• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 13 Eylül 2020, Pazar 01:43 - Son Güncelleme: 13 Eylül 2020 Pazar, 01:43
Font1 Font2 Font3 Font4
İnsan ve İdrak

 

İnsan; gök ile yer arasında kendini dinlemeye dahi fırsat bulamayacak kadar vakitsiz, her daim telaş içindedir. Herkes kendi zaman şuuruyla hayata tutunur. Kimilerinin işi hep aceleyken, kimileri tüm zaman dilimlerini satın almışçasına rahattır. Denge mümkün mü; bu görecelidir.

 

Hayat şartları mı insanı yoğurur? İnsan etiyle, kemiğiyle, alın teri, düşünce yapısıyla mı hayata yön verir? Birinden birini seçer insan ya da kendini bulamadan hedefsiz bir serseri mayın gibi patlayacak bir yer, bir son noktayı arar durur. Arayışın sonu, bela mı selamet mi olur kişiden kişiye göre değişir.

 

Hayat her adımda insana imkânlar, ibretler sunar. Değişmek için, yenilenmek için, vazgeçmek için, idrak için.

 

İnsan hesapları arasında boğulmuştur oysaki. Hiçbir zaman tutmayan hesaplar yaparken kafası alabildiğine göklerdedir. Bulutlarla yarışırken, ne ibret alacak, ne de imkânları değerlendirecek durumdadır.  Toprağa tutunmayı, toprağa sağlam adımlarla basmak gerektiğini, sonunda ait olduğu yerin toprak olduğunu çoktan unutmuştur.

 

Hep bir adım üst hep kendinden yükseklerde olan başka hayatları takip eder, hedefi oralara yetişmek magazinsel bir hayat yaşamaktır. Kendinden bir adım gerideki insanı anlamak bir tarafa, görüp, duymak bile umurunda değildir. Bulutlarla yarıştıkça, omuzlarına aldığı yüklerle yorgun düşer. Huzursuzluktan şikâyet ederken, huzura talipli de değildir. Yükünün derecesinde yükselmeye çalıştıkça yükün altında ezilir.

 

Manasız benzetmeler, karşılaştırmalar yapmadan konuşamaz. Kendisi olamaz insan. Kendisi olmak nedir? Kendi doğruları, kendi yolu, kendi ailesi, kendileri… Biricik insan, sadece kendisi biriciktir. Kendisi ve diğerleri…

 

Biricik insanlar dünyayı kaplamış, dünya ateş topu halindedir. Hodbinlik alıp başını gitmektedir. İnsanlık en çok sorgulanan kavram olmuşken, kimsenin de güzele, iyiye bir adım yaklaşmaya çabası yoktur. Sürünün peşine takılıp giden bedbahtlar için anaları yansın, yansın da analar sürüye dâhil olmadıysa. Geriye kalan azınlık hassas yürekler ise nereye gidiyor bu insanlık diye kendi bildiği kadar emek vermek, dua etmekten başka çıkar yola sahip değildir. Ümit sığınmak istediği bir gölgeliktir.

 

Derken bir gün, nimet zehirlenmesinden başı dönmüş biricik insanların dünyasına bir virüs isabet eder. Kapıda sıfır arabası vardır sokağa çıkmak yasaktır. Sınırsız vizeli pasaportu vardır, gideceği güvenli ülke kalmamıştır. Güç kavramı sorgulanır olmuş, beklenmedik zamanda, dağ gibi adamlar bir küçük virüs ile toprağa karışmıştır.  ‘’Hey gidi koca dünya gam yükü müsün’’ şarkısını mırıldanmanın tam da zamanıdır. Virüs biriciklik tanımamaktadır. Keder bazılarına uğranmaz sanılırken, yoldaşı olmuştur.  

 

İnsan, hep yanılmaya meyillidir. Çok bilir, az öğrenir. Çok konuşur, az düşünür. Çok gezer, az tefekkür eder. Bakar ama görmez. Herkesin hayatı hakkında kolay hüküm verir, eleştirmek de sınır tanımaz lakin kendi dağınık hayatına yabancıdır.

 

Tatiller, düğünler, bayramlar, seremoniler bitmedi, bitmiyor. Herkes dikkatlidir. Hijyenik bezler, maskeler, kendi araçları, her şeyin en doğrusunu yaptığı iddiası dillere pelesenk olmuştur. Lakin çember daralmış, kime geçmiş olsun deyip, kime taziye vereceğini şaşırmış durumdadır insanoğlu.

 

Bir çatı altında ayrı ayrı odalarda canı ile mücadele eden aile bireyleri, evladına karşıdan bakan anneler, neler yaşandığını idrak edemeyecek kadar şaşkın minik melekler… Dolaplar yiyecekten dökülürken bir lokmayı kursağına götürecek mecali olmayan insan. Aynı sofra etrafında ağız tadı ile ailece yemek yiyecek ortamı bulamayan insan. Daha vahim durumda olan hastane kapılarında uzaktan uzağa sadece dua ederek sevdiklerinin yanında olmaya çalışan yine insan. Aldığı nefesi veremeyen, verdiği nefesi alırken ciğerleri dökülen, ıstıraptan tükenen insan…

 

Hayatla ölüm arasında dönüşü olmayan bir dehlizde milyonlarca insan… Ölümü kendinden çok uzak gören hodbin insan, şöyle başını bir gömüldüğü delikten çıkarsa dünya ne ile mustarip, kendisi nelerle meşgul, akledebilse…

 

Sana söylenecek söz de kalmamış ‘’ Ey İnsan’’

 

İmtihan güçlü…

 

İdrak zayıf…

 

Niyet insanın kaderidir. İnsanlığa, niyet ve amellere göre değil, merhametinle muamele eyle Ya Rab!

 

Kararmış kalplere merhamet, ama gözlere bakıp da görecek fer ver. Doymayan nefisleri ıslah eyle.

 

Akıbetimizi hayreyle…


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN