RÖPORTAJLAR
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat

M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
Eklenme Tarihi: 9 Haziran 2021, Çarşamba 23:07 - Son Güncelleme: 10 Haziran 2021 Perşembe, 00:32
Font1 Font2 Font3 Font4



M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
Mehmet Nuri Yardım

 

 

Orhun Kitâbeleri’nin, Kâşgarılı Mahmud’un, Yusuf Has Hacib’in, Yûnus’un, Mevlâna’nın, Fuzuli’nin, Âkif’in, Necip Fâzıl’ın ve Yahya Kemal’in okunmasını tavsiye eden Kukul, “Gençler sabırla yazmaya başlasınlar.” diyor.

 

M. Halistin Kukul ömrünü edebiyatımıza adamış bir şair ve yazar. 1943 yılında Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde doğdu. Eğitimini tamamladıktan sonra liselerde öğretmenlik, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiiri 1961 yılında yayımlanan Kukul’un şiir, hikâye ve denemeleri çeşitli gazete ve dergilerde neşredildi. Pek çok eseri kültür hayatımıza kazandırdı, değişik kurumlardan ödüller aldı. 1997 yılından beri emekli olan Kukul, yeni çalışmalarını okuyucularına hazırlıyor. Yazarımızla güncel edebiyat ve eserleri hakkında konuştuk:

 

Aziz hocam sizinle daha önce zât-ı âlinizin çocukluk yıllarından başlayarak edebiyat serüveninizi ve yazı hayatınızı konuşmuştuk. Şimdi biraz daha güncel edebiyata dair kıymetli fikirlerinizi öğrenmek istiyorum. Edebiyatın farklı türlerinde eser vermiş bir büyüğümüz olarak sanırım şiirinizin gönlünüzdeki yeri farklı. Umumiyetle edebiyatçılarımızın ilk çalışmaları da şiir oluyor. Ama siz kaleme aldığınız destanlarla da bu türü hiç bırakmadınız. Şiirin günümüzdeki durumunu nasıl görüyorsunuz? Gençlerin yazdıklarını görebiliyor musunuz? Edebiyat dergilerindeki şiirlerin vaziyetini nasıl buluyorsunuz? Şiirimiz eski şaşaalı, saltanatlı mevkiine ulaşabildi mi, bu konudaki değerli fikirleriniz…

 

Edebiyata, umûmiyetle şiirle başlanılıyor. Bu da, çok tabiî bir hâldir. Çünkü; his, düşüncenin önündedir. Basit demeyeyim, saf/arı/berrak hisler kâğıda kaydedilince, insana, kendine güven geliyor. Bu sebeple, çocuk denilecek yaşta şiir yazılması kaçınılmaz oluyor. Sorunuzun ikinci bölümü, destanlarla alâkalıdır. Kıbrıs Destanı, Dağıstanlı Arslan Şeyh Şâmil Destanı ve Kanije Destanı adlı kitaplarım Kültür Bakanlığı ve Türkiye Diyânet Vakfı tarafından kitaplaştırıldı. Şu anda da, hepsini bir başlık altında topladığım fakat yayınlayamadığım Oğuz Kağan Destanı-Dede Korkut Destanı-Osman Gazi Destanı ve Kunuri Destanı adlı kitabım hazırdır.

 

Türk şiirinin günümüzdeki durumuna gelince, sıkıntılı olduğunu söyleyebilirim. Tabiî ki, ‘sıkıntı’dan neyi kastettiğimi belirtmeliyim. Şu ân itibâriyle birkaç edebiyat dergisinde yazıyorum. Türk Yurdu, Çağrı, Bizim Külliye, Toşayad Kümbet, Aydın Efesi, Çıngı bunlardan bâzılarıdır. Ayrıca; wwwkapsamhaber.com ve Samsunhabertv yaygınağ/internet sitelerinde yazı şiirlerim yayınlanıyor. Sıkıntı ne midir, cevap vereyim: Tabiî ki, Türk Yurdu hâriç, diğerlerinin bir kısmı şiirle dolu. Düşünebiliyor musunuz, 48 sayfalık bir dergide 50-60 şiir yer alıyor. Bu da, sözünü ettiğiniz, “Şiirimizin eski şaşaalı ve saltanatlı mevkiine ulaşmasını” mümkün kılmıyor.

 

Nasıl ulaşabilsin ki?!

 

Çocukluk ve belli bir gençlik dönemindeki şiirlerde ‘his’ fazlasıyla öndeydi. Belli bir yaş seviyesinden sonra, his’se yön verecek, akıl müşterekliği gerekir. Aklın murakabesinden geçmeyen mısrâlar, âhenkten de mahrumsa, şiir safında yer bulamaz, bulmamalıdır.

 

Bunun için, şâir çok, şiir çok azdır. Ekseri arkadaşlarımız şiir değil de, şâirlik peşindedirler. Bunun için, durmadan, aceleyle/koşuşturmayla yazıyorlar.

 

Netîcede, o “şaşaalı” ve “saltanatlı” şiire ulaşmak değil, pek de yaklaşamıyoruz. Sâdece münferit çalışmalarda başarı görüyorum, o kadar!..

 

Hikâye bizde geleneği olan bir tür… Sizin de hikâyeleriniz, hikâye kitaplarınız var. Hikâye alanında pek çok eser de yayımlandı son yıllarda. Bu edebî türün bilhassa Tanzimat’tan sonra başlayan serüveninin geldiği noktayı yeterli buluyor musunuz? Daha iyi hikâyeler yazılabilir mi?

 

Üç hikâye kitabım yayınlandı. Hikâyede ısrarcı olmadım. Çünkü, roman hâriç her tür üzerinde çalışmalarım bulunmaktadır. Yalnız şu var ki, Ömer Seyfettin’de takılıp kalmışız. 36 yıllık ömrüne dünyaları sığdıran Ömer Seyfettin’in, takılıp kalmışız dediğim hikâyeciliğini bile yeterince tanıtıp anlatamamışız. Kaldı ki, Ömer Seyfettin, aynı zamanda büyük bir fikir adamıdır. Türkiye gibi, bilhassa genç nüfusa sahip bir ülkenin, san’atın her sahasında numûne eserler ortaya koyması beklenirdi. Mustafa Kutlu gibi, başarılı örneklerimiz olmasına rağmen, meselâ, ‘Çocuklar için edebiyat’ sahasında, kat’iyyen yeterli değiliz.

 

Roman bizde yeni. Tanzimat’tan sonra başladı ve bir hayli ilgi gördü. Birçok edebiyatçımız yazıya şiir ve hikâye ile başladı ama romanla devam ediyor. Roman insanların meramını ifade edebilmesi için daha rahat ve geniş bir alan olarak mı görülüyor?

 

Roman hiç yazmadım. Zincirli Tepe adlı hikâye kitabımdaki ilk hikâye olan Zincirli Tepe hikâyemi roman olarak düşünmüştüm. Öyle bir noktaya gelip dayandım/tıkandım ki, kırk sayfaya yakın uzun bir hikâye ortaya çıktı. Son dönem romanlarımızda ise, siyâset öne çıktı. Son dönemlerin hadiselerini romanlaştıranlar oldu. Yalnız, tâkîp edebildiğim kadarıyla üç roman ilgimi çok çekmiştir. Sinan Akyüz’ün İncir Kuşları, Mehmed Niyazi Özdemir’in Çanakkale Mahşeri ve Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı üç hârika roman numûnemizdir.

 

Deneme zannediyorum edebiyatın en tatlı türlerinden biri. Ben de hasbelkader 13 yıldan beri ilgilendiğim Yazı Editörlük ve Medya Kursu’nda öğrencilere deneme yazmalarını tavsiye ediyorum. Güzel denemeler yazıyorlar. Ve bu türde hatırı sayılır kitaplar da çıktı. Acaba deneme türü bizim sohbet geleneğimizin bir karşılığı olabilir mi hocam, ne dersiniz?

 

Deneme türü, Mehmet Kaplan hocanın bizlere sevdirdiği bir yazı türüdür. Yazmayı ve okumayı çok severim. Denenmeli ve teşvik edilmelidir. Peyami Safa’nın, S. Ahmet Arvasî’nin denemeleri güzel örneklerdir. Makalelerimin yanında, denemeye de önem veririm. Şüphesiz ki, her türü, kendi yapısı içerisinde önemli görürüm.

 

Tiyatro sanıyorum yerli ve millî hassasiyetleri olan edebiyatçıların en çok ihmal ettiği bir alan. Ama siz piyesler de kaleme aldınız ve bu sahayı boş bırakmak istemediniz. Hâlbuki geçmişte Necip Fazıl Kısakürek, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu gibi büyüklerimiz de tiyatro eserleri kaleme aldılar. Genç edebiyatçıların bu alana biraz mesafeli bulmasını doğru buluyor musunuz? Sahnelerde daha fazla millî eserlerin oynanması gerekmiyor mu?

 

Şahsen, hiçbir sahanın boş bırakılmasına gönlüm râzı değildir. Deneme ve şiirde olduğu gibi tiyatroda da böyledir. Bugün, dünyada, Necip Fâzıl seviyesinde bir tiyatro yazarı mevcut değildir. Yâni geçmişten bugüne kadar!.. Boş bırakılan hangi saha olursa olsun, mutlaka bir başka ‘şeyle’ doldurulur. Menfî veya müspet’ mutlaka doldurulur.

 

Yalnız bir şey var ki, bütün bu türler üzerinde düşünürken, bir şeyi unutmamalıyız: O da, kalitedir!.. Kaliteden tâviz vermek, san’atın özüne, kimyâsına aykırıdır. Genç edebiyatçılar, bu mâna da, şiire de denemeye de, tiyatroya da uzak duruyorlar. Para diyorlar!.. Bugün, kitap bastırmak büyük külfettir. Bu türler, fazla para getirmeyen türlerdir. Bilhassa şiir!.. 2017’de Yakın Plan Yayınları’ndan Uyanmak Zamanı adlı bir şiir kitabım yayınlandı. 432 sayfa… Peki satışı nasıl? Türkiye’de kitap dediniz mi duracaksınız!..

 

Yayınevlerimizin durumu da arzu edilen seviyede değildir. İşleri çok zor!.. Kitaplardaki vergi yükü kaldırılmalıdır. Kitap taşımacılığı yâni kargo masrafı çok fazladır. Kitap olmayınca, kültür işleri de aksıyor. Kaldı ki, şiir ve tiyatro eseri en az okunan eserlerdir. Teşvik ve destek olmayınca, kimse de onlara yaklaşmak istemiyor. Mes’ele derindir!..

 

Basın son iki asırdan beri edebiyat dünyasına da etki etmiştir. Bu tesir bugün devam ediyor mu acaba? Eskiden belli başlı birçok edebiyatçı, kalem erbabı gazetelerde köşe yazarlığı yapıyordu. Bugün bu sayı azaldı sanki. Günlük gazeteler daha ziyade aktüel konulara ağırlık veriyor. Siz de geçmişte bazı gazetelerde köşe yazarlığı yaptınız. Bu konudaki görüşünüz nedir? Gazetelerde yazmak bir edebiyatçı için vazgeçilmez mi? Yoksa rahmetli Tarık Buğra’nın dediği gibi “Gazetelerde yazmasaydım daha iyi romanlar yazabilirdim.” mealindeki görüşüne katılıyor musunuz?

 

Gazetelerimiz, ne yazık ki, edebiyatı bir angarya olarak görmektedir. Uydurma şiir köşeleri açanlar da vardır. Bugün, yine tâkip edebildiğim kadarıyla ciddî bir kültür- sanat sayfası olan gazetemiz yoktur.

 

Kemal Ilıcak’ın Tercüman’ında da yazdım. İlk sayfasında, Necip Fâzıl’ın beyitleri yer alırdı ve güzel de bir kültür sanat sayfası vardı. Daha sonraları, bu işi Türkiye gazetesi çok güzel yürüttü. Fakat sâdece belli bir dönem. Rahmetli Tarık Buğra’ya hak vermemek mümkün değil. Çünkü; gazete yazarlığı, insanı ister istemez günlük siyâsete bulaştırıyor. Hâlbuki, san’at, içinde siyâsette bulunabilir ammâ ilk hedefi o değildir. Böylece, sanatçı, asıl maksadından uzaklaşıyor.

 

Eskiden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de birkaç şâir veya başka sanat icrâcısı bulunurdu. Çok eskilerden bahsetmiyorum. Fakat şimdilerde, şâir milletvekili pek duymadım!..

 

Bugün kemiyet olarak maşallah çok edebî eser neşrediliyor. Artık yurtdışındaki kitap fuarlarına da katılıyoruz. Türk yazarların kitapları dünya dillerine tercüme ediliyor. Bu gelişmeler elbette sevindirici. Ama kâfi mi? Başka neler yapılabilir? Mesela Türk dünyasında ve İslam âleminde aydınlarla daha sıkı görüşmeler yapılabilir mi?

 

Bir defa kendi içimizde mesâfe almalı/alabilmeliyiz. Ardından, Türk Dünyâsı Türkçesi’nin tatbikiyle Türk Dünyası edebiyatlarını tanımalıyız. Göstermelik değil, gerçek mânada olmalı bu!.. Ardından, İslâm âlemine ulaşma yollarını aramalıyız.

 

Dış dünya deyince, iş karışıyor. Avrupalı, bize aykırı eserleri değerlendiriyor. Bize ters eserlere ödül veriyor. Diyeceğim şu ki, başta üniversitelerimiz ve Kültür Bakanlığımız olmak üzere, kendimize dönecek adımları atmamızı sağlamalıdırlar. Maalesef, bu, olmuyor!.. Acaib bir uyuşukluk ve bananecilik içersindeyiz!..

 

Peki; niçin, Türk Dünyâsı’na mahsus bir ödül tahsis edemiyoruz. Edemiyoruz, çünkü, hâlen, bırakınız Türk Dünyâsı’nı kendi içimizde bile Türkçe meselesini hâlledebilmiş değiliz!.. Bu, dehşet verici bir durumdur!..

 

Cemil Meriç, “Dergiler hür tefekkürün kalesidir.” demişti. Bu söz çok tuttu ve sevildi. Bugün de böyle midir acaba, dergiler hür tefekkürün kalesi olabiliyor mu, mektep olabiliyor mu? Meselâ bir Servetifünun, Büyük Doğu, Hisar, Diriliş gibi dergileri düşündüğümüzde…

 

Söz, sonuna kadar doğrudur… Fakat, bir derginin ‘hür tefekkürün kalesi” olması için, hürriyetini elinde tutabilmesi lâzımdır. Bugün, arkasında bâzı dernek ve vakıflar olmayan dergiler can çekişmektedir. Kültür Bakanlığı’nın cüz’i desteği yeterli değildir, yol/kargo parasıdır.

 

Düşünelim, benim çalıştığım zamanlarda da aynıydı, üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencilerin kaçta kaçı bir dergi okuyor/okuyabiliyor. Hiç!..

 

Rahmetli Mehmet Çınarlı, 1984’te Samsun’a gelmişti. Dîvan Pastahânesi’nde sohbet ederken, “Ağabey” dedim, Hisar’ı tekrar yayınlamayı düşünür müsünüz?”

 

Tebessüm etti ve Hürriyet gazetesinin o zamanlar çıkardığı bir dergi vardı. Dedi ki; “Şâyet, onun gibi televizyonda reklâmını yapabilirsen, çıkarırım!”

 

Bu, çıkarmam mümkün değil, demekti!..

 

Yine, vefâtından birkaç sene önce, Kayseri’de, rahmetli Av. Nevzat Türkten ağabeyle bürosunda oturuyorduk. Erciyes dergisinin Kayseri’de kaç abonesi olduğunu sordum. Söyledikleri çok hüzün vericiydi. “Koskoca üniversitesi bulunan bir milyonluk nüfusa sahip Kayseri’de beş abonesi vardı, Erciyes dergisinin!..”

 

Normal basının yanında şimdi bir de internet dergiciliği veya edebiyatı çıktı. Siz takip edebiliyor musunuz? Edebiyat bu alanda da kendisine bir alan açabilir mi? Özellikle gençlere edebiyatı sevdirebilmek için bu yolda ilerleyen bazı dostlarımız var. Kanaatiniz nedir efendim?

 

Tâkip ediyorum. İnternet/yaygınağ siteleri var. Ancak, onlar da  murakabesiz, çalakalem gidiyor. Bir de, benim bir yazımda da belirttiğim “Facebook Şâirliği” var.. Bunlar da ayrı… Adam yazıyor… Aklına ne gelirse… Fakat, öyle iltifatlar görüyor ki, üstadlığından şâirler sultanlığına kadar takdir alıyor…

 

Aziz hocam geçmişte pek çok değerli şair, yazar, mütefekkir ve sanatkârla beraber oldunuz, onlarla dostluklar kurdunuz. İnşallah bunları bir hatıra kitabında sizden okumak isteriz. Burada en azından ismen bazılarından bahsedebilir misiniz? Bir de sizi en çok etkileyen bir hatırayı lütfeder misiniz?

 

Mehmet Çınarlı’nın mektuplarının bir kısmını Erciyes dergisinde yayımladım. Bahtiyar Vahabzâde’nin mektuplarının tamamını Toşayad Kümbet’te yayınladım. Feyzi Halıcı’yla ilgili olanların bir bölümü, Çağrı’nın Ekim 2021 sayısında, bir bölümü de Samsun’da yayınlanan Edebice dergisinde önümüzdeki ölüm yıldönümünde yayımlanacak.

 

Zâten, hâtıralarımın bir kısmını ihtiva eden, Darbelerde Harbiyeli Olmak adlı kitabım da Şubat 2021’de Pankuş Yayınları’ndan çıktı. İnşâ Allah, nasip olursa devam edeceğim. Hâtıra türüne de çok önem veririm!.. Verilmeli de!..

 

Malumâliniz bir yıldan beri pandemi süreci yaşıyoruz. Koronavirüs hepimizi evlere hapsetti. Dünya çapında bir felaket, üzücü tabii. Ama bir bakıma insanlar biraz içlerine döndü, muhasebe yapmaya başladı. Daha çok kitap okunuyor. Bu olaya kahır içinde bir lütuf diyebilir miyiz? İnsanlarımız bu hadiseyi hayırda kullanabilir mi?

 

Buna da, İnşâ Allah, diyelim. Her şerde bir hayır vardır ümidiyle çalışalım. İrâdemizi buna teksif edelim. Netîcede, sabreden kazanacaktır!..

 

Son olarak şunu sormak isterim. Bir yazı ustası, bir edebiyat üstadı olarak gençlere, bilhassa yazmayı sevenlere tavsiyeleriniz nelerdir. Nasıl hareket etsinler? Önce kimleri okusunlar?

 

Estağfirullah!.. Ustalık, üstadlık apayrı bir şeydir. Biz de, sözünü ettiğiniz o usta ve üstâdların sâyesinde yol alabilmekteyiz. Ancak; bir defa Devlet, bu işe önem vermelidir.1987 yılıydı sanıyorum. Üst üste birkaç yazı ve mülâkatımda, Edebiyat Liseleri açılmasını teklif ettim. Bu liseler, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine temel teşkil edecekti. Bu liselerde, Osmanlı Türkçesi, estetik,  Türkçe’nin ve edebiyatın temel bilgileri verilecekti. Hattâ, Çağrı dergisinin 728 sayısı olan Temmuz 2020 tarihli nüshasında “Edebiyat Lisesi ve Yabancı Diller Liseleri” başlıklı yazımda mes’eleyi tekrar ele aldım. Çok mühimdir!.. Çünkü, Edebiyat Lisesini bitirenler, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüne hazır gelecektir. Tabiî ki, Türk dünyâsı edebiyatlarıyla genişleyen Türk edebiyatı da bu bölümlerde teferruatıyla okutulabilecektir. Böylece; gençlerimiz keşfedilecek, geliştirilecek ve teşvik edilecekti. Bu mes’eleyi hâlâ duyan yoktur, düşünen yoktur, yoktur, yoktur ve yoktur!..

 

Bu ne demektir? Bu, şu demektir ki, edebiyat öğrenimimiz baştan sona yanlışlarla doludur. Gençlere sıra gelinceye kadar, onların kendilerine çekidüzen vermesini temenni ederim.

 

Gençler, Orhun Kitâbelerinden itibaren, Kâşgarılı Mahmud’u, Yusuf Has Hacib’i, Yunus’u, Mevlâna’yı, Fuzuli’yi, Âkif’i, Necip Fâzıl’ı, Yahya Kemal’i, Niyazi Yıldırım’ı, Mehmet Çınarlı’yı, Bahtiyar Vahabzâde’yi… ne bileyim, önümüzde o kadar çok numûne var ki, hepsini okuyup tahlil edip hazmetsinler ve sabırla yazmaya başlasınlar… Tabiî ki, bu işe başlamışlarsa, bırakmasınlar… Çünkü bu iş,  günlük, aylık, yıllık değil, ömürlük bir mes’eledir!..

 

Lütfedip vereceğiniz cevaplar için şimdiden teşekkür ediyorum aziz hocam. Selam ve hürmetlerimle…

Estağfirullah!.. Ben teşekkür ederim!.. Allah râzı olsun!


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!