RÖPORTAJLAR
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat

Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
Eklenme Tarihi: 19 Haziran 2021, Cumartesi 15:48 - Son Güncelleme: 19 Haziran 2021 Cumartesi, 15:48
Font1 Font2 Font3 Font4



Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
Mehmet Nuri Yardım

 

 

Hepimiz Türkçeyi doğru konuştuğumuzu, yazılarımızı hatasız yazdığımızı zannederiz. Ne yazık ki bu doğru değil. Konuşmalarımızda pek çok hata, yazılarımızda dünya dolusu yanlış oluyor. Ama bu konuda bizi uyaran, ikaz eden, hatalarımızı gösteren pek kimse olmuyor. Hüseyin Movit hariç. Ömrünü Türkçeye adayan kıymetli münevverimiz eleştirmen Hüseyin Movit yıllardan beri gönüllü olarak Türkçeyi savunuyor, dilimize sahip çıkıyor. Yapılan dil yanlışlarına işaret ediyor. Muhatabına, -kırmadan, incitmeden- doğrusu gösteriyor. Bu hizmetlerinden birini bizim sitemiz için yapıyor. Dikkat çeken köşe yazılarını mutlaka okuyorsunuzdur. Medyada bugüne kadar on binlerce hatayı bulup sahibine gösteren ve Türkçeye hizmet eden aziz yazarımız Hüseyin Movit ile “Bizimsemaver.com” sitemiz için Türkçe ve dil hataları hakkında bir mülakat yaptık.

 

Değerli Hocam, ülkemizde Türkçeyi kendisine biricik dert edinmiş müstesna kişilerdensiniz. Önce genel bir soru sormak istiyorum. Eskiye göre Türkçeyi düzgün kullanma konusunda toplumda bir bilincin uyandığı söylenebilir mi? Yani durum iyiye mi gidiyor kötüye mi? Dil manzaramız nasıl görünüyor?

 

Böyle bir bilincin uyandığına pek şahit olamıyoruz. Mesleği gereği Türkçeye özen göstermesi gereken kişiler (Siyasiler, yazarlar, gazeteciler, öğretmenler, televizyoncular ve radyocular) kurallara uymuyor. Tespit ettiğim binlerce örnek İnternet ortamında duruyor.

Dildeki kirlenme, gençlerin bilgisayar Türkçesi kullanmasıyla ivme kazanıyor.

 

Romalılar ülkelerine ikide bir saldıran Keltlerden kurtulmak ister. Jül Sezar zamanında Keltleri ortadan kaldırmak için senatoda forum yaparlar ve onları kesmek de dâhil olmak üzere birçok karar alırlar. Alınan kararların içinden dillerini unutturmak kabul edilmiştir. Sonunda Romalılar, Keltleri bölerek dillerini unutturuyorlar.

 

İlk delikanlılık yıllarımı yaşadığım 1970’li yılların ortalarından beri görebildiğim kadarıyla Türkiye’de bir ‘dil kavgası’, ‘Türkçe tartışması’ var. 80’den sonra Türk Dil Kurumu’nda yönetim değişikliği oldu ve lisanımıza yapılan eski, aşırı müdahaleler azaldı. Eski TDK ile şimdiki TDK’yı mukayese ettiğinizde durumu nasıl görüyorsunuz? Dilimiz tabii hâlde gelişiyor mu?

 

Eski TDK’nın aşırı ve gereksiz müdahaleleri sonucu bir karmaşa, yaşandı bitti. Şimdiki TDK’nın çalışmalarını yeterli bulmuyorum. Özellikle sözlük ve imla kılavuzlarındaki yanlışların/eksik ve yetersiz bilgilerin bir türlü düzeltilmemesi üzücü. TDK yetkilileri eleştirileri takip etmeli, gerektiğinde Güncel Türkçe Sözlük’te düzeltmeye gitmelidir. Keşke TDK yerine yaptırım gücü olan Türk Dil Akademimiz olsa.

 

Türkçeyi kötü kullanan kurumların başında zannediyorum medya geliyor. Gazeteler, televizyonlar, radyolar ve internet siteleri bu konuda lâkayt duruşlarıyla yanlışta ısrar etmeye devam ediyorlar. Medyamız Türk dilini kullanma konusunda tam anlamıyla sınıfta kalmış diyebilir miyiz? Yoksa sınıfı geçen yazarlar, muhabirler ve spikerler de var mı?

 

Bir kısım medya mensubu, sınıfta kalmak bir yana “belge” almıştır, “belge”… Sınıfı geçen ve pek beğendiğim yazarlar, muhabirler, spiker ve sunucular var ama o kadar azlar ki…

 

Medyada yapılan dil yanlışlarını tespit etmede zannediyorum büyük bir rekorun sahibisiniz. Belki de bugüne kadar on binlerce hatayı düzelttiniz. Dönüşler oldu, kabullenenler, etmeyenler var. Genel olarak basın mensuplarına hatalarını bildirdiğinizde tavırları nasıl oluyor, isim vermeden aktarabilir misiniz lütfen?

 

Tespit ettiğim hataları/yanlışları ve Türkçeye özen göstermeyenleri tam 22 (1998-2020) sene süreyle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin yayın organı Bizim Gazete’de “Medyanın Dili” başlığıyla paylaştım, eleştirilen kişilerin sayısı 40 bin kişiyi aşmıştır. Gazeteler, Türkiye Gazeteciler Cemiyet'in Basın Müzesi'nde (Çemberlitaş’ta) okurların hizmetine sunulmaktadır. Twitter ortamındaki eleştirilerim 50 bine yaklaşmış durumdadır.

 

Tam 5.000 kişiye telefonla bir o kadar sayıdaki kişiyle de faks (Belgegeçer mi desek?) ve mektupla (pullu)  ulaştım. Yanlışların düzeltilmesi konusunda uyarılarda bulundum. Tepki verenler oldu ama onlar devede kulak misali azınlıkta.

 

Eleştiriye en açık kişi rahmetli Hakkı Devrim ağabeyimdi. Hemen ertesi gün, “Hüseyin Movit yine yanlışımızı tespit etmiş.” diyerek davranışımıza övgüler yağdırır, “O bu işin misyoneridir.” derdi. Nur içinde yatsın.

 

Tabii gazetelerde eskiden “musahhih”ler çalışıyordu. O zaman hatalar ya olmuyordu veya asgari seviyedeydi. Şimdi hemen hemen hiçbir gazetede musahhih yok veya varsa bile bir iki tanesinde kalmıştır. Türkçenin gazete sayfalarına yalan yanlış yansımasında bu tasarrufun etkisi var mı? Eskiden çalıştığım gazetelerin “Tashih Servisi”nde bazen beş-on kişi çalışıyordu. Yani gazete yönetimleri Türkçeye saygı duyuyor, dil yanlışlarına önem veriyordu. Şimdi pek umursanmıyor galiba. Ne dersiniz?

 

Musahhih (düzeltmen) tasarrufu yanında ucuz iş gücü işin tuzu, biberi! Türkçenin sayfalara yalan yanlış yansımasında en büyük amil (etken, etmen, sebep, faktör) budur. Dil yanlışlarının yanında genel kültür eksikliği ve argo da sıkça rastlanan sorunlar! Sayfaya sığmadığı için haberi makaslayarak tenis maçını 1-1 berabere bitirenleri mi ararsınız; hastanede tedavi gören kaleciyi maçta oynatıp başarısından bahsedenleri mi? Ne ararsanız var!

 

Televizyonlarda ve radyolarda da telaffuz (başta olmak üzere) hataları çok. En çok hatalı kullanılan bazı kelimelerden söz eder misiniz lütfen?

 

Önüne gelenin diksiyon öğretmenliğine soyunduğu bir ortamda telaffuzun (seslerin, sözlerin, vurguların, anlam ve heyecan duraklarını kurallarına uygun olarak söyleme biçimi) doğru kullanılması beklenemez!

 

Başta orta hece yanlışları (PaKİStan, BulgaRİStan, HinDİStan) olmak üzere “Kâbil”e “Kabul” veya “Kabil” (..), “Vaşington”a (dudaklarını büze büze) Voşingtın diyenler çoğunlukta. Binlerce telaffuz hatası İnternet ortamında duruyor. “Halaskârgazi” kelimesini doğru dürüst söyleyene rastlamak çok zor! “Askerî ücret” değil, “asgari ücret”, “Ateş olsa  cürmü kadar yer yakar” değil, “Ateş olsa cirmi kadar yer yakar”, “Mahşeri vicdan” değil, “Maşeri vicdan”, “Deveyi hamuduyla götürmek” değil, “Deveyi havutuyla götürmek”,

“Zürafanın düşkünü” değil, “Zürefanın düşkünü” doğrudur! “Kapalı spor salonu” denilmez, salonlar zaten kapalıdır. “Ticari taksi” denilmez, ticari olmayan taksi yoktur. “Orta refüj” denilmez, “refüj”ün anlamı “orta kaldırım”dır!

 

Elbette radyo ve televizyonların yanısıra yayınevlerimizde ve dergilerimizde de artık tashih’e eskisi gibi önem verilmiyor. Hâlbuki kültür sanat yayıncılığı yapan, edebiyata değer veren yayınevleri ve dergilerin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Bu ilgisizliğin temelinde ne yatıyor acaba?

 

Bilgisizlik yatıyor bilgisizlik. "Duyarlı olmak" mı dediniz? Güldürmeyin adamı! Google'daki 18.800 sitede İstiklal Marşı’ndaki “Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar” dizesi, “Ulusum korkma, nasıl böyle bir imanı boğar” şeklinde yazılmıştır. Hatayı yapanlar arasında öyle kişiler/kurumlar var ki şaşarsınız!

 

Hepimiz yazılarımızda zaman zaman hatalar yapıyoruz. Siz de büyük bir gayretle bu hataları tespit edip tek tek yazarlara, muhabirlere bildiriyorsunuz. Bir bakıma karşılık beklemeden büyük bir iyilikte bulunuyorsunuz. Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu olarak üstlendiğiniz ve yıllardır büyük bir fedakârlıkla sürdürdüğünüz bu çalışmalar sizi yordu mu, sonuç aldığınıza inanıyor musunuz? Daha etkili neticelerin alınabilmesi için neler yapılmalı? Meselâ RTÜK, TDK veya Kültür Bakanlığı gibi kuruluşlar devreye girebilir mi?

 

Bu çalışmalar beni yormadı, bilakis daha dinç tuttu. Günde altı saatlik uyku dışında devamlı olarak Türkçeyi (bazen rüyalarımda bile) düşünürüm. Günde en az altı saat okumadan ve altı saat de yazmadan duramam. Günde 100 sayfa A4 ebadındaki yazıyı rahatlıkla okuyup düzeltebilirim. Aynı anda dinlediğim radyo veya televizyondaki yanlışı da bulurum. Tıp, tarih, anı, roman, spor, sinema, tiyatro, araştırma, tez, yüksek lisans fark etmez düzeltmenlik yapıyorum.

 

“Sonuç aldım mı?”ya gelince… Türkçe konusunda yazdığım dört eleştiri kitabımla cevap vermiş olayım.

 

Ayrıca:

 

www.delikanlisozluk.com adlı sitenin sahibiyim,

www.dokuzsutun.com.tr, (Dikkat Etseniz İyi Olur)
bizimsemaver.com, (Türkçenin Doğrusu)
www.medyaloji.net (Genç Medyacılara Yol Haritası)
ve www.yenigungazetesi.net (Tarassut Kulesi) sitelerinde konuk yazar olarak yazılarım 
Twitter’da @pandispanyagaze adıyla tvitlerim neşredilmektedir (yayımlanmaktadır). 

 

Piyasada çok çeşitli imlâ kılavuzları var. Neredeyse birçok kuruluş kendi imla kılavuzunu çıkardı. Hâlbuki bir dilin tek bir imla kılavuzu olur ve herkes o kurallara uyar. Ben kendi adıma söyleyeyim Türk Dil Kurumu’nun yayımladığı kılavuzu esas alıyor, ona uyuyorum. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?

 

“Horozun çok olduğu yerde sabah geç olur.” derler. Herkes keyfine göre sözlük ve imla kılavuzu çıkarırsa karmaşa olur. “En kötü kural, kuralsızlıktan iyidir.” diyelim ve ehvenişer dediğimiz TDK kaynaklarına uyalım!  

 

Ne yazık ki sözlük kullanma alışkanlığımız da pek yok. Hâlbuki çok kıymetli sözlükler neşredildi son yıllarda. Fakülte yıllarımızda Ferit Devellioğlu’nun sözlüğü vardı. Bir de TDK’nın sözlüğü. Daha sonra pek çok lügat/sözlük çıktı. Kubbealtı Lugati ile Ötüken Sözlüğü de bunlar arasında. Bazı sözlükler de internet’e yüklenmiş durumda. Sözlükler hakkında neler söylemek istersiniz? Niçin sözlüklere bakmalıyız, sözlükler bize ne kazandırır? Bakmazsak neler kaybederiz?

 

Sözlükler arasında tutarsızlıklar var. Bu durum gençleri olumsuz yönde etkiliyor ve ikilemde bırakıyor. Buna hakkımız yok! Sözlüklere ve imla kılavuzlarına bakmadan olmaz. Ben düzenli olarak sözlük okurum. Faydasını da görmekteyim. Hem bilgilerin tazelenmesi hem de yanlışların tespiti açısından çok yararlı oluyor. Sözlüklere ve kılavuzlara bakmaz isek çok şey kaybederiz!

 

İnternette yazanlar çoğaldıkça Türkçede yapılan hatalar da artıyor. Bakıyorum bazen iki üç satırlık yazılarda bile beş altı hata çıkıyor. Türkçeye saygı gereği dikkat edilmeli, hatalar yapılmamalı. Ama bazı ciddi televizyon kuruluşları veya şirketler bile program ismini koyarken veya bir ürünlerini tanıtırken “bir” yerine “bi”yi kullanıyor. Mesela “Bi dakika” diyor. Şüphesiz bu çok vahim bir hâl. Yeni nesiller, gençler, çocuklar bu hatayı kabullenip yanlış şekilde kullanmaya başlıyorlar. Bunlar nasıl düzeltilecek, önlerine nasıl geçilecek?

 

Okur duruma müdahale edecek, yazarı ve spikeri uyaracak. Televizyon ve radyo tüketicileri dernekleri (TV Seyircilerinin Haklarını Koruma Derneği/TV Seyirci Katılımları/TV İzleme Grupları/TV Seyretmiyoruz Platformu,  medyanın Bekçi Köpekleri (ABD’deki adı) kurulmalı. Dilimize ve kültürümüze uygun hareket etmeyen kişilere boykot uygulanmalıdır. Çocuklar ayakta iken televizyonlarda hangi yayınların yapılamayacağının tespiti ile kuralları uygulamaya konulmalıdır. Bu konuda kaynak alınacak yönetmelik Birleşik Krallık’ta televizyon yayınlarını düzenleyen Bağımsız Televizyon Komisyonu (Independent Television Commission-ITC) metinleridir.

 

Efendim en sık karşılaştığımız  problemlerden biri de geçmişte yaşamış büyüklerimizin (şair, yar, sanatçı vs.) isimleri hakkındaki farklı kullanım şekilleridir. Hakikaten biz işi gücü yazı yazmak olanlar bile çoğu zaman zorda kalıyoruz. Hangisini kullanalım diye.Bir iki örnek vermek gerekirse: Ömer Seyfettin mi, Ömer Seyfeddin mi, Mehmet Âkif Ersoy mu, Mehmed Âkif Ersoy mu? Ahmet Mithat Efendi mi, Ahmed Midhat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan mı, Abdülhak Hamid Tarhan mı? vs. Bu isimleri herkes kendine göre farklı kullanabiliyor. Bari bu isimler konusunda bir dil birliği ve ortak hareket tarzı sağlanamaz mı? 

 

Doğru kullanım tabii ki kimlikte yazılı ad ve soy addır. Üzülerek belirteyim ki bölünme, isimlerin yazılmasında da oluyor. Bir kesim “Ahmet” imlasını kullanırken diğer kısım da “Ahmed” yazmayı tercih ediyor. Alın size gençler için bir çıkmaz daha. Yurt dışından gelen mektuplarda adının “Moustapha Kemal” şeklinde yazılmasına izin vermeyen Mustafa Kemal Atatürk, örnek alınacak bir davranışta bulunmuştur. Posta idaresi de bu adla gelen mektupları menşeine iade etmiştir.

 

Şehir ve Kültür Dergisi’nde kıymetli hatıralarını okuyoruz. Çok değerli hatıralar bunlar, inşallah ileride bir kitapta hepsini toplarsınız. Okuyucularınız, hatıraların tamamına oradan ulaşır. Bugüne kadar kimleri yazdınız, daha kimleri yazmayı düşünüyorsunuz?

 

Sevgili kardeşim. Dergideki yazıları kitap hâline getirmeyi tabii ki düşünüyorum. Bugüne kadar Şiar Yalçın, Yesari Asım Arsoy, Metin Erksan, Şemsi Sılkım, Mümtaz Ener, Orhan Şener, Kâmran Yüce, Mehmet  Ali Sarı, Hüseyin Baradan, Ahmet Faik Şener, Efgan Efekan, Ahmet Çağan, Mesut Mertcan ve Metin Ersoy’u yazdım

Kısmet olursa Erol Taş, Sezgin Burak, Sayra Orkan, Abdullah Yüce, Ahmet Tarık Tekçe, Bülent Ufuk, Turgut Özatay, Sami Hazinses, Sinan Subaşı, Şener Mete, Muzaffer Birtan, Salih ve Türkân Dizer, Cevat Kurtuluş, Salim Dündar, Danyal Topatan, Agâh Özgüç, Çetin Karamanbey, Recep Ekicigil ve asker arkadaşım Ediz Hun’u yazacağım.

 

Lütfedip verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim.

 

Ben de bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim. Sürçülisan etti isek affolmaya. Haberimiz olsun: pandispanyagazetesi@gmail.com…

 

HÜSEYİN MOVİT KİMDİR?

 

9 Ocak 1940 tarihinde İstanbul’da doğdu. Beyoğlu 29. İstiklal İlkokulu, Örnek Namık Kemal İlkokulu (Fındıklı/İstanbul), Fındıklı Karma Ortaokulu, Beyoğlu Ticaret Lisesi ve İTİA’da iki dönem okudu. Askerliğini yedek subay öğretmen olarak Muş’ta yaptı. Babasının hastalığı sebebiyle eğitimine ara verdi ve 1963 yılında ticaret hayatına atıldı. Ortağı olduğu Hacı Salih Lokantası’ndan ayrılarak Balat, Ayan Caddesi'nde  Kısmet Dış Ticaret unvanıyla bir işyeri açarak, başta Almanya olmak üzere Danimarka ve İngiltere'ye muhtelif gıda maddeleri ihraç etti. Gönen’de salça fabrikası, Çatalca’da konserve fabrikası işleticiliği yaptı. Emekli olduktan sonra tüm gücünü Türkçeye ayırarak televizyon, radyo, gazete, dergi ve ders kitaplarındaki yanlışları saptayıp yanlışı yapanları telefon, mektup ve faksla uyarılarda bunundu.

Emekli olduğu 1990 yılında iki arkadaşıyla “Türkçe Gönüllüleri-Dil İzleme Grubu”nu kurdu. Radyo, televizyon, gazete, dergi ve kitaplardaki (ders kitapları dâhil) yanlışları tespit ederek, en az 5 000 kişiye telefon, mektup, faks ve e-posta ile ulaştı. Bugüne kadar 2 000’i aşkın dil ve genel kültür konulu makale yazdı. Tespit ettiği 20 000’in üzerinde yanlışı köşesine taşıdı. 15 000’e yakın yanlışı hâlen arşivlemeye çalışmaktadır. 2014’te katıldığı Twitter’da bugüne kadar 45.000 tvit atarak Türkçe ve genel kültür eleştirisi yaptı. 

 

“Okuduğum ve bir daha okumayacağım kitap benim değildir.” diyerek, okuma meraklısı ve ihtiyacı olanlara kitap vermek başlıca alışkanlıkları arasındadır. Yüzlerce radyo ve televizyon programına katıldı. 500’den fazla kitabı tashih etti ve yayına hazırladı. “Fener-Balat Semtlerinin Rehabilitasyonu Projesi”nde UNESCO tarafından akredite edilen Balat-Fener Güzelleştirme ve Kültür Derneği’nin Kurucu Başkanlığını yaptı (1997-2004). Kanal E’de Türkçe-Türkçe adlı programı İsmet Topaloğlu ile birlikte sundu (1996). TRT’de Danışma Kurulu üyeliği yaptı (1998). Türk Dil Kurumu’ndan, Türkçeye Katkı Onur Belgesi aldı (16.07.1999). Günaydın/Asabi’de “İğneli Fıçı” adlı köşede dil ve genel kültür eleştirileri yaptı (1999-2004). 

 

Ulusal Kanal’da “Konuşamadığımız Türkçe” adlı eleştiri programını (2002-2004) Radyo Barış’ta “Gözümüzdeki Mertek” adlı eleştiri programını hazırlayıp sundu (2004). Bahar Yayınları’nda düzeltmenlik (2005/2007), Truva Yayınları’nda, Genel Yayın Yönetmenliği, editörlük ve düzeltmenlik yaptı (2008/2013). 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayını olan Bizim Gazete’de, 1996-2018 yılları arasında tam 22 sene “Medyanın Dili” köşesinde 50 bini aşkın kişiyi eleştirdi.

 

ESERLERİ: 

1- Konuşamadığımız Türkçe ve … (Avcıol Basım Yayın) 

2- Suçlular Aramızda/Medyacının El Kitabı (Avcıol Basım Yayın) 

3- Televizyon Yayınlarında Türk Dilinin Kullanımı– Tebliğler (TRT- (Tebliğ veren 50 kişiyle birlikte) 

4- Atatürk’ün Sofrasında (Truva Yayınları) 

5- Atatürk’ün Gizli Aşkı Fikriye (Truva Yayınları) 

6- Gladio/Devleti Yöneten Gizli Güçler (Truva Yayınları) 

7- Yaşasın 23 Nisan (Truva Yayınları) 

8- Türkçeyi Doğru Kullanalım (Akıl Fikir Yayınları) 20 ciltlik bir serinin ilk kitabı, 

9- Yetişkinler İçin Türkçenin Doğrusu ve.. (Zinde Yayınevi). 

10- Balat-Meşhur/Balat-ı Meşru (Balat’taki 53 yılım/Yayın aşamasında)

12- Yamuk Türkçe Öğrenenler İçin/The Best Of Müge Anlı (Yayın aşamasında) 

13- İntihalciler Kralı/Tek Kelime Katmadan Yedi Kitap Nasıl Yazılır? (Yayın aşamasında) 

14- Ah TRT Vah TRT (Hazır dosya) 

15- Türkçesi Varken (Hazır dosya) 

16- Gazetecinin/Televizyoncunun/Radyocunun El Kitabı (Hazır dosya) 

17- Ayıptır Söylemesi (Uyarılan 100 köşe yazarı/Enkırmen/Radyo-TV-Hazır dosya)  


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!