• Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 26 Temmuz 2020, Pazar 22:31 - Son Güncelleme: 26 Temmuz 2020 Pazar, 22:31
Font1 Font2 Font3 Font4
Kaç Tane Ayasofya Biliyorsunuz?

 

 

 

Bu günlerde yeniden ibadete açılması ile gündemde olan bir yapı var; Ayasfoya! Beklediğimiz, özlediğimiz haber nihayet geldi. Fakat ben bu yazımda farklı bir noktaya değineceğim. Ayasofya deyince çoğu kişinin aklına sadece Sultanahmet’te yer alan muhteşem mabet gelmektedir. Oysa İstanbul dışında da birçok Ayasofya bulunmaktadır. Peki, siz kaç tane Ayasofya biliyorsunuz?

 

 

Bazı yapıların tarihe meydan okuyan ruhları, medeniyetlere mâl olmuş derin izleri vardır. Kutsal bilgelik anlamına gelen ve Bizans döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yapılmış Ayasofyalar da bunlardan biridir. Hristiyanlık-Bizans Sanatı açısından olduğu kadar Türk Sanatı açısından da önemli olan, değerlendirmemiz gereken yapılardır. Keza Bizans ve Osmanlı Devleti arasında yaşanan siyasi ve askeri ilişkiler doğrudan sanata etki etmiş, Osmanlı Devleti fethettiği bölgenin önemli kiliselerini, kılıç hakkı olarak camiye çevirmiştir.

 

 

Anadolu toprakları yıllar boyunca medeniyetlerin yükselişine ve düşüşüne tanıklık etmiş adeta bir tarih müzesidir. Tarihin ve medeniyetin akışını değiştiren önemli mihenk taşlarından biri de Osmanlı Devleti’nin yükselişi, dolayısıyla Bizans İmparatorluğu’nun çöküşüdür. Her yeni egemenlik kendi izlerini serpmiştir bu topraklara. Böylece yeşermiş ve bugünkü muazzam halini almıştır. Dolayısıyla tek bir devlete ve millete atfedemeyiz bu zenginliği.

 

 

Tarihe “Maltepe (Pelekanon) Savaşı” olarak geçen savaş sonunda güçlenmeye devam eden Osmanlı Devleti, 1331 yılında İznik’in fethini tamamlamıştır. Hristiyanlığın önemli merkezlerinden olan Nicea’nın alınması ile beraber bölgedeki mimari eserler ise Müslüman kimliğine uygun olarak yenilenmiştir. İşte bunlardan en önemlisi Bizans döneminde şehrin tam ortasında yer alan İznik Ayasofyası’dır.

 

 

Semavi Eyice, Kilisenin Roma çağına ait eski bir yapının temelleri üstüne V-VI. yüzyıllarda yapıldığını belirtir. 1331 yılında Orhan Gazi’nin İznik’i fethiyle kilise, camiye çevrilmiştir. 85o yıla yakın kilise, 600 yıla yakın da cami olarak ibadet açık olan Ayasofya, bugün müze-cami olarak tarihi serüvenine devam etmektedir. Bahçesine adım atar atmaz tüm Ayasofyalarda hissedilen o huzur ve hayranlık kendini göstermektedir.

 

 

Anadolu’da yaşanan toprak değişimleri birçok alanda olduğu gibi mimariyi de etkilemiştir. 29 Mayıs 1453 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiyle Bizans’ın elinde kalan son toprak parçası da alınmış, İmparator’a ait tüm mülklerde yeni hükümdara intikal etmiştir. Konstantinopolis’in ve hatta Hristiyanlığın en büyük mabedi olan Ayasofya ise fetih hakkı olarak camiye çevrilmiştir.

 

 

Hristiyan dünyasının ilk ana mabedi diyebileceğimiz Ayasofya, fetihten sonra da zaferin ve İslam kimliğinin temel taşı olmuştur. 1000 yılı aşkın kilise, 500 yıla yakın da cami olarak ibadete açık olan Ayasofya, 1934 tarihinde müzeye çevrilmiş ve yalnızlığa mahkûm edilmiştir. Diyeceksiniz ki her yıl milyonlarca kişi ziyaret ediyor, bu nasıl yalnızlık? Kalabalıklar içinde bir yalnızlıktı onunkisi. Ne mutlu bize ki yalnızlığının sona erişine tanıklık ettik. Ayasofya’nın güzelliği tamamlanmıştı artık.

 

 

İstanbul Ayasofyası’nın abidevi ihtişamına karşın Trabzon Ayasofyası zarif ve ölçülü mimarisiyle büyük bir tesir bırakır. Latin istilası sonrası kurulmuş olan Doğu Roma uzantısı Devletlerden, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun bıraktığı en büyük mirastır. Diğer Ayasofyalar gibi fetihten hemen sonra camiye çevrilmemiş bir müddet daha Rumların elinde kalmıştır. Bunda şehrin merkezinde değil de, doğu tarafında yer almasının etkisi vardır. Bugün ise cami-müze olarak tarihi serüvenine devam eden Ayasofyalardandır. Karadeniz’ini temsil edercesine, denize hâkim bir konumda dikkatleri üstüne çekmektedir.

 

 

Antik dönem de Balkanlardaki en önemli güzergâhlardan biri olan antik yerleşme Vize’de yer alan Ayasofya ise en bilinmeyenlerinden. Kalenin bulunduğu tepe üzerinde yer alan ve bugün Süleyman Paşa Cami olarak bilinen Ayasofya, M.S. 5-6. yüzyıllarda antik bir yapının kalıntıları üzerine inşa edilmiş bir Bizans kilisesidir.

 

 

Gümüşhane, Zonguldak ve Bitlis’te de inşa edilmiş olan Ayasofyalar ile Anadolu toprakları çok zengin bir mirasa ev sahipliği etmektedir. Geçirdikleri tadilatlar ile bugüne sağlam bir şekilde gelen Ayasofyalar, Bizans mimarisinin olduğu kadar Osmanlı mimarisinin de birer ürünüdür. Keza bugün hala ayakta olmalarını sağlayan; yok etmek yerine tarihi mirasa sahip çıkan Osmanlı’dır. Bu izleri yok etmediği sürece yapıları nasıl kullanacağı ise yeni gelen devlete aittir. Bu tarihi akışın, medeniyet değişimlerinin bir sonucudur.

 

 

Kilise mi, cami mi yoksa müze mi bilmecesi eşliğinde, medeniyetler beşiği Anadolu topraklarının bize bıraktığı bu nadide eserler, kültürel mirasımızın birer parçası olarak tarihi serüvenlerine devam etmektedir.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN