RÖPORTAJLAR
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

Kar
Eklenme Tarihi: 11 Nisan 2021, Pazar 20:21 - Son Güncelleme: 16 Nisan 2021 Cuma, 00:44
Font1 Font2 Font3 Font4



Kar
Fatma Macit

 

 

 

Çocukluğumuzda gördüğümüz boyumuzu aşan karlara aşinalığımızdan mıdır, vakti gelip de geçmeye yaklaştı mı, ağzı dili kurumuş çöl yolcusu gibi gökleri tarıyor gözümüz, bir tanecik-bir zerrecik kar diye…

 

*

 

Yağsa da şu hastalıklar bir kırılsa derdi atalarımız. Yağan ilk karı kilimlerin, sergilerin üstüne serper süpürürdü ninelerimiz mikropları kırılsın diye. Kırılır mıydı sahi? “Eski toprak” diye adlandırdığımız, sağlıkları, güç-kuvvetleriyle torunlarını bir hamlede cebinden çıkaran nesillere bakarsak, kırılırdı zahir… O, kalplerindeki tertemiz tevekkül, sorgusuz sualsiz ve “acabasız” inanç, yağan taneciklerin rahmet taneleri olduğuna olan sonsuz imanları ile kırılırdı muhakkak…

 

O günlerde kırılıp da bugünlerde kırılamayan nedir ki, bir zamanlar pamuk pamuk kar tanelerinin paramparça ettiği mikroplar bugün semirip semirip insanlığı kırıyor!

 

*

 

Dibe vuran baraj doluluk oranları… Bir kez daha gündeme gelen israfın korkunç boyutları… Tasarruf çağrıları, derken… Musluğa uzandıkça titreyen yüreğimizle fark ettik, aslında bir kap su ile yapılabilecek işleri bin kap su ile yapıyor olduğumuzu.

 

Dünyayı avucunun içinde oynattığını zanneden güç budalaları, hakimiyeti altında oldukları yüce kudretin verdiği mühlet dolana dek aldattıklarını sanıp aldana dursunlar. Küresel sermayenin küresel sahibi olduklarını sanan küresel ahmaklar küresel ısınmaya dur diyemiyor, küresel kuraklığa-kıtlığa çare üretemiyor. Yerlerin ve göklerin tek yaratıcısı, ezelî ve ebedî sahibi sonsuz af ve merhametinin tecellisi olarak göndermese şu bir damla rahmeti… Açlıktan mücevherlerini öğütüp yiyerek ölen Himyeri prensesi Tace* gibi, yemek zorunda kalacakları küresel sermayeleri doyuracak mı acaba karınlarını?

 

*

 

Ve… Alabildiğine kabaran yelkenlerimiz suya inmiş, çaresiz gözlerimiz süzülmüş, çemkiren dudaklarımız büzülmüş, kimseye diyebilecek tek bir sözümüz kalmamışken… Göğe dikilmiş gözlerimiz gök olmuş, başımıza taş yağsa tek niçinimiz olamayacakken… Yağdı. Şırıl şırıl rahmet, pamuk pamuk merhamet yağdı. Şükürden aciz dilimiz… O eşsiz beyazlığı göremeyeceğimize dair içimizi yoklayan dehşet yerini sükûnete bıraktı şükür. Bereketli olsun dağa-taşa, kurda-kuşa ve en başta “ruhlarımıza”…

 

——-

 

 

* Hazret-i Yusuf zamanında Mısır’da yaşanan 7 kıtlık senesinden sonraki zamanlarda Yemen’e çok şiddetli bir sel gelir. Sular çekilir ve ardından açılan eski bir mezardan bir kadın cesediyle büyük bir servet çıkar. Baş tarafına konmuş çok kıymetli eşya ile dolu hazine gibi tabutun üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır:

 

“Ben hükümdarın kızı Tace’yim. Memleketimizde müthiş bir kıtlık çıktığı için, tahıl getirtmek üzere birkaç adamımı, Mısır maliye nazırı olan Yusuf(aleyhisselam)’a yolladım. Epey bir zaman geçtiği halde gönderdiğim adamlar gelmeyince, adamlarımızdan bazılarına bir kantar (50 kilo kadar) gümüş verip herhangi bir yerden bununla bir kantar un alıp getirmesini istedim. Onlar da bulamadılar. Nihayet bir kantar altın verip tekrar gönderdimse de, yine bulamadıklarından, incileri öğütüp yemekten başka çare bulamadım. Fakat o da beni besleyemediği için, büyük bir servet içinde açlıktan ölümle yüz yüze kaldım. Benim bu acıklı hâlimi işitenler, gerekli dersi almalı, servetine güvenmemeli, gerekli iktisat yolunu tutmalıdır. Tarihte altının da, incinin de geçmediği durumlar varsa da, benden başka dünyada hangi kadın bu kadar muhteşem ziynetler içinde ölmüştür?”

 

Tace’nin cesedinin boynunda 7 inci gerdanlık, kollarında 7 kıymetli altın bilezik, ayaklarında mücevherli 7 halhal ve on parmağının 7’sinde muhteşem mücevher yüzükler vardır.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!