RÖPORTAJLAR
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

Hikâyeci Yazar Recep Seyhan ile Röportaj
Eklenme Tarihi: 7 Şubat 2015, Cumartesi 22:15 - Son Güncelleme: 7 Şubat 2015 Cumartesi, 22:15
Font1 Font2 Font3 Font4



Hikâyeci Yazar Recep Seyhan ile Röportaj
Ümmügülsüm ÖNDER Geçtiğimiz günlerde değerli yazarımız Recep Seyhan ile bir röportaj gerçekleştirdik. Recep Seyhan ve kıymetli ailesini evlerinde ziyaret ettik, çok sıcak bir karşılama ve ağırlanmayla karşı karşıya kaldığımız güzel akşamda değerli yazarımız bizlere Sezai Karakoç’u ve Nuri Pakdil’i anlattı. Okumamız için bizlere kitap ve dergi önermekten büyük zevk duyan yazarımız ile çay içtik. Koyu […]

5-recep-seyhan-afis-600x400
Ümmügülsüm ÖNDER
Geçtiğimiz günlerde değerli yazarımız Recep Seyhan ile bir röportaj gerçekleştirdik. Recep Seyhan ve kıymetli ailesini evlerinde ziyaret ettik, çok sıcak bir karşılama ve ağırlanmayla karşı karşıya kaldığımız güzel akşamda değerli yazarımız bizlere Sezai Karakoç’u ve Nuri Pakdil’i anlattı. Okumamız için bizlere kitap ve dergi önermekten büyük zevk duyan yazarımız ile çay içtik. Koyu bir muhabbetten sonra röportajımıza başladık.
Ü. Önder: Yazmaya nasıl başladınız? Ne zamandan beri yazıyorsunuz?
R. Seyhan: Yazmaya nasıl başladınız sorusunun içinde okumaya nasıl başladınız sorusu da kendiliğinden vardır. Çocukluğumda büyükannemin üzerimde çok büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Benim hayal dünyamın genişlemesi, ufkumun açılması, düşünce dünyamın kımıldamaya başlaması büyükannemin anlattığı hikâyeler ile olmuştur.
Yine o yıllarda 18 km² mesafedeki yaylaya yaya giderdik. Yol kenarlarında gazete parçaları buluyordum, o gazete parçalarını eve getirip reklâmlarına kadar her tarafını satır satır okuyordum. Sonra bu alışkanlık eve çeşitli sebeplerle gelen yiyeceklerin kılıfı kese kâğıtlarıyla devam etti. Naylon poşet yoktu o zaman. Kese kâğıtlarını özenle açardım ve yine gazetede yaptığım işlemin aynısını orada da yapardım; en ince ayrıntısına kadar okurdum. Bundan sonra; kitap okuma alışkanlığı nüksetti bende, derken okul çağı başladı. Bizim okul çağımızda Tommiks, Teksas, Zagor, gibi resimli dergiler vardı. Tabi bunlar (Karaoğlan’ı saymazsak)  Batı dünyasının kahramanlarıydı; bunları bir okuma açlığı içinde okurdum. Sonra derken; Mavi Roman diye nitelendirilen Cahit Uçuk, Muazzez Tahsin Berkand, Esat Mahmut Karakurt, Kerime Nadir, Kemalettin Tuğcu, Feridun Fazıl Tülbentçi gibi yazarların romanlarını okudum. (F.F.Tülbençi, Nihal Atsız’ın romanları tarihi romanlardı.) Bu okumalarım bende yazma dürtüsünü harekete geçirdi ve ilk yazma çalışmam bir arkadaşımla roman yazmaya kalkışma gibi bir cüretle başladı. İki kişinin roman yazması nasıl oluyorsa birlikte roman yazmaya çalışmıştık. Çocukluk işte… Bu romanı 80 sayfa kadar yazdık, çoğunluğunu ben yazmıştım; daha sonra o roman kayboldu.
 Ü. Önder: Yazmak bir yetenek işi mi; öğrenilebilir mi?
R. Seyhan: Tümüyle yetenek işidir. Öğrenilerek değil; yaratılışta içinizde bulunan o dürtü ve yeteneklerle gerçekleştirilebilecek bir kazanımdır; ama bu çabasız da olmaz.
Ü. Önder: Bir hikâye yazarısınız, yazdığınız metinlerin hikâye olması özel bir tercih mi? Başka türlerde de yazıyor musunuz?
R.Seyhan: Hayır, ben sadece hikâye yazmıyorum; çeşitli dergilerde yayımlanmış denemelerimiz de var. Yeni Devir gazetesinde yıllar önce denemeler yayımlanmıştı; o denmemeler maalesef kayboldu. Türk Edebiyatı dergisinde üniversiteye başladığım yıllarda yazılarım yayımlanmıştı. Mavera dergisinde yayımlanan denemeler oldu. Ama tabii özel tercihim elbette hikâye.
Ü. Önder: Yazdığınız bir hikâyenin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
R. Seyhan: Yazdığım hikâyenin bittiğini hiçbir zaman düşünmedim; bu şu anlama geliyor: Anlatılan hikâye görünürde bir yerde sonlandırılmış olsa da gerçekte benim zihnimde devam eder. Ancak metnin bütünlüğü için gerekli olan dokunun işlendiğini düşündüğüm zaman uygun bir yerde sonlandırırım.
images
Ü. Önder: Türkiye’de kitap yazmak ve yayımlamak zor mudur?
R. Seyhan: Kitap yayımlama konusunda genç arkadaşlara tavsiyem şudur; bu konuda acele etmemelidirler. Aceleyle yayımlanan bir kitabın başına kendi elleriyle beklemedikleri kazalar getirebilirler; bu da ilerde pişmanlık demek olur.
Ü. Önder: Yeni basılacak olan kitaplarınız hakkında bize bilgi verir misiniz?
R. Seyhan: Yıllar önce iki baskı yapmış olan Çiçekler Kesmişti Selâmı adlı kitabımızın üçüncü baskısı yapılacak. (Konuşmamız yayımlanmadan önce bu baskı yapıldı ÜÖ). Ayrıca Büyüyen Ay yayınlarından Hatem Tayî Hikâyesi üzerine Osmanlı Türkçesinden çeviri yazı bir kitabımız çıkacak. Üçüncü öykü kitabımız Azazil’in Kapısında Şubat 2015’te Bilge Kültür Sanat’tan çıkacak. Yine yurt dışı görevim sırasında aldığım notlardan oluşan gezi notları vardı, bunların bir kısmı sanatalemi.net sitesinde Yedi İklim’de, Dil ve Edebiyat dergisinde yayımlandı. Basıma hazır bu kitabı sadece gözden geçirmem gerekiyor. Sanıyorum o da 2015 yılı içerisinde yayımlanacak.
 Ü. Önder: Osmanlı Türkçesi’nin zorunlu hale getirilmesi hakkında neler düşünüyorsunuz?
R. Seyhan: Çok hayırlı fakat çok geç kalınmış bir çalışma, buna en az 30 yıl önce başlanmalıydı. Çok geç kalındı ama şartlar müsait değildi tabi insanların kafalarındaki algıların değişmesi zaman alıyor, bu da kültür ve sanat hayatımıza pahalıya mal oluyor. Osmanlı Türkçesi’nin başına gelen de budur. Bunun sonucu Türkiye’deki zihin tarihinin çok ağır işlemesi olarak karşımızda duruyor.
Osmanlı Türkçesinin okullarda ders olarak okutulmasını doğru buluyorum, fakat zorunlu kılınmasını doğru bulmuyorum. Çünkü günlük hayatımızda Osmanlı Türkçesini konuşmamız mümkün değil. Ancak geçmişle aramızdaki köprülerin yıkıldığını dikkate alırsak bu onarım geç de olsa zorunlu. Fakat bu zorlama yapay çalışmalarla değil, isteğe bağlı olarak olmalıdır; yani Osmanlı Türkçesine ilgi duyanlar bu alanda kendilerini geliştirmelidirler. Zorunlu olmasının bir sakıncası da şu; zorunlu olursa bu dersi okutacak öğretmen bulmakta zorluk çekilir; ama tercihe bağlı olursa bu zorluk olmakla beraber kısmen yük hafifleyebilir. Öte yanda, konu, ‘Osmanlı Türkçesinden herhangi bir matbu metni okumak’ şeklinde anlaşılıyor ki gerçek böyle değil! Eğer hedeflenen buysa çok yanlış yapılmış olur. Çünkü Osmanlı Türkçesi kendi içinde muazzam bir kültürü barındırıyor. Orada; el değmemiş, dokunulmamış, yeniden işlenerek, didiklenerek elverişli hâle getirilmemiş bir kültür var, bir hazine var. Kısaca ‘Osmanlı kültürü’ diye ifade ettiğimiz bu birikime el atmadan bu Türkçeyi öğrenmemizin çok fazla bir katkısı olacağını düşünmüyorum. Bu sebeple Osmanlı Türkçesini okutacak olan kişilerin mutlaka Osmanlı kültürü eğitiminden geçirilmeleri gerekir. Daha da ileri giderek bir şey daha söylemek istiyorum; bu konu çok önemli çünkü: Sırf Osmanlı Türkçesinin öğretildiği; yazmaların, arşivde bekleyen din, bilim, sanat, edebiyat eserlerinin, binlerce defterin, kayıtların üzerinde derinlemesine çalışıldığı, akademik bilimsel çalışmaların yapıldığı bir üniversite olmalı. Ortaöğretimde seçmeli derslerden süzülerek gelen konuya ilgili ve özel duyarlı olan öğrenciler buralara yönlendirilmelidir. Yani sonucunda isteğe bağlı, bilerek, isteyerek ve bunun bilincinde olarak oraya gelen öğrencilerden beklenen sonuç elde edilebilir; aksi hâlde sadece “meraklısına notlar” bağlamında yetersiz kalır diye düşünüyorum.
Ü. Önder: Okullarımızda verilecek olan Osmanlı Türkçesi dersini sizce kimler vermeli?
R. Seyhan: Bu sorunun cevabı çok zor; çünkü biraz önce söylediğim gibi bu dersi okutacak olan kişilerin (bunlar her kimse) Osmanlı kültürüne vakıf olmaları gerekir. Bu kültüre vakıf olmadan, bu kültürü bilmeden, hiç olmazsa yeterince bilmeden (tümüyle bilmek gerçekten zor çünkü Osmanlı kültürü dipsiz bir kuyu) bu dersi okutan insanlar, sadece matbu metinleri okutabilirler. Edebiyat fakültelerinde ve Tarih bölümünde Osmanlı Türkçesi ile alan öğretmenler bu dersi okutmaya yetmezler. İlahiyat fakültesi mezunları hiç yetmez; çünkü Osmanlı Türkçesi ayrı bir alandır, ilahiyat alanı değildir; bu Türkçeyi ilahiyat alanı gibi görenler son derece yanlış düşünüyorlardır.
Ü. Önder: Okumaktan hoşlandığınız Dünya ve Türk edebiyatı yazarları kimlerdir?
R. Seyhan: Yeni Türk edebiyatından, öncelikle; Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Refik Halid Karatay, Yahya Kemal Beyatlı, Cemal Süreyya, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Rasim Özdenören, Edip Cansever, Ahmet Arif, Cahit Sıtkı Tarancı, okunmalıdır. Eski edebiyatımızdan ise klasikler; Fuzuli, Bâki, Nedim gibi şairler mutlaka okunmalıdır. Dünya edebiyatında öncelikle Rus Edebiyatı Klasiklerini tavsiye ederim; Dostoyevski, Gogol, Puşkin, Tolstoy, V.Nabakov, Turgenyev, sinemadan Tarkovsky; sonra Shakespeare, Gabriel Marquez, Goethe, Balzac, James Joyce, Rainer Maria Rilke, M.Proust, E.Allan Poe, Italo Calvino, Italo Svevo, Franz Kafka, William Faulkner, Virginia Woolf, Wolfgang Borchert’i tavsiye ederim.
Ü. Önder: Adını yakın tarihte duymaya başladığımız yazarlarımızdan severek okuduklarınız kimler?
R. Seyhan: Aslı Erdoğan, Sema Kaygusuz, Tezer Özlü ve Cemil Kavukçu ve Hasan Ali Topbaş’ı son yıllarda okudum.
Ü. Önder: Son olarak genç yazarlara tavsiyeleriniz nelerdir? Teknoloji bağımlısı genç nesil hakkında neler düşünüyorsunuz?
R. Seyhan: Gençlerin teknoloji ile olan ilişkilerini mutlaka düzenlemeleri gerekir, bu kitap okumanın en temel şartıdır. Bir kitap bitirmeden televizyon izlemek caiz değildir (gülüyor). Elimizdeki kitabı bitirmeden televizyon izlemek ya da bilgisayar ve telefonla uğraşmak da caiz değildir. Bu araçlardan şüphesiz yararlanılmalıdır ancak kontrollü ve denetimli olmak kaydıyla. İkincisi gençler; önce okumalı, yazmayı en son düşünmelidirler. Önce okuma serüvenlerini belirli bir noktaya getirmelidirler. Bunu yapmadan yazmaya kalkarlarsa hata olur.


 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!