu sebepten midir? Yoksa sevilenin olağanüstü biri olması anlamı taşımıyor olsa gerek;  aslında kimbilir? 

    

Tüm bu düşünceler kafasının içinde cevaplarını ararken genç kız yatağından doğruldu. Saçlarını elleriyle düzeltti; onun saçlarını ne kadar çok sevdiği geldi aklına, içi burkuldu bir an. “Hoşça kal uzun saçlı… kız” diye bitirirdi mektuplarını. Hiç unutmadı o sözleri, aynaya her baktığında o cümlelere tutundu gönlü. Bazen, kızgınlık anlarında eline makası alıp sırf o uzun saçları seviyor diye bir anda düşüncesizce kesip attığı olmuştu o güzelim saçlarını. Hep pişman olmuştu sonunda; zaten küçük bir kız çocuğu iken de annesi saçlarını kestiğinde dakikalarca ağlardı ayna karşısında. Aynı çaresiz küçük kıza dönüşmüştü şimdi neredeyse. Bir mucize olsa ve şu an akan gözyaşlarının sebebi de, çocukken saçlarının kesilmesine duymuş olduğu üzüntü olsaydı keşke; diye umut etti bir an.

  

Doğrulup yatağından kalktı, banyoya yöneldi. Bir çift kederli göz gördü aynada. Ağlamaktan şişmiş, uykusuz, kederli ve yorgun gözler… Hasta olduğunda ve ona nazlandığında “İyisin iyi, maşallah’ın var” der güler geçerdi. Bir an evvel toparlasın iyi hissetsin diye teselli edişi geldi hatrına. Şimdi gözlerine baktığında iyi miyim gerçekten diye iç geçirdi?

  

“Bitti mi şimdi gerçekten?” diye sordu kendine. Bir taraftan yüzünü soğuk su ile yıkıyor bir taraftan bu acı soru beyninde yankılanıyordu. “Bitmek zorunda” dedi. “Kalbime sürekli batan bir kıymıktın sen, kımıldadıkça batan, çıkarmaya çalıştıkça daha derine inen, bir ince diken parçasının yün parçalarından ayrılıp çıkarılamayışı gibi zor seni kalbimden söküp çıkarmak, içerimden, tâ derinlerden, fakat bir şekilde bunu başaracağım. E peki o merhametli yanın, sıcacık gülümsemen, sıkma canını, bir kahve yap kendine, üzülme diyen aydınlık yüzün mü gerçek sen? Yoksa arkasını dönüp tek cümle etmeyip giden mi sensin? Asla anlayamıyordu. İnatçı, gururlu, kibirli yanın mı sensin?” dedi iç sesi. “Tüm dünyayı unutturacak merhametinle saran, güldürmek için türlü komikliklerle, o kederli anları unutturmaya, dağıtmaya çalışan o şefkatli gönlün mü? Sen hangisi olmalısın? Gönlümü sevginle bir anda ısıtıp cennete çeviren mi? Acımasızca bir çöl yalnızlığında tek başına katıksız yarı yolda bırakıp giden bir yabancı mı? Hangisi sensin söyle? Bir anlasam, bir bilebilsem?”

  

Bu düşünceler zihnini kemirirken mutfağa yöneldi. Belki bir çay içini ısıtır mı diye sorguladı kendini. Aç değildi, çay da içecek durumda değildi. Yeniden kendini yatakta buldu. Şimdi şırıl şırıl akan bir nehir kenarında olmak vardı dedi içinden; gözleri daha fazla direnemedi gözyaşlarına. Ağlamasını hiç sevmezdi, daha önce hiç söylememiş olmasına rağmen hissederdi. Hep ağlıyorsun zaten diye dert yanardı üstelik. Duygularına ket vuran biri için ağlamayı sevmemek normal olmalı diye düşündü. Kelimelerle barışık olmayışı da bununla ilgiliydi aslında. Söyleyemediği cümleleri onu hiç azad etmedi. Kalbinin kafesi onu çok sıkıştırıyor olmalı, özgürlüğe kanat çırpmak istemez mi hiç söylenmemiş cümleler? Yorgun kalbine zarar vermese bari. Neyse bunların bir önemi yok artık diye düşündü. Belki de ikisi için de en iyisi böyle olmalıydı. Fakat gözlerindeki bu ağır bulutlar, onun dediği gibi her an yağmaya hazır damlalar onu bırakır mı bir süre sonra? Sahi sevda dediğin bir hastalık mıdır? Ne menem bir şeydir ki aslında?  Bunu araştıradursun bilim adamları. İnsanın kalbini gökkuşağı gibi mevsimden mevsime taşımasıyla adeta bir cennet, gönlünü mengene ile sıkıştıracak kadar ezip,  naçar bırakacak kadar yakan, acımasız bir duygu seli. Tüm bu düşünceler içinde, içerindeki kederi unutmak ve hiç hatırlamamak için en güzeli uyumak diye iç geçirdi ve uykunun şefkatli kanatlarına bıraktı kendini, uyumak ve unutmak her şeyi, şimdilik…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Mecnûn’un Beklediği Aşk Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN