• Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

YAZARLARIMIZ

Davut Yatkın
Davut Yatkın
Eklenme Tarihi: 12 Mart 2019, Salı 11:32 - Son Güncelleme: 12 Mart 2019 Salı, 11:40
Font1 Font2 Font3 Font4
Kur’an’ın Hayata Müdahalesi

 

Hicretin 9. Yılıdır.

Peygamber İslam nurunu bütün Arap yarım adasına yaymış, İslami tebliğini hemen hemen tüm kabilelere iletmişti. Zorluklar, sıkıntılar, meşakkatler bitmişti. Artık peygamberin elinde birçok imkânlar vardı. Ekonomik durumu iyi olan İslam devletinin serveti çoğalmıştı. Yani kısaca Müslümanların durumları oldukça düzelmişti.

Ancak peygamberimiz her zaman olduğu gibi sade, mütevazı hayatına devam ediyor debdebeli yaşamı, lüks hayatı tamah etmiyordu. Dilediğini yapabilir, Kisra saraylarındaki kayserler gibi, krallar gibi sağa sola emir vererek saltanat sürebilirdi.

Ama O! rahmet peygamberiydi.

Merhamet peygamberiydi.

O ki! Mekke’yi fethettiği zaman ’mağrur’ kumandan yerine devesinin üzerinde başı eğik girmişti.

O! peygamberdi, O! Muhammet(a.s)’ti!

Ona böyle şaşaalı, havalı, lüks, şatafatlı hayat tarzı, yaşam biçimi yakışmazdı. Kibirlenmezdi, gururlanmazdı, mağrur olamazdı. O! bütün bunları yap(a)mazdı.

 

Bugünün modern dilinden söyleyecek olursak:

Her öğünde evvai çeşit yemekler yiyerek sahabesine tepeden bakamazdı.

Sabah kahvaltısında bin bir çeşit bal, reçel yiyemez, Facebook’ta resmini paylaşamazdı.

Öğle yemeğinde şişler, kebaplar, pizzalar, lahmacunlar yiyip Twitter atamazdı.

Akşam yemeğinde beş yıldızlı lüks otellerin restoranlarında bilmem ne İtalyan salatası, bilmem ne karides dolması, acılı, pirinçli suşi yiyip envai çeşit tatlıların tadına bakıp Instagram’da gösteriş yapamazdı.

O! Daima rabbine boyun eğmiş, ‘Bir yetim iken, seni bulup barındırmadı mı?

Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?

Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?

Öyleyse, sakın kötü muamelede bulunma!’’(Duha 6-7-8-9) diyen rabbini unutmamıştı.

Nerden geldiğini nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Yoksulu, garibanı, yolda kalmışı unutmamıştı. Bu yüzden sade mütevazı hayatı tercih ediyordu.

 

Ancak o an İslam devletinin bu zirve döneminin zenginlikleri eşlerine sirayet etmiş bir anlık hataya düşerek peygamberden dünya malını istiyorlardı.

 Ya Resulullah! “Bizler de başka ka­dınların istedikleri ziynetleri isteriz! ‘’ dediler. Ve buna benzer isteklerde bulundular.

Kıskançlığıyla bilinen Hz.Aişe validemiz bir plan yaptı.

Kendi gurubundan olan diğer eşlerine resullullah Hz.Zeynep’in evinden geldiği zaman ‘ağzın kokuyor deyin’ diyerek tembihte bulundu.

Ve Hz.Zeynep’in evinden dönen peygamberimiz Hz.Hafsa’yla karşılaşır. Hz.Hafsa ona ‘ağzın kokuyor ya Resullulah’ der. Peygamber ‘’Hayır! Bal şerbeti içtim’’ der: ancak ona bu durumu inandıramaz. Ve ‘’tamam bir daha içmeyeceğim’’ diyerek yemin eder.

Böylece, Peygamber Efendimiz, sırf “hanımlarını memnun etmek maksadıyla Allah’ın helal kıldığı bir yiyeceği kendine yasaklamış oluyordu.’’

Ve akabinde Hz.Hafsa ’ya diğer eşlerine özellikle Hz. Aişe’ye söylememesi konusunda tembihte bulundu.

Hz. Hafsa, peygamberin bu sırrını gizlemedi; çok geçmeden, en çok an­laştıkları Hz. Âişe’ye duyurdu. Diğer hanımları da öğrenmiş oldu.

Bunun üzerine yüce rabbimiz şu ayeti indirir.

 “Ey Peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Allah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? ”[Tahrim 1]

Aynı şekilde Hz. Hafsa’ nın diğer eşlerine söylediği sırrını da yüce Allah bildirir.

“Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: 'Bunu sana kim haber verdi?' O da: 'Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi' demişti.”[ Tahrim 3)

Bunun üzerine Hz. Re­sû­lul­lah, Hz. Hafsa’ ya serzenişte bulundu. Aralarında tartışma çıktı: Hz. Âişe ise ona arka çıktı. Hep beraber peygambere asıl maksatlarını söylediler.

Dünya hayatının ziynet ve refahı ile ilgili bazı istek ve tekliflerde bulundular.

Pey­gam­be­ri­miz bu duruma hem üzüldü, hem de hanımlarının birbirlerini kıs­kanmalarından fazlasıyla rahatsız oldu.

Bunun üzerine, dünya hayatının önemsizliğini anlatmak, hanımlarına bir ders vermek, aynı zamanda aralarındaki kıskançlık ve çeke­memezliğe bir derece mani olabilmek düşüncesiyle ve onların kendisine besledikleri muhabbet ve sadâkatlerini ölçmek maksadıyla onlardan bir ay uzak durma, görüşmeme kararı aldı; sonra da, Mescid-i Nebevî'nin içerisinde kendine ait özel bir çadırı olan Meşrebe diye anı­lan çardakta tek ba­şına yatıp kalkmaya başladı.

Peygamber Efendimizin Meşrebe ’de yalnız başına kaldığını duyan sahabe­ler, “Hanımlarını boşamıştır” zannıyla telâşlandılar.

Peygamberimizin yanına giden Hz. Ömer:

Onu hasırdan örülü bir yatak üze­rinde gördü. Hasır, vücudunun üzerinde izler bırakmış, çizgiler belli oluyordu.  Etra­fına bakınan Hz. Ömer bir yanda bir avuç arpa, diğer yan­da asılı bir post gördü. Ve Gözleri yaşardı.

“Re­sû­lul­lahın, ‘Niçin ağlıyorsun?’ sorusu üzerine:

“‘Ya Re­sû­lal­lah! Nasıl ağlamayayım ki? Kisrâlar, Kayserler, Sultanlar, krallar, şahlar dünyanın zevkü sefasını sürerken, siz Allah’ın en sev­gili kulu olduğunuz halde bu basit şartlar içinde yaşıyorsunuz!’

“Re­sû­lul­lah, ‘Ey Ömer!’ ‘Dünya nimetinin onların, ahiret saadetinin de bizim olmasını istemez misin?’ dedi.

Hz. Ömer “Sonra, ‘Ya Re­sû­lul­lah! Kadınlarını boşadın mı?’ diye sordu.

Resûlullah başını Hz. Ömer’e doğru kaldırarak, ‘Hayır!’ dedi.

Hz. Ömer “Bu cevap karşısında sahabeye Re­sû­lul­lah, kadınlarını boşamamıştır!” diye duyurdu.

Bir ay dolunca, Re­sû­lul­lah inzivadan çıkarak hanımlarıyla görüşmeye baş­ladı. Bu sırada şu ayet-i kerime nâzil oldu:

‘Ey peygamber, eşlerine söyle: 'Eğer dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir tarzda sizi salıvereyim.'

'Eğer siz Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır.'(Ahzab 28, 29.)

Ayet nâzil olduğu sırada,  Hz. Âişe yanında idi. İlk önce meseleyi ona açtı; hatta bu konuda annesine-babasına danışabilece­ğini de söyledi.

Hz. Âişe hiç düşünmeden tereddütsüz cevabını verdi: “Ben, bu hususta mı anneme babama danışa­cağım? Ben, elbette ki Allah’ı, Resulünü ve ahiret yur­du­nu tercih ediyo­rum!”

Peygamber Efendimiz, bu cevaba gülümsedi.

Aynı şekilde diğer eşleri de peygambere olan muhabbet ve sadakatlerini gösterdiler.

İşte Kur’an’ı Kerim böylesine hayatın içerisindeydi.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN