• Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 5 Temmuz 2020, Pazar 10:23 - Son Güncelleme: 5 Temmuz 2020 Pazar, 15:38
Font1 Font2 Font3 Font4
Kazandıkça Kaybettiklerimiz

 

 

“Şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.”

 

Turgut Uyar’ın en sevdiğim sözüdür okuduğunuz, doğruluğuna her geçen gün daha da yakından tanık olduğum bir mânâ… Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki kazandığımızı sandıkça kaybediyoruz. İleriye gittiğimizi düşündükçe geriliyoruz.

 

Teknolojinin baş döndürücü şekilde ilerlemesi ile beraber birçok değer ve geleneğimizde değişimler yaşandı. Bunların başında aile ve ev kavramları gelmektedir. Aile; birbirlerine doğrudan akrabalık bağıyla bağlı olan, erişkin üyelerin çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği toplumun en küçük yapı taşıdır. Bu tanım geçmişte daha geniş bir üye topluluğunu ifade ederken, günümüzde sadece ebeveyn ve çocuklarını kapsamaktadır. Aile kavramı zamanla üye kaybederken, barındıkları yapılar da tek tek odalarını kaybetmiştir.

 

Ataerkil geniş aile bugün yerini büyük ölçüde çekirdek/küçük aile modeline bırakırken, konaklarda yerlerini apartmanlara bıraktı. Keza eski Türk evlerinde geniş aile yapısı göz önünde bulundurularak çok sayıda oda yapılırdı. İki üç kuşak bir arada yaşar, akrabalar ve misafirler için de odalar ayrılırdı. Peki ya şimdi? Çekirdek bir ailenin bile zar zor yaşadığı, değil misafirler en yakın akrabaların bile yer bulamadığı kutu gibi evler. Sadece kendilerini düşünen insanların, sadece kendileri için inşa ettikleri evleri…

 

Oysa şimdi daha çok imkâna sahibiz. İnşaat sektörünün ilerlediğini okuyoruz her gün gazetelerde, teknoloji zaten alıp başını gitmiş. Yenileniyoruz, modernleşiyoruz. Çok üretiyoruz, çok kazanıyoruz. Peki, neden ben kaybettiğimizi hissediyorum. Şehrimi, mahallemi, ailemi…

 

Bu noktada sizlere eski Türk evlerinden bahsetmek, geçmişin güzelliklerine doğru kısa bir yolculuğa çıkarmak isterim. Belki biraz nefes almak istersiniz. Belki zamanın insanlarının bize neleri kaybettirdiğini görmek istersiniz.

 

Dış yapı itibariyle iki veya üç katlı olan evler, geleneksel Türk ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek genişlikteydi. Avluya açılan zemin katlarında; depo, kiler ve mutfak gibi günlük işlerin yapıldığı mekânlar bulunurdu. Asıl yaşam mekânı olan üst katlar ise geniş yatak odaları ve salonlardan oluşurdu. Bol pencereli ferah bu evlerin en güzel özelliği ise avlu ve sofalardı. Bir mahremiyet unsuru olan bu sofalar; ailenin toplandığı, sohbet ettiği, eğlendiği en güzel anların tanıklarıydı. Peyami Safa, “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” adlı romanında sofayı, evin bir ferdiymiş gibi anlatır.

 

“Bizimle beraber kımıldar, değişir, bizimle beraber dağılır, toplanır, bizimle beraber uyur uyanır; bu sofa aramızda sanki üçüncü bir simadır ve güldüğü, ağladığı bile olur.”

 

Halkın zenginlik ve fakirlik durumuna göre bu yapıların adı köşk, yalı, konak, ev olarak değişse bile aynı mahallelerde bir arada aynı gelenek ve düzen ile inşa edilirlerdi. Mahalleler şehirlerin kimliğiydi. Her mahallenin kendi ruhu, kendi düzeni vardı. Evleriyle, camileriyle, dükkânlarıyla, sebilleriyle büyük bir ailenin parçasıydılar. Herkesin birbirini tanıdığı, kolladığı aile olduğu mahalleler… Zaten zamana en çok direnenlerde bu orta halli mahalleler oldu. Ta ki Tanzimat ile beraber apartman kavramının hayatımıza girişine kadar. İstanbul siluetinde apartmanlar birer birer yükselirken, ailelerde kuşaklarını, o güzel mahallelerini birer birer kaybettiler.

 

19.yüzyılın sonlarında zenginler tarafından Galata ve Beyoğlu’nda inşa edilen ilk apartmanlar zamanla özenilen batı hayatının sembolü görülmüştür. Değişen fikirler ile beraber geleneksel aile hayatı ve ev düzeni beğenilmez olmuş, batılılaşmanın bir parçası olarak görülen apartmanlar değer kazanmıştır. Özellikle edebi romanlar bu değişim sürecini detaylı bir şekilde anlatır. Konaklar; Osmanlı’nın geleneksel hayat tarzının, apartmanlar ise batılı hayatın sembolü olmuştu artık. Çünkü ilerliyorduk, modernleşiyorduk!

 

Eski Türk evlerinde insana huzur veren bahçeler, yeşillikler yerlerini neye bıraktı peki? Sezai Karakoç’un “Çocuk düşerse ölür, çünkü balkon ölümün cesur körfezidir evlerde.” dediği balkonlara. Çok katlı binalarda yaşayan insanların, bahçe yerine dışarıyla temasını sağlayan birimleri oldu balkonlar. Tabiatla bağı koparılmış, daracık evlerde nefes alacak tel sığınakları olan balkonlara hapsetmiştir kendini insanoğlu. Gönüllü hapis bu olsa gerek! Tabiattan uzak kalan insanlar, zamanla insani değerlerden de uzaklaşır tezine katılmamak ne mümkün. Çünkü uzaklaştık. Bizi biz yapan bütün değerlerimizden koptuk. Kazandığımızı zannettikçe kaybettik.

 

Neleri kaybettiğimizi anladınız mı? Peki, neler kazandığımızı düşünüyorsunuz? Kazandıklarımız, kaybettiklerimizi unutturuyor mu bize? Şimdi bize kalan ne?

 

Bu çağın fanilerine, insani unsurların ön plâna çıkarılmadığı bir mimari “zevk hezimeti”nin adı olan ev dediğimiz yapılarda yaşamaya çalışmak kaldı. Hem de kaybedilenin güzelliğini bilmeden.  21. yüzyılın insanı asırların birikiminin oluşturduğu eşsiz bir güzelliği git gide yok ederken, insanlık yüksek katlı binalarda kaybolmuş bir zamanda yaşamaya mahkûm kaldı. Kaybolmuş zamanda kendini arayanlara selam olsun, bulanlara ne âlâ…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN