• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 15 Eylül 2020, Salı 14:16 - Son Güncelleme: 15 Eylül 2020 Salı, 14:16
Font1 Font2 Font3 Font4
Enformatik hipnoz

İşbu söze Hak tanıktır,
Bu can gövdeye konuktur,
Bir gün ola çıka gide,
Kafesten kuş uçmuş gibi.
Yunus Emre

Üstad Bediüzzaman, şöyle bir örnek verir: İnsan, mezar kadar dar bir odadadır aslında. Ama bu odanın bütün duvarları ayna kaplı olduğu için, mezar kadar oda, meydan kadar geniş görünür. Bir musibetle insan hareket etse, kafasını daracık odanın duvarına çarpar. O mezar kadar odacık, insanın içinde yaşadığı gündür. Geçmişe ve geleceğe insanın eli uzanamaz. Düne ve yarına gitmek mümkün değildir.
Günümüzdeki insan da işte böyle. Aslında mezar kadar dar bir odadadır. Ama ekranlarla kaplı oda, meydan kadar geniş görünür.

Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, tabletler, televizyonlar…
Son on yılda bütün dünya çok şiddetli bir anaforun etkisi altında.
Enformatik hipnoz.
Enformatik anafor.
Enformatik girdap.
Enformatik kasırga.
İnsanın kibrini artıran, egosunu güçlendiren bir kasırga.
Bu kasırga neredeyse bütün insanlığı etkisi altına aldı.
Her yıl üretilen bilgi miktarı, bütün zamanların toplamından daha fazla.
1976’da ilk üretilen F16 savaş uçaklarında yüz bin satır bilgisayar yazılımı gerekiyordu.
Şimdi üretilen F35 savaş uçaklarında 12 milyon satır yazılım gerekiyormuş.
Bu kadar yoğun bilgi işlem, sürat getiriyor elbette.
Zamanın akışı süratleniyor.
İnsan bu kadar yüksek sürat altında elbette ekranların hipnozuna kapılıyor.
Çocukluktan ihtiyarlığa giden süreç 50-60 yıl olması gerekirken…
Hissedilen zaman belki de birkaç yıla iniveriyor.
Bu yüksek sürat altında insan, aczini fark eder mi?
Ölümü hatırlar mı?
Ahireti düşünür mü?
İbadete ihtiyaç duyar mı?
Anlam arayışına girer mi?
Karşılık beklemeden iyilik yapar mı?

Oysa her gün kabir alemine giden yüz binlerce insan var.
Bu kadar yüksek sürat altında, bu derin hipnoz altında insanın dünya hırsı şiddetleniyor.
Bu derin hipnoz altında insanın rekabet duygusu güçleniyor.
Bu derin hipnoz altında insanın egosu şişiyor.
Bir virüse dahi yenilen insanın bu kadar kibirli olması, hayra alâmet olmasa gerek.
Bir virüs, bir bakteri, bir trafik kazası, bir lokma yemek, bir soğuk algınlığı, bir sıcak çarpması, bir akrep, bir kibrit, bir çarpma, bir düşme, bir yanlış hareket, insanı yere sermeye yeter.
İnsanın bu enformatik hipnozdan kurtulmasının yolları var elbette:
Ekranlardan uzak durmak, mümkünse ekranları kapatmak.
Durmak ve düşünmek.
Hayatı ve ölümü.
Yaratanı ve Yaşatanı.
Hayat muhasebesi yapmak.
Ömür muhasebesi yapmak.
Nefis muhasabesi yapmak.
Özeleştiri yapmak.
Kendine sorular sormak, cevaplar aramak:
Ben kimim? Bu dünyada ne arıyorum? Hayatı, insanı, dünyayı, kâinatı yaratan kim, yaşatan kim? Hayatın anlamı ne? Bu hayata hangi anlamı katıyorum? Bunca varlıkların üzerinde kimin mührü var? Beni Yaratan ve Yaşatan, benden ne istiyor? İbadet etsem ne kazanırım, etmesem ne kaybederim? Bütün bu soruları düşünmeden ne kadar, nasıl yaşayabilirim? Bu soruları düşünmeden yaşayabilir miyim?
Evet bu sorular, insanın enformatik hipnozdan çıkmasının yolları. Bu sorular, “Cemal” isminin bize gösterdiği tecelliler. İşin zevkli ve kolay yolu.
Hattâ mümkünse bu soruları bir arkadaş grubuyla, bir sohbet havasında farklı açılardan ele almak, süreci çok daha zevkli hale getirir.

Enformatik hipnozdan çıkmanın başka yolları da var elbette. O yollar “Celal” isminin tecellileri:
Bir musibet, kaza, bela veya felâket. Yani işin zorlu, şiddetli yolları.
Söyledik ya:
Bir virüs, bir bakteri, bir trafik kazası, bir lokma yemek, bir soğuk algınlığı, bir sıcak çarpması, bir akrep, bir kibrit, bir çarpma, bir pıhtı, bir lezyon, bir düşme, bir yanlış hareket, insanı yere sermeye yeter.
Allah’ın celalinden cemaline sığınırız.
Madem ki hâlâ nefes alıyoruz. Madem ki hâlâ bu dünyada yaşamaya devam ediyoruz.
O halde soru sormaya, cevap aramaya fırsatımız var demektir.
Soru sormaktan korkmayalım.
Doğru sorular, doğru zamanda, doğru bağlamda, doğru merciye, doğru yöntemle sorulur… Doğru hedefe yönelirse, cevaplar son derece doyurucu olur.
Soru sorarak kendini bulmuş, anlam arayışını sonlandırmış sayısız insan varken üstelik.

Bakın bu hayat çocuk oyuncağı değil.
Bu dünyaya bir daha gelecek değiliz.
İnsana fırsat bir defa verilmiş, bir daha verilmeyecek.
Ebedi bir hayatı burada kazanacağız veya burada kaybedeceğiz.
İşin şakası yok.
Bu sürecin, bu imtihanın sonunda insan ya taltif görecek veya tokat yiyecek.
Yaşadığımız hayatı bir gözden geçirelim.
Hayatımız iman, salih amel, hak, hamd, şükür ve sabır üzerine mi geçiyor?
İsyan, zulüm, günah, haram, arabozuculuk, kötülük, fitne, fesat, dedikodu üzerine mi geçiyor?
Hayatımız büyük bir boşluk ve anlamsızlık üzerine mi geçiyor?
Anlam, hikmet, arayış, mânâ ve tefekkür üzerine mi geçiyor?
Bütün bunları düşünecek ve karar verecek olan biziz.
Bizi zorlayan yok.
İsteyen istediği kadar düşünebilir.
İsteyen istediği kararı alabilir.
Yeterince zaman var.
Ama unutulmasın:
Sular yükseliyor.
Zaman gittikçe azalıyor.
Ömür sermayesi tükeniyor.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN