• Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 13 Aralık 2018, Perşembe 09:25 - Son Güncelleme: 13 Aralık 2018 Perşembe, 09:25
Font1 Font2 Font3 Font4
Ekose Şapkası Kürklü Adam

 

Arabadayken pek fark edememiştim. İnince anladım. Şuradan şuraya gelene kadar ayaz iyice  hissedilir olmuş. Daha on dakika önce parlayan güneş kuytuya çekilince soğuğa kalmış ortalık. Ellerim üşüyor. Kar yağacak gibi. Bir an önce alışverişi yapıp dönsem.

 

Dizi dizi zincirli market arabası için bozuk para lazım. Hazırlamıştım Allah’tan, kolayda olacaktı.

 

Arabaların yanında duran adam nasıl da dikkat çekiyor fildişi, duman rengi, bordomsu kırmızı, gri, içi kürklü hem de kulaklıklı ekose şapkası ile. Şapkasının kulaklıklarını kaldırmış. İçi kürklü deri eldivenler giydiği ellerini iki yana açıp telaşla sağa sola bakınıyor, yaşını kestirmek kolay olmasa da hayli olduğu belli adam. Oraya buraya rastgele bırakılmış market arabalarını toplayıp getiren görevlilere sesleniyor, “bozuk para mı lazım bunlar için” diye. Görevliler başlarıyla onaylıyor.

 

Bir market arabasını zincirinden kurtarabilmek için hala bozuk elli kuruş ya da bir lira aranıyorum cüzdanımda. Hay Allah, bozuk paraların gerilere kaçası var bugün. “Üşümüş ellerle para da bulunamıyor cüzdanda” derken adam sesini biraz daha yükseltiyor, “ama benim bozuk param yok, bir liram yok benim.” Durmadan aynı şeyleri arka arkaya söyleyip duruyor. Şımarık çocuklar gibi bir halde şu an. Bu arada cüzdanımı karıştırdığımı gördüğünden bana da duyurmaya çalışıyor sanki bozuk paraya ihtiyacı olduğunu. Bir fırsat bulsam yirmi beş, on kuruşluklardan da elli kuruş, bir lira gelse elime ona da vereceğim.

 

Market görevlilerine dönüp onlardan bozuk  para istiyor. Görevliler, sırf şapkası ve eldivenleri dünya para ettiği apaçık ortada adama hayretle bakıyorlar. Ceplerinden verecek halleri yok. Bu arada onlar  devreden çıksın diye “ben verebilirim size” diyorum. Adam “param yok, bozuk para verin bana” diyor hala. Market görevlilerinden biri “hanımefendi verecekmiş size” deyip beni işaret ediyor. Bu arada öteki görevli hemen lafa katılıp, “bozuk parası olmayanlara  kasadan veriliyor” diyor. Adam kasadan değil bizden almaya niyetlenmiş gibi. Bunu fark eden görevli genç “kasadan alın efendim, kasadan “ deyince koşturarak içeri giriyor.

 

Hemen ardından ben de henüz bomboş market arabası ile  sıcak hava üfleyen kapının altından geçip içeri giriyorum. Su bölümüne ilerliyorum. Aaa, ekose şapkalı, güderi gocuklu adam ne zaman ağzına kadar doldurdu market arabasını! Alınmış onca şey ile içi dopdolu arabaya yapışmış,  konserve reyonunun başında duruyor. Olacak şey değil bu hız. Demek ki içeride yakınları var. O zaman neden onlardan bozuk para istemedi demin? Garip.

 

Çoğu su aldıklarımın. Kolayca geçerim kasadan. Şimdi  uygun bir kasa bulmalı. Şu kasada bekleyen dört kişinin market arabaları yok. Aldıkları ellerinde. Çok beklemem. Gireyim sıraya.

 

Nasıl da dolu kasanın ağzı poşete girmeyi bekleyen  şeylerle. Sanki markette ne var ne yok hepsi  şu an bu kasada. Bunca şeyi alanlar aldıklarını kasada okunur okunmaz poşetlere doldurmaz, son ürün geçene kadar beklerlerse arkalarında da böyle kuyruk oluşur işte… Kasiyer kız da bunalmış halde. Sıradakilere           “dokuz yüz doksan iki liralık alışveriş olunca biraz sürecek işlem” diye bekleyeceklerini söylüyor kibarca. Alınanları poşetlere yerleştirmekteki uzun boylu, uzun saçlı genç kız belki de gördüğüm en büyük karnabahara uzanmak için eğilince  ekose şapkalı adam ortaya çıkıyor. Tepeleme dolu kasada durmuş konuşuyor adam. Yığınla poşeti gösterip bunların aldıklarına yetmeyeceğini söylüyor. Kasiyer kız bir demet poşet daha çıkarıp bırakıyor. Adam, umursamaz bir tavırla sırada bekleyenlere bakarak bir poşet  alıp,  hiç acelesi yokmuş gibi  keyfini çıkarırcasına doldurmaya başlıyor. Usul usul.

 

Bu kaçıncı poşet dolmaktaki. Kasanın boşalacağı yok.  İyisi mi ben yan kasa kuyruğuna geçeyim. Orası rahat.

 

İyi ki kasa değiştirmişim. Hemen bitti işim. Şöyle kenarda atkımı sarayım, beremi giyeyim ve çıkayım artık marketten.

 

Market arabaları için eğimli iniş yerini üç market arabası kapatmış. İnişin iki yanında park etmiş araçlarla dolu otopark uzanıyor.  Otopark ile market arasındaki alanı sıkça sıralanmış uzunca yüksek  dubalar ayırıyor. Bu durumda market arabası yolu boşalana kadar mecburen bekleyeceğim.

 

Üç market arabasının başındaki kız, demin şapkalı adam ile birlikte dokuz yüz doksan iki liralık alışveriş yapan kız. Bordo bir arabanın kıza doğru geri geri  yanaştığını fark ediyorum aniden. Sanırım kızın beklediği araba bu. Ne pervasız bir yanaşış o öyle, işte dubalardan birine çarptı. Durmuyor, daha hızlı geri geri geliyor. İşte öndeki market arabasını da sıyırdı. Sesleniyorum, “durun, çarpıyorsunuz”. Hiç aldırmıyor, çapmanın etkisiyle yavaşlasa da  geri geri gitmeye çalışıyor hala. Öbür market arabasına da çarptı. Birkaç saniye içinde olanlara bak! Genç kız  ne yapacağını bilemez halde, şaşkın. Arabayı kullanana bakıyorum, ekose şapkalı adam.

 

Park etmiş arabalara çarpmadan sonunda durduğunda çizilmiş sağ kapı içine göçmüş haldeydi. Kız arabadan inen adama  seslendi,  “dede, duymuyor musun?”.  Hıımmm, demek kızın dedesiymiş bu adam. Adamda tepki yok, boş boş bakıyor torununa. Bu arada aldıklarını bagajlarına yüklemekteki araç sahiplerinden biri “akli melekelerinin birazı gitmiş sanki” deyince başka biri “biraz tatlanmış mı ne beyni?” diyor.  Kız, dönüp cevap veriyor. “Evet, biraz”.  Sonra da kendini arabaya atıyor. Öne oturuyor. Dedesi yüklüyor geri kalanları bagaja.

 

Hala bekliyorum üçüncü market arabası da boşalsın diye. Nihayet o da boşalınca eğimli inişi geçip arabaya yöneliyorum. Yüküm çok olmadığından hemencecik boşalmış market arabasını yerine bırakıp arabaya gitmek üzere dönmüşken kız ve dedesinin olduğu bordo arabanın hareket ettiğini görüyorum. Arabanın altında bir şey var sanki. Dopdolu  bir poşet. Düşmüş belli ki.

 

Bağırıp el kol hareketi yapıyorum, poşetiniz  kaldı diye. Hiç  fark etmiyor ekose şapkalı sürücü adam. Aynalara bakmıyor mu acaba araba kullanırken? Baksa görecek. Hemen arabanın bir iki metre arkasındayım zira. Gidiyor. Yola öyle bir çıktı ki… Allah’tan kaptırmış gelen araçlar yoktu. Yukarıdaki ışıklarda kırmızıya yakalanmış olmalılar.

 

İçinde kocaman karnabahar, yabancı marka çikolatalar, kahvaltılık, tereyağı, peçeteler, kurabiyeler olan poşeti alıp kasaya gidiyorum. “Deminki ekose şapkalı bey ve torunu düşürmüş bu poşeti” diyorum. Kız gülüyor “hani eline ayağına çabuk o amca mı?” diye şaka yapıyor, ekose şapkalı adam nedeniyle oluşan kuyruktakilerin aldıklarını kasadan geçirirken. “Evet, o diyorum”.  Kuyruktakiler de ben de gülüyoruz.

 

Arabadayım sonunda. Belki ışıklarda yakalarım dede ve torunu. Olmazsa ikinci ışıkta kesin yakalarım. O kadar uzaklaşmış olamazlar trafik  hatırlıyken. Olmadı biraz uzaktalarsa uzunları yakarım, uyarmaya çalışırım.

 

Birinci ışıkta bekleyenler arasında yok bordo araba. Hız yapmış demek ki. Yoksa böylesi geniş görüş alanlı bir yerde görmemek olası değil. Ekose şapkalı adam ve torunu görünürde yok.

 

İçimden bugünü tek sağ kapıdaki hasar ve düşürdükleri poşetle kapatmalarını diliyorum.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN