• Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat

YAZARLARIMIZ

Mehmet Nuri Yardım
Mehmet Nuri Yardım
Eklenme Tarihi: 8 Nisan 2021, Perşembe 21:27 - Son Güncelleme: 8 Nisan 2021 Perşembe, 21:28
Font1 Font2 Font3 Font4
Gürbüz Azak’ın Şiir Dünyası

 

Yazarların şiirle münasebetleri üzerinde etraflıca durulmamıştır. Bugün birçok roman, tiyatro eseri ve hikâye kitabı yazarının, yazı hayatına şiirle başladığını az çok herkes tahmin eder. 1980’li yıllarda edebiyatçılarımızın çocukluk hatıralarını araştırırken ve Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hatıraları kitabını hazırlarken bu gerçeği gördüm. Sonra Yazar Olacak Çocuklar, Şair Olacak Çocuklar ve Romancı Olacak Çocuklar kitaplarımda da aynı hâllere rastladım. Hemen hemen birçok edibimiz, yazı faaliyetlerine önce şiirle başlamıştı. Aksi varsa da çok az. Nesirle başlayanlar belki de yüzde on… Acaba niçin? Şiirin daha kolay sanılmasından mı? Metin olarak kısa oluşlarından mı? Kim bilir? Ama umumiyetle edebiyat âlemine şiir kapısından girildiği bugün için bir hakikattir.  

 

Mihrabad Yayınları’nda çalıştığım sıralarda, sanıyorum 2019’un sonu veya 2020 yılının başı olacaktı. Eserlerini yayınevinde neşrettiğimiz Gürbüz Azak ağabeyimiz, mekânımızı şereflendirmişti. En az 40 yıldan beri tanıdığım, örnek aldığım mükemmel bir aydın, iyi bir yazar, seçkin bir ressam ve gönül insanıdır Gürbüz Azak. O gün, yine kitapları Mihrabad’dan çıkan Nurettin Taşkesen Bey de yayınevindeydi. Bir ara Nurettin Bey, çantasını açtı ve bir sürpriz yaptı. Elinde içi yazılı bazı kâğıtlar vardı. Sonra merakımızı gidermek için, “Bunlar Gürbüz Abi’nin şiirleri…” dedi. Tabii merakımız daha çok arttı. Sonra Nurettin Bey açıklamada bulundu: “Muhtemelen Can Kardeş dergisinde çalışırken Gürbüz abi bu şiirleri bana vermişti. Dergide yayınlayalım. diye. Ben de bunları sakladım. İşte o şiirler bunlar.” Tabii ben heyecanla aldım ve incelemeye baktım. Gürbüz abimiz de dalmış, geçmişe gitmişti. Bazen cesaret işe yarıyor. Ben hukukumuza binaen, “Gürbüz abi, bu şiirleri fakire lütfetseniz çok sevinirim. Bir yazı konusu yapar, yayınlarım. Böylece takipçileriniz de şairlik yönünüzden haberdar olur, ne dersiniz?” dedim. Tebessüm etti, “Olur” dedi. Zaten dünyanın en kibar insanlarından biri olan Gürbüz abiden “Hayır” sözü pek çıkmaz. Duyulmamış, işitilmemiştir. İnsanlara, hele dostlarına karşı muhabbetle doludur, onları kırmaz. Şiirleri bana verdi. Ben büyük bir heyecan içinde aldım, teşekkür ettim. Eskiden olduğu gibi teksir kâğıdına, sarı kâğıda daktilo ile yazılmıştı şiirler. Uzun zamandır elimin altında, masamın üstündeydiler. Nihayet bugün nasip oldu. Bu altı şiiri, giriş yazımla birlikte Bizimsemaver.com sitemizin kıymetli okuyucularına sunuyorum. Bu şiirler çocuk edebiyatımıza büyük bir katkıdır. Bu kazanç, sadece çocuklar için mi? Hayır, bence büyüklerin de zevkle okuyacağı iyi şiirler bunlar. Keşke diğer şiirleri de aransa, bulunsa ve hepsi bir kitapta buluşsa. Onun da vakti saati gelir inşallah. Bu vesile ile şiirlerin şairi aziz büyüğüm Gürbüz Azak Beyefendiye ve bu şiirleri uzun yıllar özenle saklayan kıymetli tarihçi yazar Nurettin Taşkesen Beyefendiye teşekkür ediyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar. İşte “Babamla”, “Menevşeli Şiir”, “At”, “Bayram Sabahı”, “Dedemin Sağlam Elleri” ve “Bıçak” isimlerini taşıyan, bahsi geçen altı şiir:

 

BABAMLA

Bir Cuma vakti babamla

Oturup abdest aldık

Camiye ulaşan serin yolarda

Gittikçe çoğaldık

 

Bir Cuma vakti babamla

Herkes selam verdi günlük güneşlik

Kuş dolu ağaçlar, gülen kilimler

Bir Cuma vakti babamla

 

MENEVŞELİ ŞİİR

Bir köyden öbür köye

Islık ıslık yürümek

Bu yurdu seven için

Uzaya gitmek gibi

 

Annemi bilir misiniz,

Annemin yemeklerini, bardaklarını?

Okul sonu eve gitmek

Saraya gitmek gibi

 

Bol menevşeli dere boyunda

Var mı

İki arkadaş bir olup

Yaya gitmek gibi

 

AT

Belki çok geç, belki erken

Uzaklarda gün doğarken

 

Yağız atlı yaman bir Bey…

Dıgıdak dıgıdak dıgıdak

He he he heeeeeeyyy!..

 

Uçarak coşarak noktalaşarak

Dereler tepeler aşarak

 

Bu nasıl atlı, bu nasıl Bey?

Dıgıdak dıgıdak dıgıdak

He he he heeeeeeyyy!..

 

Savruldu bulutlar atın yelinden

Anladım haber var Urumeli’nden

 

Atlanıp kanatlanmak ne güzel şey

Dıgıdak dıgıdak dıgıdak

He he he heeeeeeyyy!…

 

BAYRAM SABAHI

Ne tatlıdır şu bayram sabahları

Herkes ayakta, sular uykuda

Bu bayram da dünyalar benim

Gözlerim ufukta, ellerim suda

 

Mintan yeni, urba temiz, can şirin

Tanyeri ağaralıdan beri…

Camiye çıkan yollar gibi gururlu

Babamın, ellerimi tutan elleri

 

Pırıl-pırıl gözlerle sevincimizi

Camilerden evimize taşırdık

Öpülecek ne kadar da el vardı

Ne güzel bayramlaşırdık…

 

Daha mı tatlı acep diğerlerinden

Namaz sonrasının bayram şekeri?

Tadı hâlâ damağımda, bilseniz

Çocukluğumdan beri…

 

DEDEMİN SAĞLAM ELLERİ

Benim dedem Galiçya’da

Ruslara karşı savaşmış.

Ve çarpışa çarpışa dedeciğim

Osmanlı toprağında on yıl

Köşe-bucak dolaşmış…

 

Sarıkamış’ta kurşun yemiş,

Çanakkale’de şarapnel.

Tek bacağı her sabah sızlar ama,

Dedemin yüzü güler…

 

Benim dedem diyor ki:

“Şu Moskof’la Yunan’a güvenmem

O günden beri.

Varsın, bir bacağım olmasın

Tüfeği tutmak için insanın

Sağlam olmalı elleri…”

 

BIÇAK

Bıçak var kınındadır

Bıçak var sapı sarı

Kavun sere karpuz keser

Ilık yaz akşamları

 

Bıçak var pırıl pırıl

Sedef kakma gümüş yüzlü

Bıçak gördüm unutulmuş

Kahverengi ve pürüzlü

 

Kimi küçük kimi büyük

Kimi sivri kimi enli

Al kuşakta baş köşede

Kara saplı ak bedenli

 

Son gördüğüm işlemeli

Cana yakın ve sıcaktık

Yüreğimden çıkardılar

Ama ne güzel bıçaktı


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN