• Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

YAZARLARIMIZ

Davut Yatkın
Davut Yatkın
Eklenme Tarihi: 3 Temmuz 2019, Çarşamba 12:35 - Son Güncelleme: 3 Temmuz 2019 Çarşamba, 12:35
Font1 Font2 Font3 Font4
Hasan El-Benna’dan Muhammet Mursi’ye

 

 

1906’da Mısır’da doğdu. Babası saatçilik mesleğini icra ediyor, aile geçimini bu yolla sağlıyordu. Daha sekiz yaşlarındayken Kur’an’ı Kerim’in yarısını ezberlemiş ayrıca Arap edebiyatı okuyordu. İlkokulu bitirdikten sonra bir nevi küçük Ezher de denilen Darul-ulum’a kaydoldu. Kendisini hem derslere veriyor hem de babasının Kahire’deki küçük saatçi dükkanına giderek ona yardımda bulunuyordu.

 

Hayatını ilme adamış daha ilköğretim çağında çeşitli cemiyet ve kuruluşlarda bulunmuş aktif görev almıştı. Dönemin âlimlerin dizlerinin dibinden ayrılmıyordu. Ülkesi İngilizlerin işgali altında hem maddi hem de manevi yönden sömürü içindeydi. Ama o yoğun bir faaliyet içinde dönemin tanınmış alimlerini bir araya topladı.

 

Öğrencilik yıllarında bir elin parmak sayılarını geçmeyen arkadaş grubuyla camileri, dernekleri, kahvehaneleri, çeşitli cemiyetleri kapı kapı dolaşarak 15-20 dakikalık anlatımlarla halkın bilinçlenmesi için çabalıyordu. Bütün gayesi ilahi kelimetullah çerçevesinde İslamı anlatmaktı. Kah kovuldu, kah itildi, kah küfür yedi ama o yılmadı.

 

Ve 1928 yılının Mart ayında bir grup arkadaşlarıyla beraber bir evde toplanarak İhvan-ı Müslim’in Müslüman kardeşler teşkilatının temellerini attı. Teşkilatının hedefine dengeli ve adil bir toplum modelinin inşa edilmesini koymuş ve faaliyetlerini dinî, sosyal, kültürel, ekonomik ve sportif alanlar gibi birçok farklı alana yaymıştı. Ancak şer güçleri boş durmamış Mısır hükümetiyle beraber teşkilata baskılar yapmış o ve arkadaşları defalarca tutuklanmışlardır.

 

6 Mayıs 1948'de teşkilatın Mısır ve Arap ülkelerine Yahudilerle savaş konusunda yaptığı Cihad çağrısı ve Filistin'e gönderdiği çok sayıdaki taraftar, teşkilatın mevcut hükümet tarafından yasadışı ilan edilmesine, hatta 12 Ocak 1949'da da kapatılmasına yol açmıştır. Teşkilatın kapatılması üzerine, kurucusu olduğu Şübbânü'l-Müslimîn'de faaliyet göstermeye başlayan Hasan el-Bennâ, 12 Şubat 1949 günü teşkilat merkezinden evine dönüşü sırasında otomobiline açılan ateş sonunda hayatını kaybetmiştir.

 

Hükümet her ne kadar suikastı örtbas etmek gayesiyle basın kuruluşlarına sıkı bir sansür uygulamışsa da, 1952 yılında yeniden başlatılan soruşturma ve yargılama sürecinde gizli polis teşkilatının üç mensubu suçlu bulunmuştur.

 

İslam'ın hayatın bütün yönlerini kuşatan kapsayıcı bir dünya görüşü olduğunu dile getiren Bennâ, İslam'ın ana öğretisini üç ana tez etrafında toplamıştır. Bunlardan ilki, İslam'ın bağlayıcı yanının Kuran ve sahih hadisler olduğunun vurgulanması ve İslam'a sonradan girmiş olan yanlış yorum ve bidatlara karşı Müslümanların bilinçlendirilmesi gerektiğidir. İkinci ilke, bu saflaştırılma fikrinin İslam'ın modern hayatın ihtiyaçlarına cevap verebileceği fikriyle birleştirilmesi, üçüncü ilke ise, bu prensiplerden yola çıkılarak İslâmî esasları hayata geçirecek şekilde belli bir dayanışma ruhu içinde teşkilatlanılmasıdır. Hasan el-Bennâ bu çerçevede halk arasında yaygın olan cincilik, büyücülük ve falcılık gibi hurafelerin yanı sıra, muhtelif tasavvuf ve tarikat hareketlerini de sorgulamıştır.

 

İhvan-ı Müslimîn'in Hasan el-Bennâ'dan sonraki en güçlü temsilcisi ise, harekete 1951 yılında katılan Seyyid Kutub olmuştur. İşte bu teşkilat davasını sürdürmüş çizgisinden sapmamıştır. Yine bu davanın som temsilcisi olan Mısır’ın seçilmiş meşru cumhurbaşkanı Muhammet Mursi altı yıllık tutukluluk sürecinden sonra çıkarıldığı mahkeme salonunda şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmiştir.

 

Tıpkı İmam-ı Azam Ebu Hanife, Hasan El Benna gibi öldürülmüş cenazeleri sessiz bir şekilde defnedilmiştir. Ne mutlu onlara ki şerefsiz bir şekilde yaşamaktansa şerefli bir ölümü tercih etmişlerdir.

Mısır kuklası Sisi gibi, Ebu Cafer el-Mansur  gibi firavunlara boyun eğmemişler hatta naaşları zalim, diktatör yöneticilerin başına bela olmuştur.

 

Allah şehadetlerini kabul etsin.

 

Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin! Onlar diridirler, ama siz fark edemezsiniz.(Bakara 154)


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN