• İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”

YAZARLARIMIZ

Filiz Çırpıcı
Filiz Çırpıcı
Eklenme Tarihi: 15 Ocak 2021, Cuma 06:42 - Son Güncelleme: 15 Ocak 2021 Cuma, 06:42
Font1 Font2 Font3 Font4
Hazret-i Türkistan Ahmet Yesevî

 

Türkistan'ın manevî büyüğü anlamında Hazret-i Türkistan diye anılan tarikat kurucusu, şair Ahmet Yesevî. Mevlânâ Celaleddin Rûmî'ye, Anadolu'nun büyüğü anlamına Hazret-i Rûm denildiği gibi ( O zamanlar Anadolu, Diyar-ı Rûm diye anılırdı.) Hoca Ahmet Yesevî de Hazret-i Türkistan olarak bilinir.

 

 

O da Mevlânâ gibi şairlik iddiasında değildir. İlmini, aşkını, insanlara rehber olacak nefis mücadelesini hoş söz ile, şiir ile insanlara anlatma derdindedir. Düşündürmek, ibret alınacak, hikmetli sözler söylemek murâd etmiştir.

 

Bu mevzûda denir ki; bir gün Mevlânâ'nın yanındakiler şairliğinden söz edip veya şairliğini övdüklerinde üstâd hiddetlenir ve "Ben şair değilim" der. Ve devam eder: "İlahî aşkı, aşk yolunun güzelliklerini anlatabilmek, insanları etrafımda toplayıp dinletebilmek için bu hikayeleri anlatıyor, şiirleri söylüyorum."

 

Ahmet Yesevî de "hikmet" adı verilen bu ibretli sözleri, şiir ve nasihatleri halkı irşad etmek için söylemiştir. "Hikmet"lerin toplandığı " Divan-ı Hikmet" adlı bir eseri mevcuttur. Talebeleri olan, onun kutlu yolundan giden Yesevî dervişleri de yıllar içinde bu hikmetler benzeri şiirler söylemişlerdir. Divan'daki hikmetlerin bir kısmı da onun dervişlerine ait parçalar olabilir denmektedir.

 

Ahmet Yesevî'nin hikmet adlı şiirleri, Türk nazım birimi olan dörtlüklerden kurulmuş Koşma nazım şekli ile ve hece ölçüsü ile yazılmıştır. Gazel ve mesnevî nazım şekliyle yazılanları da vardır ve sade bir Doğu Türkçesi ile kaleme alınmışlardır.

 

      Bismillah deyip beyan ederek hikmet söyleyip

      Talep edenlere inci, cevher saçtım ben işte

      Riyazeti sıkı çekip kanlar yutup

      'İkinci defter' sözlerini açtım ben işte

 

Menkıbelere göre, yedi yaşında Hızır Aleyhisselam'ın delâletine şahit olmuştur Yesevî. Yani onun manevî yol göstericiliğine şahit olmuştur. Ve sonra büyüklerden Arslan Baba'ya intisap ederek, bağlanarak ondan feyz almaya başlar. Bu büyük hazinelerden cevherini alan, beslenen âlim, şair üstâdımız; talep edenlere incilerini, cevherlerini saçacaktır elbet.

 

Riyazet, tasavvuf yolunda tutulan sıkı perhizdir. Nefsi aşırı isteklerinden, dünyalıktan arındırmak ve ruhun saflığına ulaşmak için zor bir yoldur. Hz. Pîr; bu yolda talim terbiyemi iyi yaptım, ilim irfan, aşk kapısında iyi bir talebe oldum ve sizler için ikinci defterin sözlerini açtım diyor.

 

Elbette sırlı mânâlar, gizli güzellikler; nefsini yenen, benliğini alt eden ruhlara açılır. Bu zor yolu geçmeden mânâ incisine, cevherine varılmaz. Âlimlik, şairlik taslayanların ele geçirebileceği bir hazine değildir bu.

 

"İkinci defter" sözüne gelince; Ahmet Yesevî'nin hikmetlerinin birkaç defter halinde tertip edildiğini ve eldeki nüshaların ikinci defterden ibaret olduğunu anlıyoruz. Hikmetlerin sayısı 250'yi bulmaktadır.

 

      Sözü söyledim, her kim olsa cemâle talip

      Canı cana bağlayıp damarı ekleyip

      Garip, yetim, fakirlerin gönlünü okşayıp

      Gönlü kırık olmayan kişilerden kaçtım ben işte

 

Cemâle yani Allah'ın güzel yüzüne, göz kamaştırıcı güzelliğine talip olan yolcuya sırları veriyor üstâd. Gariplere, yetimlere yaklaşıp, gönlü kırık olmayandan kaçmak. Gönlü kırık olmayanlar… Âh, o ne tehlikeli gürûhtur. Kendilerinde büyük güç ve güzellik vehmedenler. Bir yokluğa, yoksunluğa rastlamamış, yeryüzünde benlik ile gezinenler..

 

      Nerde görsen gönlü kırık merhem ol

      Öyle mazlum yolda kalsa yoldaş ol

      Mahşer günü dergâhına yakın ol

      Benlik güden kişilerden kaçtım ben işte

 

                          *    *    *

 

      Aşk kapısını Mevlâm açınca bana değdi

      Toprak eyleyip "Hazır ol" deyip boynumu eğdi

      Yağmur gibi melâmetin oku değdi

      Ok saplanıp yürek, bağrımı deştim ben işte

 

 

Melâmet, kınayanın kınamasından korkmayanların yoludur. İnsanların ne diyeceğinden âzâdedir melâmetin okunun değdiği canlar. Toprak gibi mütevazı, hor ve hakir olmak onların mizacına uyar. Şaire aşk kapısını açınca Mevlâsı, onu toprak eyleyip rahmete gark etmek murâd eylemiş.

 

Toprak olmak, toprakla bütünleşmek, toprağın altına girmek bahsinde Ahmet Yesevî'nin şu meşhur tecrübesinden söz etmemiz lazımdır. Peygamberimize aşkla bağlı sâdık gönüllerden olmakla, Allah'ın Habibi'nin ölüm yaşı olan 63'ü geçince, bundan sonra kalan ömrünü yerin üzerinde geçirmeye hicâb etmiştir. Yer altına bir çilehane yaptırıp orada yaşamış ve ilim hizmetine oradan devam etmiştir. Denilir ki 111 yaşına kadar da orada ömrünü geçirmiştir.

 

      Sünnetlerini sıkı tutup ümmet oldum

      Yer altına yalnız girip nûra doldum

      Hakk'a tapanlar makamına mahrem oldum

      Bâtın mızrağı ile nefsi deştim ben işte

 

Zâhir ve bâtın; iç ve dışı, görünen ile görünmeyeni temsil eder. Hak dostları,  zâhirden kurtulup, görünüş ile oyalanmayıp, aldanmayıp,  içe, rûha yönelirler. Rûhumun gücü, bâtındaki kuvvet ile nefsi deştim ben diyor şair. Peygamberin yoluna harfiyyen bağlı yaşayıp sonunda mânâ âlemindeki nurlara kavuşmuş olduğunu bizlere müjdeliyor.

 

      Kul Hoca Ahmed, gaflet ile ömrün geçti

      Vah ne hasret, gözden dizden kuvvet gitti

      Vah ne yazık, pişmanlığın vakti yetişti

      Amel kılmadan kervan olup göçtüm ben işte

 

İlahî aşk yolunda yükseldikçe Mâşuk'u  için hiç bir şey yapmadığını, ne kadar hor ve hakîr, gâfil olduğunu daha bir görür âşıklar. İlim, aşk, hizmet ile geçen ömrünü boşa geçmiş sayar. Kendince,  kayda değer bir ameli yoktur.

 

Değil mi ki ağaç, meyve ile doldukça başını yere eğer. Değil mi ki âlim, öğrendikçe ilme susaması artar ve kendini daha bir cahil görür.

 

Ama biz biliriz ki; yeni fethedilen Anadolu'ya, Balkanlara el verip, yetiştirip gönderdiği gönül erleri Hacı Bektaş Veli,  Şeyh Edebalı,  Hacı Bayram Veli,  Geyikli Babalar,  Sarı Saltuklar, bu beldelerin mânevî mimarları olmuşlardır. Bu gönül sultanları, Hoca Ahmet Yesevî ocağından yetişmişler idi. O büyük ağacın dalları, bu bereketli coğrafyayı sarıp sarmalamıştır.

 

Yesevî öğretisinin bu kadar etkili olmasının önemli sebeplerinden biri de;  Hoca Ahmet'in o dönemde yaygın olan Arapça ve Farsça ile değil Türkçe ile şiir söylemesi ve hece ölçüsünü kullanması olabilir.

 

Edebî sanatlar ve süslü söyleyişler olarak çok güçlü sayılmasa da bu "hikmet"ler, -adı üzerinde- hikmetle, düşünce ile, tefekkürle doludur.

 

Yunus Emre, Fuzûlî, Mevlânâ gibi ilim, düşünce ve edebiyat dünyasına mâlolmuş değerlerimizden olan Ahmet Yesevî'nin  kutlu sözünü yaşatmak ve yeni nesillere  tanıtmak boynumuzun borcudur.

 

Vesselâm.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Hazret-i Türkistan Ahmet Yesevî Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN