RÖPORTAJLAR
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”

GÖRME ENGELLİLER NASIL YAŞARLAR? BİR GÖRME ENGELLİNİN DİLİNDEN HAYAT…
Eklenme Tarihi: 21 Mayıs 2014, Çarşamba 22:24 - Son Güncelleme: 21 Mayıs 2014 Çarşamba, 22:24
Font1 Font2 Font3 Font4



GÖRME ENGELLİLER NASIL YAŞARLAR? BİR GÖRME ENGELLİNİN DİLİNDEN HAYAT…
GÖRME ENGELLİLER NASIL YAŞARLAR? BİR GÖRME ENGELLİNİN DİLİNDEN HAYAT… HANİFE ARSLAN -Bize zaman ayırıp röportaj yaptığınız için öncelikle size teşekkür ederim. – Ben teşekkür ederim. – Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? – Adım BİLAL AKINCI.  1978 Çorum doğumluyum. Çorumlu ‘  yum.  İlk ve ortaokulu Gaziantep ‘ de görme engelliler okulunda okudum. Burada sadece görme engelliler […]


fotoğraf 1fotoğraf 2
GÖRME ENGELLİLER NASIL YAŞARLAR? BİR GÖRME ENGELLİNİN DİLİNDEN HAYAT…
HANİFE ARSLAN
-Bize zaman ayırıp röportaj yaptığınız için öncelikle size teşekkür ederim.
– Ben teşekkür ederim.
– Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
– Adım BİLAL AKINCI.  1978 Çorum doğumluyum. Çorumlu ‘  yum.  İlk ve ortaokulu Gaziantep ‘ de görme engelliler okulunda okudum. Burada sadece görme engelliler eğitimi vardı. O yüzden özel bir okuldu burası yani devlet içinde özel bir okuldu.  Liseyi görenler ile Çorum Atatürk lisesinde okudum. Çorum ‘ da görenlerle beraber kaynaştırma lise de okudum. Lise hayatımız biraz renkli geçti.  Çünkü  “üç bin “ öğrenci içinde “üç “  tane görmeyen arkadaştık biz. O kadar az ve bu kadar belirgin bir sayımız vardı. Her şekilde, bizi görmeyen, bilmeyen, tanımayan yoktu. Öğretmeninden öğrencisine, lise birinden lise üçüne, bahçede – kantinde, sağda –solda herkes bizi tanırdı.
-B u durumun artısı eksisi var mıydı?
– Eksisinden ziyade artısı çok fazlaydı. Siz nasıl görüyorsunuz? Siz nasıl okuyorsunuz? ,İşte beni görüyor musunuz? … Hani lise işte biraz daha merak vardı. Her şeyimizi merak ederlerdi. Yanımıza gelirlerdi. Bazen ilgiden sıkılırdık yani. Öyle bir eğitimden geçtik. Öğretmenlerimizde çok iyiydi, Müdürlerimizde. Hatta iki buçuk yılda bitirdik biz. Ben kredili sistem okudum liseyi. Üniversite de birinci yıl ilk üniversitem ANKARA ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT bölümünü okudum. 1999’ da bıraktım. Sonra 9 EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ bölümüne girdim. Orayı 2004 ta bitirip mezun oldum.  Ondan sonra çalışma hayatına başladım.
– Gayet şen – şakrak, neşeli bir okul hayatı geçirmişsiniz. İş hayatınızda aynı şekilde mi oldu?
– İş hayatımız… Benim iş hayatım ikiye ayrılıyor; daha doğrusu ben KPSS engeline takıldım 1-2 sene kadar. KPSS ‘ de atanamayınca özel sektörde çalışmayı denedik. İstanbul ‘da Dünya Ticaret Merkezi diye bir kuruluş var. Tabi iyi bir kuruluş, büyük bir kuruluş burada çalıştım ben 3 yıl. Buranın kadrosu 6.000 kişiden oluşuyordu ve binaları gördüğünüzde binalar tamamen görenlere göre ayarlanmış, otomatik sistemler, akıllı bina diye geçiyor. Türkiye ‘de 4. Akıllı binaymış burası. Kapılar sizi görünce açılıyor. Otomatik sen sörler sizi görünce devreye giriyor, turnikeler sizi görünce açılıyor. 6.000 kişinin içersinde bir tek görmeyen ben vardım ve adamlar hiçbir tane görmeyen görmemişler. Benim üniversite mezunu olduğuma hele santral işinde çalıştığıma falan inanamadılar. Amirler,  Müdürler, Genel müdürler bile inanamadı. Böyle bir adamın olduğuna. Hocam ben üniversite mezunu… Sen mi!  Siz mi! ?Yapmayın ya… Böyle hayretle karşılarlardı. Hele bir gün bilgisayarımı (dizüstü bilgisayarımı) götürdüm Çünkü orda 6.000 tane telefon numarası vardı. Hepsini ezberlemem ilk etapta mümkün değildi. Birde orası çok yoğundu. Zengin ve büyük iyi çevrenin gelip gittiği yerlerdi o yüzden o telefonları acilen ezberleyip birde iletişim kurmam gerekiyordu. Arkadaşlar bilgisayarımı aldı. Konuşuyor tabi bizim bilgisayarlar. Sesli programlarımız var. Allah Allah diyor adam makine konuşuyor ya diyor böyle inanamıyor hayret ediyorlardı. Öyle 3 yılım çok şen… Hatta o 3 yılım ben kendim için çok iyi değerlendiririm. Yani 6.000 kişinin içinde bir tane görmeyen… Beni el üstünde tutuyorlardı. Ondan sonra KPSS ‘i kazandım. Kendi mesleğime döndüm. Türkçe öğretmeni olarak YENİBOSNA Ortaokulunda halen görev yapıyorum.
– Öncelikle şunu sormak istiyorum. Bir görme engelli olarak daha önceki seleflerinize göre biraz daha iş hayatında sanki toplumda daha fazlasınız. Daha aktif olarak hayata girmişsiniz öncekine bakarsak. Az önce anlattığınız gibi üniversite okuduğunuza inanamıyorlardı. Normalde hani toplumda olan şey bu Görmeyen insan okuyamaz. Sadece kendi işlerini karşılayabilir.
(Önceden sadece HAFIZLIK yaparlardı .) Galiba sizin içinizde( görmeyen engelliler arasında ) de bu benim şahsi düşüncem belki eskiden bir çıta (hedef ) yoktu sonrasında mı çıta oldu? Sonuçta lisede okurken 3 öğrenci olduğunuzu söylediniz başka kimse yoktu. Üniversite yıllarında ve iş hayatınızda bulunduğunuz senelerde hep genelde göze batacak olandınız tektiniz. Şimdiki şartlarla önceki şartları kıyasladığınızda önceki şartlar daha mı kötüydü(zordu ) ?
-Önceki şartlar zordu. Yani herkes bireysel mücadeleler veriyordu işe girmek için. İşte bu Avrupa Körler Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde Türkiye ‘ nin imzaladığı yönetmelikler yasalar gereği işte bu sefer her kuruluşun  % 3 engelli çalıştırmasının zorunlu, hatta cezalarının da fazla olduğunu gösteren bir yasa imzaladılar. Artık işçi bulma kurumu, olsun Devlet Personel Daire Başkanlığı olsun her kuruluşa baskı yapılıyor. Bu kadar engelli çalıştırmak zorundasın aksi halde şu cezayı ödeyeceksin diye. Eskiden cezalar çok küçüktü, Ben cezamı öderim ama görmeyeni çalıştırmam hatta görmeyeni bile çalıştırırım ama işime gelip gitmesin, benden maaşını alsın diye böyle yanlış tutum izliyorlardı. Bu sefer cezalar artınca (devlet ya da özel kuruluşlar ) görmeyen ya da engelli çalıştırmak zorunda kaldılar. Bu biraz görmeyenin genelde engellilerin özellikle görmeyenlerin iş hayatına daha fazla katılmasına sebep oldu. Eskiden dediğim gibi bireysel (arkadaşların bireysel) çabaları, genelde örgütlü mücadelenin olmayışı görmeyeni biraz daha geri pozisyona çekiyordu. Bu örgütlü mücadele ile de ilgili bir şey. Yani engelliler arasında en örgütlü mücadeleyi görmeyenler verir ve tuttuğunu koparan bir örgüttür. Görmeyenler dernekleri her şekilde, her hükümete, her yasayı çıkarttırabilecek derecede baskıcıdır yani. (görmeyen örgütleri )
-Organizesiniz yani…
-Tabi organizedir. İşitme engelliler, ortopedik engelliler… Biraz daha pasif durumdadır.
– Peki, hocam; Ne gibi işlerde çalışabiliyorsunuz?  Size uygun işler nelerdir?
– Görmeyenin en basit ve genel olarak çalıştığı bir iş sahası vardır. SANTRAL… Telefonla iş görür, iletişim kurar. Ama bu işin zincirini kırdılar görmeyenlerden AVUKAT arkadaşlarımız çok fazla. Hatta ve hatta NOTER bile var. Son zamanlarda MİLLETVEKİLİ bile çıkardık görmeyenler camiası olarak. En azından ben biliyorum mesela 3-4 sene evvel 1.000 tane öğretmen atandı bunun 600 tanesi görmeyendi. Hemen hemen görmeyen insanların en fazla tercih ettiği meslek öğretmenlik… Başka aklıma gelen Avukatlıktan, Noterlikten, Öğretmenlikten Hukukçuluktan başka…
– Doktor da var mı görmeyen?
– Doktor şöyle sonradan gözünü kaybeden doktorlarımız var ama tıp doktoru değil bunlar. PSİKOLOG’ larımız çok tabi. Bunlar şu an en fazla revaçta olan meslekler…
– Peki, hocam siz Türkçe Öğretmenisiniz ve eşinizde Türkçe Öğretmeni o da sizde engelli olmayan çocuklara eğitim veriyorsunuz. Zorlukları var mı? Ya da ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz bu konuda?
-Şimdi tabi Türkiye ‘ de 10 tane görme engelli okulları var ve Türkiye ‘de bilmem kaç tane de öğretmen var. Hepimizin o okullara atanması, gitmesi imkânsız. Biz Yenibosna ‘da gören çocuklara eğitim veriyoruz. Tabi ki öğretmenliğin zorlukları zaten var birde görmeyen olunca bu zorluklar 2 ‘ye katlanıyor. Sınıf hâkimiyetinden tutun, yazılı okumalara, not tutturmadan tahtaya yazı yazdırmaya kadar bir sürü sorun sizle beraber geliyor. Çok dikkat edeceksiniz. Bir görmeyen normal okulda (biz normal diyoruz görenlere) eğitim verdiğinde daha fazla dikkat edecek. Tahtaya yazdırdığınız öğrenciye nasıl yazdırdığınız, imla kurallarını nasıl kullandığını, nerde nokta nerde virgül kullandığını kimin kılık kıyafet yönetmeliğine uygun gelip kimin gelmediğini denetleyen, sınıfın genel durumunun nasıl olup olmadığını denetleyen… Bu çok dikkat isteyen, çok özveri isteyen bir şeydir. Görmeyenin, gören okullarda öğretmenlik yapması çok zor.
– Normal öğretmenler bile şu anda bu saydıklarınızı yapamazken sizin sınıfa hâkimiyetiniz, sınıfla diyalogunuz nasıl oluyor?
– Sınıfla diyalogumuz şöyle oluyor; Başta çocuklarla iyi konuştuğunuzda, iyi anlaştığınızda, onların diliyle onlara hitap ettiğinizde anlaşılır. Sınıfa girdiğinizde çocuklara diyeceksiniz ki daha doğrusu çocuklar ben sizin sorduklarınıza cevap vermek zorundayım. Dolayısıyla siz uslu durduğunuz sürece ya da dersi dinlediğiniz sürece sizinle iyi bir ders işleyebiliriz. İşte parmak kaldırmaktan ziyade “ ben söyleyebilir miyim hocam ben söyleyebilir miyim “ şeklinde konuşarak hitap ettiğinizde, bir ihtiyacınız olduğunda parmakla değil de sözle daha iyi anlaşırız. Beni dinlerseniz işte ben sese çok duyarlı birisiyim. İşte beni dinlediğinizde ben sizi daha iyi dinlerim şeklinde böyle konuşarak çocuklara hitap ederseniz muhakkak o zaman bir çözüme ulaşıyorsunuz. Tabii ki bunları istismar eden yok mu? Var tabii… Ama bu bütün öğretmenler için geçerli. Mesela ben çok şikâyet aldım gören öğretmenlerden sınıf hâkimiyetinin yapılamadığı hususunda ama benden hiçbir zaman okul müdürüm (idarecim )sınıfın düzeniyle ilgili ya da okulun problemleriyle ilgili hiçbir zaman şikâyet almamıştır.
– Çocuklarla diyalog önemli diyorsunuz…
– Kesinlikle.
– Sonuçta sınıf içindeyken, ders anlatırken, öğrencilerin (bize de şu an ders verdiğiniz için dersi astığımızı fark ediyorsunuz ) Sınıfta dersi astığını da fark ettiğiniz ya da fark edemediğiniz, gözden kaçan olaylar oluyor mu?
– Şimdi tabii ki çocukların elinde çeşitli oyuncaklar olur. Sınıfta yürürken hızlı hızlı yürümem ben mesela. Çok yavaş yürürüm. Çocuklar ya derse kaptırmıştır, ya oyuna, ya fısıltı halinde bir şeyler yapıyordur. Ben çok yavaş yürüdüğümde çocuklar onları dinlediğimi fark bile etmezler. Hiç onlara bakmadığım (çocukların gözüne direk bakmadığım ) için onlar beni, benle ilgilenmiyor sanıyorlar ve işlerine devam ediyorlar. Oyun oynuyor biraz daha rahat kalıyorlar. Ben o anda kimisinde telefon tık tık tık çocuk mesaj yazıyor ” Ver o telefonu diyorum çocuk bana hemen getiriyor. Ver o düdüğü diyorum. Nerden gördünüz? , nasıl yaptınız? “ Çocuk bunun farkına varamıyor. Önemli olan çocuklarla derste sınıfta yavaş yürümek. Hızlı hızlı yürümeniz değil…
– Birde (normalde )genelde duyularını kaybeden herkes için geçerli sanırım bir duyusunu kaybedenlerin diğer duyusu biraz daha fazla algılıyor. Buna katılıyor musunuz?
– Tabii. Şimdi görmeyenlerin duyma duyusu gerçekten hassas. Öğretmen masasından en arkada ki, kimin ne fısıldadığını bile duyabilecek düzeyde birisiyim. O kadar keskindir duyularım. Biraz daha keskin duyularımız var. Hatta direk isimle hitap ederim “ Ahmet konuşma “ diye…
– Hafızanızda görenlere göre biraz daha gelişmiş oluyor sanırım. Çünkü ben Eyüp 2 teki “SESLİ KÜTÜPHANE (yakın zamana kadar adı körler kütüphanesi idi)de ders almaya gelen görme engelli lise talebelerinden birine gönüllü matematik dersi anlatırken çok rahatlıkla aklından cevap vermesine şaşırmıştım. Biraz daha görenlere göre gelişmiş diyebilir miyiz yoksa bana mı öyle geliyor.
-Şöyle;  görenlere oranla daha gelişmiş değil ama görme öğrenmenin % 80’nini sağlar. İyi bir nimettir görme. Görme yetisi olan birisi gözünü kullandığı için hafızasını pek fazla kullanmıyor, görsel zekâsını kullanıyor. Dolayısıyla öğrendiği orda kalıyor, unutuyor ama görmeyen bir adamın gözünü kullanamadığı için duyuları çok önemlidir ve duyma onun için çok önceliklidir. Kimin ne dediği, kimin hakkında ne konuşulduğu ya da hangi sesin nerden geldiğini mecbur duymak zorundadır. Duyma yetisini o yönde geliştirmek zorundadır. Biraz da bunlar aslında sonradan geliştiriliyor. Her görmeyenin duyma yetisi bile aynı oranda değildir yani…
– Sese bu kadar hassas olduğunuz ve sizin okumayı çok sevdiğinizi bildiğim için özellikle bu soruyu soruyorum. Sese hassas olduğunuz için çoğunlukla sesli kitaplar ya da hani sesle kaydedilmiş şeyleri okumayı tercih ediyorsunuz. Eyüp ‘teki “SESLİ KÜTÜPHANE “  buna bir örnek. Belediye’ye ait bir kuruluş. Gönüllü okuyucular kervanıyla sesli kitap üretmeye çalışmakta. Gene aynı şekilde “BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ” ve Beyazıt ‘ta ki “ HALK KÜTÜPHANESİ” nde bu tarz çalışmalar yapılmakta. Sizce bu çalışmalar sizin için yeterli mi?
-Şimdi tabi Eyüp Kütüphanesi, Boğaziçi Üniversitesi ve Beyazıt Kütüphanesi güzel çalışmalar yapıyorlar. Ancak Eyüp ‘te ki kütüphanenin tüm Türkiye deki görmeyenlere cevap veremediğini biliyorum. Oradan gidip dinlendiğini… İnternetten indirilip indirilmediğini bilmiyorum ama. “GETEM “ yani “ BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ “ ve “ BEYAZIT KÜTÜPHANESİ “ bütün Türkiye ‘ ye cevap verecek düzeyde bir kütüphane. Şöyle bunların bence belli bir kurum adı altında tek elden toplansa ve Türkiye ‘ye hizmet adı altında yapılsa daha iyi olur gibime geliyor. Öyle herkesin kendi alanında kütüphanesi değil de bir kurum altında ya da KÜLTÜR BAKANLIĞININ ya da MEB nın ya da bir üniversitenin ya da bir BELEDİYENİN neyse bir kuruluşun altında Türkiye ‘deki Sesli Kütüphaneler birleşse bence daha iyi bir hizmet çıkar ortaya. Mesela Çukurova ‘ da ki üniversitelerin “ AKDENİZ ÜNİVERSİTELERİNİN, 9 EYLÜL ÜNİVERSİTESİNİN …“  hepsinin ayrı ayrı kütüphaneleri var.9 EYLÜL ‘ ün ayrı EGE ‘nin ayrı kütüphanesi bu yani iletişimi güçleştirir. Ben tek elden toplanması taraftarıyım. Ama Eyüp’ünde, Boğaziçi ’ ninde, Beyazıt’ ında arşivi çok geniştir. Hele “MİLLİ KÜTÜPHANE “ vardır Ankara ‘da. O da arşivini şimdi bütün kullanıcılara açtı. Eskiden Ankara ‘da kaset ve CD ile okunuyordu kitaplar. Şimdi internette… Direk indirebiliyorsun kitapları. O bile güzel bir şeydir ve bütün kütüphanelerde de hemen hemen her kitabı bulursunuz. Aradığınız her yaşa her düşünceye uygun kitapları çok rahat bulabilirsiniz. Görmeyenin okuma alanına çekilmesi, gönüllü okuyucuların bunu hakikaten gönüllülük esasına göre yapması bence örnek gösterilecek kadar güzel bir şeydir ki ben kendi adıma söyleyeyim bu gönüllü okuyucuların haklarını görmeyenlerin zor ödeyeceğini düşünenlerdenim. Beni okumaya iten okuma aşkıyla dolduran bunlardır yani…
-10-16 MAYIS ENGELLİLER HAFTASI olarak tüm dünyada kutlanıyor. 11 Mayıs ‘ta Körler günü olarak kutlanıyor. GÖRME ENGELLİLER değil de KÖRLER… Bu ifade düzeltilmeli aslında bence sizleri de bu ifade rahatsız ediyor mu?   Ve sadece 1 günde hatırlanmak ( gerçi hatırlanıyorsa tabii ) yeterli mi?—–
-Kelimeye takılmamak istiyorum ama yine de gençliğimin verdiği bir durum mudur, nedir?  Kör kelimesinden biraz rahatsız oluyorum. Bilmiyorum neden rahatsız oluyorum işin açıkçası… Ama kendi aramızda kör kelimesinin geçmesi bizi rahatsız etmiyor. Ama toplumda birinin, görme engelli birine kör demesi ben kendi adıma söyleyeyim belki yanlışta olabilir. Bu benim şahsi düşüncem. Bu beni biraz üzüyor. Ama benden yaşlı ( bizim yaşlı ) hocalarım var onlara kör de desen görme engelli de desen o adamların zorlarına gitmiyor.  Belki ileri de bizde alışacağız. Kelimeye çok fazla takılmama taraftarıyım. Ama “ ÖZÜRLÜ “ kelimesinden hoşlanmıyorum ve bunun tamamen lügatten çıkarılmasını istiyorum. Özürlü kelimesi genelde görme engelli, zihinsen engel, ya da spastik engellilere, algılama sorunu olanlara… Kullanılmaması taraftarıyım. Bu Körler gününün düzeltilmesi sene de 1gün olarak kutlanılması ya da onların 1 gün hatırlanması tabii iyi bir şey değil. Bir kere toplumda engelliler “ONLAR “ sınıfına tabi edilmemeli. Onlar dediğimizde biz haklarımızı “LÜTFEN (lütuf olarak ) “ almıyoruz ki. Bizim hakkımız diye bir şey yok bütün engellilerin, bütün görenlerin haklarıdır. YAŞAMA hakkı, TOPLU SEYAHAT hakkı, EĞİTİM hakkı… Nebilim. Bir görme engelli bir yere çarpıyor. Adam diyor ki ;”-Niye sokağa çıkıyorsun? “ Yahu arkadaş sokak senin mi? Sokak hepimizin, kaldırımlar hepimizin. Senin bu kaldırıma araba koymaya hakkın yok ki! Evet, bizim için düzenlenen yollara bile direkler mi dikmezsin, market arabaları mı bırakmazsın. İşte efendim niye çıkıyorsun biri olmadan sokağa. Ya bilmiyor sokak sadece senin değil ki! Herkesin sokağı, herkesin kaldırımı… Yani toplumda bilinç eksikliği çok fazla. Bir arpa boyu yol alıyoruz ama bu bizi epey bi götürür. Bir 50 yıl daha bizim yaşayıp gitmemiz lazım. Avrupa da böyle değil. Hollanda da körlerin ayrı yürüyeceği yol var. Bisiklet yolu var ayrı körlerin yolu ayrı. Oraya bisiklet giremiyor girmiyor da zaten yani bunun bilincine ermiş girmiyor adam.
– Sesli olarak size hitap eden dergi, gazete, hani günlük haberleri takip edebileceğiniz herhangi bir şey site gibi var mı? Ya da bu konuda yapılmasını istediğiniz bir şeyler var mı?
-Şimdi şöyle değişik gazetelerin son zamanlarda sitelerinde “ DİNLE “ diye buton koyup görme engellilerin dinlemesi için… Haber siteleri var.
– Hangileri birkaç örnek verebilir misiniz?
-Sabah gazetesi bunu yapıyor. En son haber sitesinde “DİNLE “ butonu var. Onu tıklıyorsunuz. Mobil uygulamalarınızda, bilgisayarınızda dinleyebiliyorsunuz haberleri. Mesela Türkcell’in “ HAYAL ORTAĞIM “  projesi vardı. Engellilere yönelik. Onlar haberleri “DİNLE “ butonuyla görmeyen kullanıcılarına dinletebiliyorlar. Yazılarını (köşe yazıları vs…) filan. Güzel bir uygulama. Dergi olarak; sesli edebiyat dergisi şeklinde değil de kültür-sanat dergisi var. İzmir’de “ARKADAŞ “ dergisi var. Türkiye Görme Engelliler Kitaplığı diye bir kitaplık derneği vardır ki onun da çok geniş bir kitaplığı (arşivi ) var. Araştırmanızı tavsiye ederim. Onlar her ay görme engelli kullanıcılarına CD ile Türkiye ‘ de Kültürde, Magazinde, Sanatta, Sporda, Edebiyatta, Bilişimde, İletişimde… Neler olmuş neler bitmiş onlar bir dergi hazırlıyorlar ve bunun birde kabartma çocuk dergisi var.”BAL ARISI “diye. Yine görme engelliler kitaplığı çıkarıyor. Kabartma (Braille alfabesi ile )yazılmış çocuk dergisidir. Bunun seslisi çıkmadı. Buda sadece görme engellileri ilgilendiren bir dergi. Şu bence gerekmeli Biz, ben şunun eksikliğini hissediyorum. Her masal kitabının, çıkan her kitabın sesli baskısı çıkmalı ki görme engelli ondan yararlanabilsin. Mesela ben çocuğuma masal okuyamıyorum. Çocuk yatmaya gittiğinde baba bana masal okur musun dediğinde masal okuyamamanın… Kabartma masal kitaplarının sesli masal kitaplarının olmadığını biliyorum. Araştırdım yok… Bu gerçekten bir sorun. Çocuğuna görme engelli anne-baba masal dinletemeyecek mi? Okuyamayacak mı?
– Bu dergilerin dışında edebiyatla kültürle sanatla alakalı başka neler var?
– Sesli gazete de var. “GÖRÜNMEYEN GAZETE “ diye. Bunlar da İstanbul ‘ da çıkıyor “KENTİM “  gazetesiyle birlikte yürütüyorlar bu işi ama en güvenilir en sağlam kaynaklısı “ARKADAŞ DERGİSİ” (İZMİR)
-Tekrar aynı soruya dönmüş oluyorum ama günlük hayatta insanların size bakışları, tavırları yardımcı mı yoksa daha çok zorlaştırıcı mı oluyor?
– Türkiye ‘ de bu çok büyük bir engel. Herkese göre de çevreye göre de değişir. Mesela Levent ‘ te, Sarıyer ‘ de, Beşiktaş ‘ta gidersiniz belki size bir insan gözüyle yardım etme ihtiyacı hisseden toplumun bir yardımı olabilir. Ama bu daha böyle ücra köşelere gittiğinizde işte bu saatte sokakta ne işiniz var. Özellikle görme engelli bayanlar çok sıkıntı çekiyorlar. Hadi gene erkekler bir şekilde atlatıyorlar bunu. Okula giden, işe giden bayanlar… İşte bu saatte sokağa çıkılır mı? İşte senin sahibin yok mu? Sen sokağa niye yalnız çıkıyorsun?  Diyeni bile var. Yani toplumun hala bilinçlenmediği kanaatindeyim. Çok kızıyorum ama arkadaş hayat sorarak mı geçecek O nerde? , Bu nerde? Biz şoföre numara kaç diye soruyoruz o bize nereye gideceksin?  Diyor. Soruya bakar mısın? Bizde algılama sorunu var. Numara kaç 31, 32, 37 neyse sorunun cevabı değil başka soru soruyor adam. Türkiye ‘de görme engellinin hayatı zaten çok zor. Bir de bunlar…  İstanbul ‘ da mesela yürümesi, gezmesi çocuğuyla parka gitmesi, çocuğuyla arabada, çocuk arabasıyla gezmesi başlı başına bir sorun yani…
– Baya bir zorluk var.
– Evet zor.
-Son olarak hocam sizinle alakalı konferans, panel vs. herhangi bir kültür sanat etkinliği düzenleniyor mu? Görenler için Kültür sanat vs. çeşitli etkinlikler düzenleniyor. Görme engelliler arasında da böyle etkinlikler var mı?
-Biz çeşitli derneklerle, kendi derneklerimizle çeşitli konferanslar yapıyoruz. Hatta şu anda görme engellilerin en göze çarptığı alan spor alanıdır ki, görme engelliler sporda çok iyidir. İSPOR (İSTANBUL KÖRLER SPOR KULÜBÜ) ,ALTINOKTA KÖRLER SPOR KULÜB bunlara örnek… Spor alanında körler kendilerini çok kanıtlamıştır. Dernekçilikten, örgütlü mücadeleden artık iyice kendini aştı tamamen spora yöneldi. Sporda da dünya çapında başarılar. Gülle atma olsun, futbol olsun, güreş olsun, judo olsun… Çeşitli sporlarda… Kendi aralarında iyi durumda…
Konferanslar için; Altı Nokta derneği,  Türkiye görme engelliler derneğidir ( Bu Kadıköy de, Bakırköy de, Şişli de var ) Bir de bizim federasyonumuz var ki zaten bütün derneklerin en üst organizasyonudur bu. Mesela görme engelli hakları ya da genelde engelli hakları federasyonda tartışılır karara bağlanır ve ona göre tasarı sunulur. Panel konferans gibi şeylerde görme engelliler bu konular da iyidir. Federasyon merkezimiz Ankara Devirtepe ‘dedir.
-Sıcak, samimi, aydınlatıcı ve içten sohbetiniz için teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim…
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!