• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 8 Eylül 2020, Salı 07:27 - Son Güncelleme: 8 Eylül 2020 Salı, 09:23
Font1 Font2 Font3 Font4
Gizli Bir Hazine: Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi

                 

 

 

Yitirdiğimiz bir mahalle-cami kültürünün yeniden doğuşunun temsilcisi olan yapı: Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi!

 

 

I. Mahmud ve III. Osman saltanat dönemlerinde sadrazamlık yapmış olan Hekimoğlu Ali Paşa, siyasi hayatı gereği devletin birçok köşesini dolaşmıştır. “İstanbul ve Tebriz’de ki külliyeleri dışında, suyolları, çeşmeler, su terazileri, cami, tekke gibi halkın ihtiyaçlarına yönelik birçok hayır eseri inşa ettirmiştir.” Bunlardan en meşhuru olan Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi; merkezinde cami ve etrafını kuşatan kütüphane, türbe, sebil, şadırvan, çeşme ve zaviyesi ile beraber klasik Osmanlı mimarisinin en son eseridir.

 

 

Ali Paşa, Fatih Kocamustafapaşa'da yer alan külliyesini, I. Mahmud’un dördüncü saltanat yılına rastlayan ilk sadrazamlığı zamanında 1734 yılında, Çuhadar Ömer Ağa ve Hacı Mustafa Ağa adında iki mimara yaptırmıştır. İstanbul’un gizli bir köşesinde yer alan bu külliyenin daha içeri girmeden ilme susamış herkesi çağıran kapısının üstüne konuşlanmış bir kütüphanesi bizi karşılamaktadır Külliye içerisinde medrese yerine karşımıza çıkan bu kütüphane de bugün dahi medrese derslerini aratmayacak şekilde Türk İslam Sanatı dersleri verilmektedir. İnsan içine adım atar atmaz kendini farklı bir zamana gelmiş gibi bulur ve medrese ruhunu iliklerine kadar hisseder.

 

 

 

Hekimoğlu Ali Paşa Külliyesi’nin 3 adet avlu ve 3 adet cami girişi bulunmaktadır. Avlusuna, sebil yanından girilmekle beraber esas avlu kapısı, Haseki Caddesi’nde yer alan kütüphanenin altındadır. Caminin doğu ve batı cephelerinin ortasında da birer kapı bulunmaktadır. Sadrazam camilerine göre oldukça büyük ölçekli ve ihtişamlı olmasıyla dikkat çeken yapının, hiyerarşik düzene bağlı olarak ise tek şerefeli bir minaresi bulunmaktadır. Cümle kapısından içeri girdiğimizde kendimizi ferah ve aydınlık harim kısmına bırakırız ve iç dünyamızın da karanlıktan kurtulmasına yarayan bir yolmuş gibi bir etkiyle karşılaşırız.

 

 

 

 

Cami planıyla olduğu kadar tezyinatıyla da dikkatleri üstüne çekmektedir. Kubbe içlerinde pencere aralarında yer alan bitkisel bezemelerle oldukça natüralist bir süsleme programı ile karşı karşıya kalmaktayız. 18.yy yapısı olan cami de rokoko motiflerinin yoğun bir şekilde kullanıldığını görürüz.

 

 

Camide en yoğun süslemeler kubbe içlerinde kendini gösterir. Ana kubbenin çevresini saran lacivert zemin üstüne beyaz hatlı kitabe kuşağı bulunmaktadır. Kitabe kuşağını takip eden pencere sırası ve natüralist bezemeler ile kubbe gören gözlerde hayranlık uyandırmakta, sanatın tüm güzelliklerini yansıtmaktadır. Siyah ve gri tonların hakim olduğu kalem işleri ise geç dönem süslemeleridir. Süslemeleri bakarak da Osmanlı tarihinde değişme döneminin başladığını işaret edebiliriz. Bir kez daha rahtatça söyleyebiliriz ki siyasi değişimlerin en çok etkilediği birim, sanat olmuştur.

 

 

Cami içerisinde yer alan kitabelerinin bazıları devrin ünlü hattatlarından olan Sadrazam Koca Ragıp Paşa ve Şeyhülislam İshak Efendi tarafından yazılmıştır. Külliyenin bugün kütaphane bölümünde çağımızın ünlü hattatları tarafından dersler verilmekte olup yeni hattatlar yetiştirilmektedir. Böylece çağlar boyu süren sanat aktarımı aslına uygun olarak bu külliyede hala devam etmektedir. Kütüphane’nin penceresinden ise Hekimoğlu Ali Paşa Cami tüm ihtişamıyla kendini göstermekte ve unuttuğumuz bir zamanı bizlere hatırlatmaktadır…

 

 

Yahya Kemal Beyatlı bakın nasıl dökmüş dizelere bir fakir İstanbul semtini:

 

 

Koca Mustapaşa! Ücra ve fakir İstanbul!

Ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul,

Hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.

Kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’yada.

Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz

Ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.

Manevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak;

Yaşıyanlar değil Allah’a gidenlerden uzak.

 

 

Bugün birçok külliye işlevini yerine getiremese de Hekimoğlu Ali Paşa Kütüphanesi özüne sadık kalarak Osmanlı kültür ve medeniyetini yaşatmaya, gelecek nesillere aktarmaya çalışmaktır. İçerisinde verilmekte olan Osmanlı Türkçesi, Hüsn-i Hat, Tezhip, Minyatür, Ebru,  Musuki, Adab-ı Muaşeret dersleri ile ayıp medeniyetimize ışık tutulmaya çalışılmaktadır. Tüm bu sanatlar asıl amaca bir aracıdır. Necip Fazıl’ın da dediği gibi sanat, Allah'ı yani mutlak hakikati arama işidir. Yüzlerce yıl insanlığı aydınlatan Osmanlı Medeniyetinin izinde, kaybettiğimiz değerler o medeniyetin çocuklarına yeniden hatırlatılmaktadır.

 

 

Bu noktada külliyeden bahsederken değinmemiz gereken bir isim vardır; Hattat Hüseyin Kutlu. Kaybolan medeniyetin yeniden ihyasına kendini adayan Hüseyin Kutlu 1976’da göreve başladığı Hekimoğlu Ali Paşa külliyesini ve çevresini yeniden ihya etmiş, adeta hayat vermiştir. Bir zamanlar kentin merkezini camiler oluştururdu ve çevresiyle bir bütün olarak mahalle kültürü oluşurdu. Hüseyin Kutlu camiyi yeniden merkeze alma adına, kayıp bir medeniyetin peşinde ömrünü sürmektedir. Hekimoğlu Ali Paşa külliyesi ise yitirdiğimiz bir mahalle-cami kültürünün yeniden doğuşu, İslâm medeniyetinin merkezi olarak cami noktasında ümitvar olmamızın en önemli temsilcisi olarak gizli bir hazine gibi keşfedilmeyi beklemektedir…

 

 

Geç vakit semtime döndüm Koca Mustapaşa’dan

Kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’ya’dan.

Kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.

Bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;

Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük;

Budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.

 

 

Ne yazık! Doğmuyoruz şimdi o topraklarda!

 

 

 

                                                                                                                  


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN