• Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Büşra Cansız
Büşra Cansız
Eklenme Tarihi: 18 Nisan 2020, Cumartesi 21:35 - Son Güncelleme: 19 Haziran 2020 Cuma, 18:53
Font1 Font2 Font3 Font4
Elveda Vatanım

 

 

1463 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in fethiyle Osmanlı hâkimiyetine katılan, o tarihe kadar dini farklılıkları dolayısıyla baskı altında tutulan Bosna, bu tarihten itibaren hâkim unsur konumuna gelmiş ve 400 yıla yakında bu durum böyle devam etmiştir.  Osmanlı ile özdeşleşen ve Osmanlı Bosna’sı haline gelen bölge, hoşgörü politikasının ve vakıf siyasetinin de etkisiyle Müslümanlaşmış ve tarihlerinin en huzurlu dönemini yaşamıştır.

 

Doğu ve batı arasında bir köprü konumunda olan Bosna’nın Boşnaklaşması yani Müslümanlaşması, Avrupa için her zaman büyük bir tehdit olarak görülmüştür. Boşnakları Türk olarak kabul eden Batı, Avrupa’nın ortasında güçlenmekte olan böyle bir nüfusu kabul edememiştir. Bu nedenledir ki Osmanlı ile her savaş durumunda tehlikeli bir bölge olmuş, Balkanlar üzerinde oynanan planların da merkez noktasını oluşturmuştur.

 

2. Viyana Kuşatması'nın başarısızlıkla neticelenmesi, bölgede tesis edilen düzeni sarsmaya, o güne kadar barış içerisinde yaşayan toplulukları huzursuz etmeye başlamıştır.  Şark Meselesinin sahneye sürülmesiyle zaten sürekli güç kaybetmekte olan Osmanlı Devleti’nin Balkanlar ve Avrupa'daki hâkimiyeti zaafa uğratılmış, bölgedeki Müslümanlar için ise kötü günlerin başlamasına sebep olmuştur.

 

Tarihte 93 Harbi olarak anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı akabinde toplanan Berlin Kongresinde alınan kararlar, Balkan ülkelerinde özellikle de Bosna-Hersek’te yaşayan Boşnak Müslüman toplum üzerinde çok büyük bir değişim ve travma yaratmıştır.  Savaşın en önemli sonuçlarından biri ise, şüphesiz Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan Anadolu’ya gerçekleşen göçler şeklinde cereyan eden nüfus hareketleridir.

 

Berlin Antlaşması’nın 25. Maddesi gereği Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun askeri işgaline bırakılmış, ancak hukuken Osmanlı Devleti’ne bağlı bulunan Bosna-Hersek için makûs göç tarihi başlamıştır. Boşnaklar vatan neresidir sorusuyla karşı karşıya kalmışlardır.

 

Tufan Gündüz bir Boşnak için vatan neresidir sorusunu yöneltir tüm dünyaya: “Doğup büyüdükleri, atalarından miras kalan Bosna toprakları mı, yoksa Müslüman kimlikleriyle özgür bir şekilde yaşayabilecekleri Anadolu mu?”

 

Mutlu göç yoktur, her göç kişisel bir trajedidir. 1878 yılı da, Boşnakların tarihinde en önemli kırılma noktalarından biri, trajedilerinin başlangıcı olmuştur. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Bosna’yı işgal ettikten sonra 1918’e kadar Bosna’dan Türkiye’ye beş büyük göç dalgası yaşanmıştır.

 

İlk büyük göç, 1878 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna’yı işgalinden hemen sonradır. En büyük hareketlilik ise 1908 yılında Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun Bosna-Hersek’i ilhakı sonucunda gerçekleşmiştir. Müslüman nüfusunun çoğunlukta olduğu ve stratejik bir öneme sahip olan Bosna-Hersek'in masa başında kaybedilmesiyle birlikte, Osmanlı Devleti'nin Balkanlar'daki nüfuzu iyice azaldı.

 

Osmanlı Devleti, Balkan bölgesinde siyasi hâkimiyetini kaybettiği gibi kültürel, milli, manevi ve demografik olarak da kayıplara uğramıştır. Milyonlarca insan göç etmek zorunda kalmıştır. Yüz binlercesi ise, çeşitli şekillerle katledilmiş ya da asimile edilmeye çalışılmıştır.

 

Bölgeden sadece Türkler ve Boşnaklar göç etmemiş, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Çerkezler, Çingeneler, Arnavutlar da Osmanlı’ya çeşitli baskı ve daha iyi bir hayat kaygısından dolayı göç etmişlerdir. Doğup büyüdükleri ata topraklarına veda edip, yeni bir hayat umuduyla hiç bilmedikleri diyarlara gelmişlerdir.

 

Ne acıdır ki tarih Boşnaklar için yeniden tekerrür etmiş, Osmanlı’dan sonra huzurlu bir dönem yaşanamamıştır. 2.Dünya Savaşı’nda Yahudilerden sonra en fazla katliama uğrayan millet Boşnaklar olmuştur. Tito’nun Yugoslavya’sında ise anayasa da tüm milletler eşit gözükse de Müslüman kesim her zaman alt kimlik olarak yaşamıştır. Yugoslavya’nın dağılması ve Sırplarda, Büyük Sırbistan ateşinin yeniden yanmasıyla Boşnaklar için makûs göç tarihi yeniden başlamıştır.

 

Müslümanları öldürmek, göç ettirmek kalanları ise Hristiyanlaştırmak üzerini kurulu kadim plan bir kez daha sahneye sürülmüştür. 1 Mart 1992’de Sırplar Saraybosna’da ilk kurşunu sıkarlar ve Avrupa’nın ortasında tüm dünyanın seyirci kaldığı katliamlar yaşanır. “1995 yılına kadar sürecek bu katliamlarda 350.000 kişi ölür, 65.000 kadına tecavüz edilir. Camiler, köprüler ve pek çok tarihî eser yok edilir.”

 

Yüz binlerce insan ise ataların kaderini yaşar ve göç etmek mecburiyetinde kalır. Bir kez daha “Elveda güzel vatanım” sözcükleri dökülür dillerden. Tekrar ülkelerine dönebilecekleri günleri hayal ederek veda ederler.

 

Vuslat yazılmışsa kaderde, çekilen acıların bir anlamı olur ancak. Savaşın bitmesiyle vatanlarına geri dönen Boşnaklar, yeniden başlarlar hayata. Bu defa son kez vuslata ermiş olduklarını ümit ederek.

 

Her şeye rağmen Boşnaklar bugün sınırlarını Avrupa’nın çizdiği Bosna-Hersek’te, tüm ülkeyi saran mezarlıklar içinde, belki de sevdiklerin katilleri Sırplar ile beraber yaşıyorlar. Yaşamak zorunda bırakıldılar. Yeniden veda etmemek için, yeniden elveda dememek için! 

 

“Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak!”


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN