• İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”

YAZARLARIMIZ

Öznur Kısar
Öznur Kısar
Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2021, Çarşamba 02:53 - Son Güncelleme: 22 Eylül 2021 Çarşamba, 03:11
Font1 Font2 Font3 Font4
Gitmesen Olmaz mı?

 

 

Zeytin ağacına doğru sakin adımlarla yürüyüp, ayakkabılarımı çıkardım. Ayaklarımı çimenlerin üzerine usulca bırakırken; yağmurun şöyle bir gelinlik kız gibi yüzünü gösterip kaçtığı havayı içime çektim. Evet evet bir zeytin ağacı; yanlış okumadınız. İstanbul’da yeşil alanda bir zeytin ağacına denk gelmek, pek fazla alışık olduğumuz bir şey değildir aslında. Onu fark ettiğimde, bir an dallarının altında nefeslenme isteğime karşı koyamadım. Güzergahımı değiştirip, taburemi açıverdim kanatlarının altına. Bir akşam serinliği, bir son yaz günü rüyası gibi bir akşam, sakin, sessiz ve hafif bir veda kokusu var bu akşamlarda. Sonra içimden annesinin eteğinden çekiştiren çocuk misali, gitme sevgili yaz, biraz daha kalsan bizimle dedim. Yani bu yeşil mesirelikte oturup çekirdek çitleyen, çayını yudumlayan insanlar, parkta çığlık çığlığa koşuşturan çocuklar şu zeytin dalındaki serçe de gitmeni istemiyorlardır pek aslında, bana kalırsa. Bak işte öyle işsiz güçsüz, avare, bir yere yetişme telaşı olmayan bir parça insan toplanmış bağrına bu yeşil vadinin. Yazın son günlerinden bir parça alacaklılarmış gibi, akşamın çöken karanlığına rağmen, hiç istiflerini bozup da kalkıp gidemiyorlar.

 

Gece sıcaktan bunaldığım demleri hatırlıyorum elbette hiç unutur muyum? Hani yaprak kımıldamazdı da, tül perdeyi bile usulca çekip, nazlı yaz rüzgarını davet ederdik. Yine de kabul ediyorum; gitmene biraz bozuluyorum, gitmesen olmaz mı? Yani biraz geciksen hiç değilse bari.

 

Şimdi sonbaharda her şey daha bir sessiz ve dilsiz. Yani insanlar pencerelerini kapatacaklar, herkes,  her şey, kuytusuna çekilecek. Gönül dili susmuş olanlar için hele biçilmiş kaftan, mevsim sonbahar. Uzun bir sessizliğe gömülecekler yine. Yaz öyle mi? Açık camdan içeriye dolan yemek kokuları, kuş cıvıltıları, camın önüne konan martı ve kumrular, arka bahçenin oyun delisi kedileri, sokak satıcıları, eskiciler, poğaçacı amca, sabahın ilk saatlerinde sokağı süpüren amcanın süpürge sesi, servise yetişmeye çalışan çocuklar, ellerinde çöp poşeti ile apartman kapılarında beliren beyler… Tüm bu sesler, hareketler; yaz günü açık pencereden içeriye bir yol bulur, akar girer. Gece siyah örtüsünü üzerimize iyice örtene dek yavaş yavaş azalarak son bulur. Ta ki sabahın seherinde yolculuk için çekiştirilen bir bavul tıkırtısı, cami cemaatinden bir dedenin yavaşça açtığı apartman kapısının sesi, akıllı telefonların çeşit çeşit alarm sesleri ile şehirde cıvıltı yeniden yükselir.

 

 

Herkesin kendisine bir kuytu yer aradığı mevsimdir, güz. Sokakta bir şemsiyeye bile iki kişi sığmaz mesela. Sığabilenler zaten sırılsıklam âşık olanlardır. Onlar için ıslanmanın pek bir ehemmiyeti yoktur aslında. Çevrelerinde olan biteni de duyup görmedikleri için, sonbahara has sadece kendileri ile iletişim konseptine uygundurlar. Bir de kulaklığı ile bütünlük sağlayanlar var elbette. Bazen bizi de o coşkuya ortak etmek istiyorlar ya hani. Kendi kendilerine gülümsemeler, hatta kıkırdamalar, dinledikleri esere eşlik etmeler falan. Trafik yorgunları var bir de; asık suratlı, sabırsız. Kimi yalnız, kimi de aslında kalabalık bir yalnızlık yolculuğunda.

 

Şimdi sevgili yaz; aslında sen yalnızlar mevsimi değilsin. Şenlik senin ruhuna daha uygun. Ben sıcağı da sevmem pek ama. Neden bilmiyorum bu sefer gitmene gönlüm hiç razı değil. Canlı ve sesli bir mevsim diyorum ya hep senin için, belki benim içimdeki sesleri de perdeliyordun bir nebze. Şimdi o sesler, şenlik dağıldığında ne olacak? Kestirebiliyor musun? Cami avlusuna vakit namazların saatler öncesinde gelip oturan amcalar nerde oturup nefeslenecek, sen yokken? Teyzeler parkta o kadar uzun süre kalamaz ki torunlar hasta olur hemen, senin yokluğunda. Köşe başlarında bekleşen gençlerin elleri buz keser olmadığında. Yine de eğer bekleyenin varsa eğer, sen bilirsin. Yine gel; yine gelişin sana yakışır bir şölen ile ilkbahar çiçekleri ve bereketleri ile olsun. Belki geldiğinde gidişini daha kolay kabullenebilirim. Ama ayrılıkları hiç sevmedim. Sen gidiyormuş gibi yapmadan gitsen olur mu? Geldiğinde gidişini yine unutur açarım gönlümü. Ben de böyle bir iflah olmazım işte. Hadi sessizce git. Özlet kendini yeniden.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN