• Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 8 Temmuz 2019, Pazartesi 14:05 - Son Güncelleme: 8 Temmuz 2019 Pazartesi, 20:41
Font1 Font2 Font3 Font4
İnsanın görev tanımı ne?

“Benim ilimle uğraşma sebebim, Âl-i İmran Suresi 191. ayettir.”
Biruni

Göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünmek, belki de günümüzde en fazla ihtiyaç duyduğumuz konu olsa gerek.
Atomaltı parçacıklar… O parçacıklarda işleyen formül, denge ve denklemlerin mükemmelliği…
Atomlardaki diziliş, formül, denge ve denklemlerin mükemmelliği…
Aynı şekilde elementler, moleküller…
Sonra hücreler, dokular, organlar, organizmalar…
Dünya, jeolojik katmanlar, atmosfer, karalar, denizler…
Güneş sistemi, gezegenler, yıldızlar…
Samanyolu galaksisi, kâinattaki milyarlarca galaksiler…
Her birinin farklı yörüngeleri, yörünge düzlemleri, hızları, kütleleri…
Kâinatta geçerli formül, denge ve denklemler…
Tıpkı bir saat gibi kurulan, işleyen kâinat…
Çarpışma yok, kaos yok, çatışma yok…
İster istemez büyük bir soru var karşımızda:
Kâinatı böylesine içiçe, mükemmel… Rakamlara sığmayan denge ve denklemlerle yaratan kim?
Sahipsiz ve başıboş bir kâinat değil!
Sahibi-yaratanı-yaşatanı var bu kâinatın.

İnsandaki trilyonlarca hücre…
İnsandaki kas, iskelet, lenf, sinir, sindirim, dolaşım, boşaltım, solunum sistemleri…
İşitme ve görme sistemleri…
İnsan anatomisi, fizyolojisi…
Metabolizmayı aynı anda çok hassas, senkronize-eşgüdümlü… Denge ve denklemlerle yaratan-yaşatan kim?
Bu kâinat, insanın ebedi yaşamasına uygun olmadığına göre…
İnsanın sonsuz bir hayat süreceği yer nerede?
Ebedi bir âlemde, ebedi huzurlu bir hayat yaşamak… Nasıl mümkün olacak?
Bu kısacık dünyada yaşamaktan maksat ne?
İnsan, büyük resmi ne zaman görecek, doğru soruları doğru bağlamda ne zaman soracak?
İnsan, kâinattaki varlıklardan, harflerden… Atomaltı parçacıklardan, atomlardan, moleküllerden, canlılardan, elementlerden, yıldızlardan, galaksilerden… Ne zaman anlamlı bir cümle kuracak?
Nasıl kuracak?
O cümle hangi cümle?

İnsanın, hayatın ve kâinatın yaratılışında minik bir tesadüfe yer yok.
Kâinatın tamamında çok hassas bir matematik hükmediyor.
Kâinatı bu kadar hassas bir matematikle yaratan kim?
Bu şiirsel denge ve denklemleri kuran kim?
Hep isabet edene hiç tesadüf denir mi?

Üstad Necip Fazıl ne diyordu?
“Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?”
Evet..
Bu sorulardan kaçış yok.
Bize verilmiş bir hayat var.
60-70 yıl boyunca yaşayacaksın ve sorulması gereken en önemli soruları sormayacaksın.
En değerli soruları görmezden geleceksin.
En anlamlı sorulardan kaçacaksın.
Hemen her gün en basit meseleler için sorduğun soruları, insan, hayat, dünya ve kâinat için sormayacaksın…
Böyle bir şey mümkün değil.
İnsanı, hayatı, dünyayı, kâinatı böyle hassas denge ve denklemlerle yaratan kim?
Yaşatan kim?
İnsanın, hayatın, dünyanın, kâinatın sahibi kim?
Yaratan, neden yarattı?
Yaşatan, neden yaşatıyor?
Yaşamaktan maksat ne?
Bu hayatı veren kim, bu hayatın anlamı ne?
Ben bu hayata hangi anlamı katıyorum, sen bu hayata hangi anlamı katıyorsun?
Bu kâinat ezeli mi, ebedi mi?
Bütün varlıklara belli bir ömür tayin eden kim?
Bir kere yaratan, bir daha yaratamaz mı?
Sahipsiz-başıboş bir insan, sahipsiz-başıboş bir hayat, sahipsiz-başıboş bir kâinat mümkün mü?
Bu dünyada 60-70 yıl yaşa, neden yaşadığını asla sorma ve düşünme!
Böyle bir şey mümkün değil.
Her şeyin bir hesabı, bir kitabı olmalı elbette.

Sabah yapacağın kahvaltıyı düşüneceksin…
Akşam yiyeceğin yemeği düşüneceksin…
Ama asıl konudan, esas meseleden kaçacaksın…
Mümkün mü?

Kafama göre yaşarım, diyemezsin…
Sınırsız eğlenceyle yaşarım, diyemezsin…
Anlamsız ve amaçsız bir ömür süremezsin…
Ölümü görmezden gelemezsin…
Sadece bu kısacık hayat için yaratılmış olamazsın…
İnsanın görev tanımını görmezden gelemezsin…

İnsanın görev tanımına dair bir ayet:
“Ben cinleri ve insanları Bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat-56)*
Bir başka ayet:
“Onlar ayaktayken de, otururken de, yatarken de Allah’ı anarlar ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler: “Bunları boşuna yaratmadın, ey Rabbimiz! Seni bütün noksanlardan uzak tutarız. Sen de bizi ateş azabından koru.” (Âl-i İmran-191)**

………………………

*Ümit Şimşek, Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meali, s.625, Zafer Yayınları, İstanbul 2005
**Ümit Şimşek, Açıklamalı Kurân-ı Kerim Meali, s. 108, Zafer Yayınları, İstanbul 2005


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN