RÖPORTAJLAR
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

Kendini tanımak kolay mı?
Eklenme Tarihi: 9 Şubat 2021, Salı 14:42 - Son Güncelleme: 9 Şubat 2021 Salı, 14:42
Font1 Font2 Font3 Font4



Kendini tanımak kolay mı?
“Cahil bir adamın karakteri şudur: Faydayı ve zararı hiçbir zaman kendisinde aramaz, hep dışarda arar. Filozofun karakteri ise faydayı ve zararı hep kendisinde aramasıdır. Bir kişinin olgunlaştığını gösteren işaretler şunlardır: Kimseyi suçlamaz, kimseyi övmez, kimseden şikâyet etmez, kimseyi suçlamaz, hiçbir zaman kendisini bir şey görmez ya da bir şey bildiğini zannetmez. Birisi ona iltifat ederse, içinde bu iltifata güler, biri onu suçlarsa kendini savunmaya kalkmaz. Kendisini iyice iyileşinceye kadar dikkatli davranan bir hasta gibi görür. Bütün arzularından kurtulmuştur ve nefretini kendi gücünü aşan şeylere karşı değil, kendi elinde olan ve fıtrata zıt olan şeylere yöneltir. Gücünü kullanırken zorlamasız ve nazik davranır. İnsanlar onu aptal ya da cahil görürse bunu hiç umursamaz. Kısacası, kendisini, pusuda hazır bekleyen düşmanıymış gibi görür ve her zaman tetikte yaşar.” Epiktetos, Kılavuz kitap, Şule Yayınları, 2019, s. 63

-MEHMET EMİN ÖZGÜL-


Bu tip ifadeler sonucunda kendisinin olgun kişi özelliklerini barındırmadığını fark eden mekanizma, öyle diyorsun da çok zor be azizim diye başlayıp, “ama” larla devam edecek cümleler kurdurtur, sen benim ne yaşadığımı biliyor musun da böyle konuşuyorsun dedirtir, sonunda da eski düzene döndürüp, üstüne bir de söyleyene düşman olunur. Uygun şartlar varsa söyleyen bunları uyguluyor mu diye açığı da aranabilir.

İkinci bir senaryo ise” ne güzel söylemiş be, ama işte bizler bundan çok uzağız, şimdi nerde böyle insan. Bizim de hatamız çok tabi” şeklinde kabulleniş ve yine eski düzene dönüş, yine söyleyene düşman olabilme, belki yine açık arama. Gidiş yolu farklı, sonuç aynı. Şaşırmamak lazım, her iki senaryoda bu cümleleri kurarak kendisini koruyan savunan mekanizma aynı. Adına ister nefis olsun, ister zihin, ister bilinçaltı. İşte oldukça kuvvetli, hızlı, başdöndürücü bir engeller mekanizması, bizim pusuda bekleyen düşmanımızdır. Nefis, bizi her an tetikte olmaya zorlayan düşmanımızdır. Kısa fasılalar verse de, sürekli yapabileceği eylemleri vardır. Mesela kısa fasılalarla sürekli memnuniyetsiz olabilir, sürekli isteyebilir, yarışabilir, kusur görebilir, yargılayabilir, kıskanabilir, hased edebilir, aynı noktada takılıp kalabilir, bu mesele çözülecek hem de hemen şimdi diyerek zamana ve sabra dayalı meseleleri çözdürmeye yani bir anlamda çözümsüz hale getirmeye kalkabilir. İlginçtir ki hem kendisini hem başkasını suçlayabilir. Kendisini suçlaması bir nefis makamı yani nefsi levvame olarak görülse de bir alt makama düşmek an meselesidir. Çoğu zaman kendini suçlaması yapacağı eyleme yer hazırlaması anlamına gelir. Yaptığı bu işlerin bu oyunların mağduru olan akıl, kalp ve tabi ruh şaşkınlıkla izleyebilir bu olanları. Bazen de şaşkınlıktan izleyemez. Epiktetos’un olgun kişi tanımına uymak için nefsin bu aldatıcı hayallerle dolu, hakikatten olabildiğince uzak dünyasından, hakikatler dünyasına adım atmak gerekir. İstekler, arzular, tutkular ve korkuların esirliğinden hemen bir adım ötesinde bu olgunlaşma başlar. Olgun kişi aslında samimi yani ihlaslı kişidir. Bu kişide övülmekle yerilmek aynı etkiyi yani etkisizliği doğurur. Zira bizi öven birileri varsa yakınımızda ve biz de bundan beslenirsek, zehirleriyle bizi yavaş yavaş öldürürler. Burada da mesele onların size zehri sunmasında değil, büyük bir afiyetle zehri içiren, azcık daha yok mu dedirten yine o malum mekanizmada. Kişinin içindeki olup bitenleri ve bu mekanizmayı gözlemlemesi, oyunlarını anlamaya çalışması, peşinden sürüklendiği noktaları tespit etmesi yani nefsini bilmesi, diğer bir ifadeyle kendini bilmesi, yapılabilecek en büyük ilim tahsilidir. Bu mekanizma, bu işleri karıştırırken kalp, akıl, tayayyül gibi mekanizmalar ne yapmaktadır? Yoksa onları da peşinden sürüklemiş, temiz ve safi cevher olan ruh yalnız başına mı bırakılmıştır? Ruhum sıkıldı, ruhum daraldı diyerekten, nefis aslında kendi marifetiyle mi övünmektedir?

Nefis diğer bir nefisten beslenir. Hangi nefislerden besleniyorsanız onların bir ortalaması olursunuz. Nefis, nefise ayna olur. O nedenle kendindeki kusurlar neyse, başkasında ilk onları görür. Kibirlinin kibirliyi, hacının hacıyı tanıdığı gibi tanır ve beğenmez. Şu halde bu meselenin çözümüne ilişkin öncelikli eylem planına, bir ömür boyu kendini ve içinde çalışan mekanizmaları incelemenin konulması gerekir. Farkındalık ve ânı yaşama uygulamaları ile sık sık şimdinin gücünden faydalanarak, hadiseler başına geldikçe bunları bir uygulama fırsatı olarak görüp, mekanizmaların çalışmasını uyanık kalıp gözlemleyerek katkıda bulunulabilir. Kişinin kendini tanıması, buzun üzerinde yürümek gibidir ve ilim tahsilinden çok daha zordur. O nedenle alim olunur ancak arif olunmayabilir. Bu durumda şimdiden şunu kabullenmekte fayda vardır. Ölene kadar buzun üzerinde yürünecektir. Çoğunluk düşe kalka gidilecektir. Düştüğü halde düştüğünü fark etmeyenler olduğu gibi, ayakta olduğu halde düştüm sananlar, düştüğü halde ayaktayım diye çalım satanlar olacaktır. Hayrı şerle karıştırıp, benlik çorbası pişiren nefisler, köşe başlarında hayır hasenat dağıtacaktır. Epiktetos’un olgun insan tanımındaki mekanizmaların çalıştığı bir insan olma gayesiyle ilerlendiğinde, heves ve heva’nın terkine çalışıldığında, bağrına taş basıp sabredilip akıl almaz şehvetlere dur denildiğinde, kişi ayakta olduğunu hissedebilir ve her an düşebileceğinin bilinciyle bununla hiç övünmeyebilir. Düşmek nerdeyse kaçınılmaz olduğuna göre, düştüm diye kalkmamanın hangi akla (akıl görünümlü nefse) hizmet olduğu bellidir. Biz ayakta kalma süresini artırmaya bakacağız. Allah’ın izni, rızası ve merhametiyle bu gayeyle yoluna devam etmek, ayakta kalma süresini, düşüp te oyalanma süresinden fazla olacak şekilde artırmak neden tüm ömrün ayakta geçirilmiş gibi kabulüne vesile olmasın ki?


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!