• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 4 Ağustos 2020, Salı 13:00 - Son Güncelleme: 7 Ağustos 2020 Cuma, 10:05
Font1 Font2 Font3 Font4
Kendinizi güncellemeye var mısınız?

“21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; okumayanlar, öğrendikleri yanlış bilgileri değiştiremeyenler ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”
Alvin Toffler


Bu dünyanın birinci yüzü:
Üretim, yatırım, istihdam… İthalat, ihracat, inovasyon… Araştırma, geliştirme… Ticaret, piyasa araştırması, pazarlama… Bilgi ve teknoloji üretimi-transferi… Yazılım, donanım, tasarım, planlama… Karar, uygulama… Eğitim, hayal gücü, değişime uyum sağlama, problem çözme… Görev tanımı, inisiyatif kullanma… Okuma, öğrenme, değişim, dönüşüm… Disiplinlerarası bakış, multidisipliner bakış, çok boyutlu analiz… Veri müdendisliği, veri analizi, veri madenciliği… Finans yönetimi, gelir-gider tabloları, bilançolar… Fayda maliyet analizleri… Üretim faktörleri, hammadde, sermaye, emek, arazi…
Dünyanın birinci yüzünde uzmanlaşmış herkesi tebrik ederiz.

Dünyanın ikinci yüzü:
Manevi değerler, iman, ahlak… Merhamet, karşılıksız iyilik, empati… Mânâ-yı harfî, kâinat kitabını okumak, kendini okumak, olay ve hadiselerin ne dediğini okumak… Eserden ustaya intikal, ilahi isimleri okumak… Yaratılandan Yaratan’a intikal… İhlas, uhuvvet, marifet, muhabbet… Kalp ve ruhun derece-i hayatı… Ahiret, ibadet… Dünya hayatının çok kısa ve geçici olması… İnsanın ahiret yolculuğu… Nefis muhasebesi, özeleştiri, nefis terbiyesi… Hayat muhasebesi, ömür muhasebesi… Tövbe, istiğfar, tesbih, tefekkür… Dua, Kur’ân-ı Kerim’in bilinmeyen dertlere deva olması… Tilavet, kıraat, tertil…
Dünyanın ikinci yüzünde bir ömür boyu yol almak gerekiyor.
Arada sırada bile olsa, zaman zaman dünyanın iki farklı boyutuna bakmak, iki boyut üzerinde düşünmek gerekir.
İki farklı boyut, birbirini tamamlayan boyutlar.
Bütün bunlar yaşadığımız dünyaya ait gerçekler.

İnsan sadece kas değil, kemik değil…
İnsan, taş değil, demir değil…
İnsan, yeme içmekten ibaret değil.
İnsanın solunum, dolaşım, boşaltım, kas, kemik, lenf, görme, işitme, tat-koku, sinir sistemleri var, evet.
İnsanın biyolojik, anatomik, fizyolojik yönleri var, evet.
Ama aynı insanın nefis, ruh, akıl, manevi kalp, vicdan, hissikablelvuku, sevk-i ilahi gibi pek çok boyutları da var.
Dünya ebedi değil, sonsuz değil.
Bir çiçek mevsimi gelince açıyor. Sonra soluyor.
İnsan doğuyor, büyüyor, olgunlaşıyor, ihtiyarlıyor.
Dünya kalıcı bir saray değil.
Beşer yolculuğu süratleniyor…
Ahiret ve ebediyet yolculuğuna çıkmış kafileler ilerliyorlar…
Her yıl dünyaya gelenler kadar, dünyaya veda edenler var.
Dünya böyle bir yer.

Zıtların dinamik dengesi, yaşadığımız dünyada çok net görülüyor.
Yüz yıl önce dünyamızı şenlendirenler başka bir dünyaya gittiler.
Şimdi bu dünyada yaşayanlar, yüz yıl sonra başka bir dünyada olacaklar.
Bu dünyayı böyle zıtlıklarla içiçe kim yaratmış?
Kimin için yaratmış?
İnsan, bir yönüyle madde, bir yönüyle mânâ…
İnsan, bir yönüyle dünya, bir yönüyle ahiret…
İnsan bir yolcu.
Yolcu ise yolunu düşünmeli.
Doksan yaşına gelmiş birisi, ne kadar gayret etse de doksan yıl daha yaşayabilir mi?
Madem ki günün birinde bu dünya bize “Haydi dışarı!” diyecek…
O halde bu gerçekle yüzleşmek gerek.
Dünyayı ahiretten ayırmak mümkün mü?
Ahireti dünyadan koparmak doğru mu?
İnsan, sahibini tanımadan, yaratanını bilmeden kaç yıl yaşayabilir?

Şu hayat 18-20 kelimeden ibaret olabilir mi?
Faiz, döviz, kredi kartı, bonus, borsa, arsa, yeme içme muhabbetleri, politik gevezelikler, magazin, otomobil, futbol, ego, kariyer, başarı, kakara kikiri muhabbetler, herkesin televizyonlarda 7/24 izlediği o yarışma programı, telefon-tablet-bilgisayar ekranları bu hayatın trilyonda biri eder mi?
18-20 kelime, bu hayatı, bu dünyayı açıklamaya yeter mi?
Yaşadığımız dünya bile 18-20 kelimeyle anlaşılmazken, anlatılmazken üstelik…
Saatler boyu, aylar boyu, yıllar boyu, koca bir ömür boyu 18-20 kelime ile konuşanlar! Duyuyor musunuz?
Kendinizi ne zaman güncelleyeceksiniz?
Bakın şu güneş sizin için doğuyor, bu dünya sizin için dönüyor. Koca kâinat size hizmet ediyor. Ömür sermayesi tükeniyor.
Bu hayatta milyonlarca kelimeler var.
Kendinizi güncellemeye ne dersiniz?
Yeni kelimelerle, kavramlarla, dünyalarla tanışmaya ne dersiniz?
Evet…
Yol uzun…
Yolcu ise gideceği menzili düşünmeli.
Bir ilahide şöyle deniyordu:
Günler geceler durmaz geçiyor.
Sermayen olan ömrün bitiyor.
Bülbüllere bak efgan ediyor.
Ey gonca açıl mevsim geçiyor.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN