• Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 16 Nisan 2021, Cuma 01:43 - Son Güncelleme: 16 Nisan 2021 Cuma, 01:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Hayat Çok Kısa

 

 

 

Nihad: Ben seninle yaşamak istiyorum.

Selma: Ben de seninle ölmek istiyorum…

 

Ne mana ama… Necip Fazıl Kısakürek’in tiyatro tarzında yazılmış “Deprem” adlı kitabından bir alıntıydı okuduğunuz. Kitabı okuduğum zaman ben bu senaryoyu bir yerden hatırlıyorum dedim. Meğer yıllar önce izlediğim, Ediz Hun ve Türkan Şoray’ın oynadığı Çile adlı filme uyarlanmış kitap. O kadar tesir etmişti ki film bana, dönemin diğer Yeşilçam filmlerinden ayıran bir tarafı var diyordum; meğerse o tarafın adı Necip Fazıl’mış. Nihad ve Selma’nın hikâyesi, olmuş Elif ve Kenan’ın hikâyesi…

 

 

 

Yaşam ve ölüm üzerine aşk temalı 80 sayfalık kısacık bir kitap. Sayfaların azlığına rağmen manası o kadar derin ki etkisinden uzun bir süre çıkılamıyor. Kitabın konusunu kısaca anlatmak gerekirse; Nihad okumuş, zengin bir şehir insanıdır. Kan kanseri teşhisi konduğu hastanede tanıştığı Selma Hemşire’ye âşık olur. Ailesini bir depremde kaybetmiş olan Selma Hemşire,  Nihad’ın tanıdığı şehir kızlarına benzememekte, samimiyeti ve güzel yüreği ile onu cezbetmektedir. “Seni gördükten sonra yaşamak saadeti diye bir şeye inanır gibiyim.”

 

Hastalığı kendisinden saklanan ve 1 yıllık ömrü kalan Nihad, Selma ile evlenmek ister. Ancak Selma ne kadar onu sevdiğini söylese de öleceğini bildiğinden evlenmek istemez. Keza “Ben seni seviyorum… Şu posası çıkmış, sığlaşmış kelimeyle değil… Onun üstündeki dipsiz mana ile, o mananın son derinliğiyle…”

 

Nihad’ın ablası Füsun ise mirasın peşindedir ve bu evliliğe mani olmaya çalışır. Türlü oyunlar çeviren Nihad, Selma ile evlenir ve ablasının gerçek yüzünü bir kez daha görerek öleceğini anlar. Annesini ve karısını yanına alarak bir dağ köyüne yerleşir. Burada ölümü bekler ve ölümü bekleyen insan ne mi yapar? “Allah’a yönelir” Kalan günlerini sevdikleri ile köye hayır işleri yaparak tamamlar ve ölüme bakış açısı tamamen değişir.

 

"Mezarı şimdiden kazdırıyorum diye garibinize gitmesin. Bana sorarsanız, insan, aklı ermeğe başlar başlamaz kazdırmalı mezarını. Sahici bir mülk mü istiyorsunuz? İşte burası… Ne ev sahibi kira ister ne tahsildar uğrar ne icra memuru… Ne kapı dışarı edilmek korkusu var, ne de seninki çok benimki az kavgası! Herkes boyu kadar yere sahip ne müthiş adalet…"

 

Nihad ölümü beklerken Selma’nın ise tek bir duası vardır. “Beni senden ayırmayacak bir mucize.” İşte o mucize deprem olur. Hayatı birbirinde bulan iki âşık ölüme de beraber gider. Ablayı, kardeşine ve annesine düşman eden koskoca miras ise yardıma muhtaç kimselere kalır.

 

 

Sinemaya “Çile” adıyla uyarlanan 1972 yapımlı film; Ediz Hun’u Kenan, Türkan Şoray’ı ise Elif olarak karşımıza çıkartıyor. Nihad’ın o hayat dolu hallerinden ölüme doğru giden ruh hallerini ne de güzel yansıtmış Ediz Hun. Filmin yönetmeni ise Yücel Çakmaklı. Yeşilçam’da “Milli Sinema” kavramını ilk dile getiren yönetmen olan Yücel Çakmaklı, bu filmde de olduğu gibi inanç ve milli değerler gibi kavramları en iyi şekilde beyazperdeye taşımıştır.

 

 

Bir solukta okunan kitap bittikten sonra insanı derin düşüncülere teşvik ediyor. Hayatı ve ölümü sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Öleceğimizi hiç düşünmeden aslında bir depremlik hayatlar yaşıyoruz. Bu hayatı güzelleştiren ve ona gerçek manayı katan aşk kavramının iki türlüsüne de sırasıyla ulaşıyor Nihad. İlki gibi naif bir aşk Yeşilçam’da kalsa da, ikincisine ulaşmaya çalışmak elleri semaya kaldırmaya bakmaz mı?

 

“Hayat çok kısa. Belki bir gün, bir saat, bir dakika… Bir yıl bile değil… Bir yıl tam yaşayabilsek daha ne isterdik?”


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN