• İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
    İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
  • Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
    Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
  • İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
    İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
  • Nâzım Tektaş ile Mülakat
    Nâzım Tektaş ile Mülakat
  • Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
    Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
  • Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)

YAZARLARIMIZ

Fatma Sümer
Fatma Sümer
Eklenme Tarihi: 7 Temmuz 2022, Perşembe 15:20 - Son Güncelleme: 7 Temmuz 2022 Perşembe, 15:21
Font1 Font2 Font3 Font4
Ekmek Kadar Mukaddessin

 

Ekmek…

 

Tarih boyunca insan hayatında çok önemli yeri olmuş, değer bulmuş, ve hattâ mukaddes sayılmış. İnsanlar arasında değer birimi olarak bile kullanılmış. "Sen benim için, ekmek kadar mukaddessin." cümlesi halk dilinde kalıplaşmış meselâ. "Ekmek kapısı, ekmek parası, ekmeğiyle oynamak vb." deyimler de yerleşmiştir Türk diline. Bu kavramlar ekmek demenin yaşam olduğunu anlatıyor bize. Bütün bunlardan anlıyoruz ki insan hayatında önemli bir role sahip ekmek kavramı.
 

Peki insanın en önemli ve değerli temel gıda maddesi olan ekmek, insanlık tarihinde ne zaman ve nasıl rol almaya başlamıştır?
 

Kelimelerin kökenini araştırmak muhteşem bir arkeoloji aslında. Araştırdıkça ortada çıkıyor kelimelerin aslı ve özü. "Ekmek" kelimesi Türkçedir. "Etmet" kelimesinden evrilmiştir. Genel itibarla buğdaydan yapılır. Ama bazı yörelerde mısır, çavdar, arpa ve yulaftan da yapılmaktadır.
Ekmek insanın en eski, en temel gıda maddesi olunca tarihte de yer almaya başlaması neredeyse en eski medeniyetlerle aynıdır. Modern tarihin söylemiyle cilalı taş devrinden başlayarak, ekmeğin tarihçesiyle alâkalı bir çok hikâye anlatıla gelmiş. En çok kabul görünen hikâyeye göre, insanlar su ile karıştırdıkları buğday kırmasını kendi haline bıraktıklarına onda gözenekler oluşmuş, bu karışımı kızgın taş üzerinde pişirdikleri zaman lezzetinin güzel olduğunu görmüşler. İşte bu hikâyenin tarihi, yani ekmeğin başlangıç tarihi insanların yabani buğdayı buldukları zamanla aynıdır. Ancak bu teorik tarihî bilgilerin yanında "Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti." ayetine baktığımızda temel gıda maddesi olan buğdayın öğretilen isimler arasına girmemesi imkânsızdır. Hatta Hz. Adem'in oğullarından Hâbil'in çiftçilikle Kabil'in ise hayvancılıkla uğraştığı söylenir. Diğer yandan İncil'de hamur ve ekmekten bahsetmesi de, ekmeğin tarihinin çok eskilere dayandığının delilidir. Ancak o gün yapılan ekmekle bu gün yapılan ekmeğin aynı olmaması muhtemeldir.

 

Sürülere çobanlık ederken Kâbil
Ekinle harmanla uğraştı Hâbil…

Başakla boy verdi Hâbil'de rahmet
Kabil'in kalbinde neyler nedâmet…

 

 

Yapılan kazılarda elde edilen sonuçlara göre, MÖ. 4000 yıllarında Babillilerin ekmeklerini özel fırınlarda pişirdikleri anlaşılmıştır.
Mısırlılar da, yapılan kazılardan anlaşıldığına göre benzer bir hikâye ile MÖ. 3500 yıllarında ekmeği yapmaya başlamışlar. Aynı zamanda tesadüfen de olsa, hamura maya katmışlar, ekmeği daha yumuşak ve lezzetli hâle getirmişler. Ekmeğin kıymetinin oldukça fazla oluşundan alışverişte para yerine bile kullanmışlardır. Sonrasında ise beyaz ekmek sarayın ve soyluların simgesi haline gelmiştir.
Sümerlerde arpa ekmeğinin yeri oldukça önemlidir. Yunanlılar ise mısırlılardan fırıncılık sanatını öğrenmiş, doğu toplumlarının ekmeğine benzer bir ekmek yapmışlar. Romalılar pişmiş buğday tüketme alışkanlığını uzun süre koruduktan sonra, MÖ. 600 yıllarında Yunanlılardan ekmek pişirmeyi öğrenmişlerdir. Yapılan kazı ve araştırmalarda ticari fırınların yapılmaya başlandığı MÖ. 500 yıllarında hamuru kabartmak için çeşitli karışımların kullanılmaya başlandığı anlaşılmaktadır.
19. yüzyılda Hollanda da buğdaya dayalı maya bulunmuş ve kullanılmaya başlanmıştır. Orta ve diğer Avrupa ülkelerine ekmek güneyden yayılmıştır.
Türklerde ekmeğin serüvenin başlangıcı yerleşik hayata geçmeden önceki göçebe dönemlerine dayanır. Türkler uzun süre dayanabilen, saçta mayasız hamurdan yapılan yufka, lavaş şeklindeki ekmeği tüketmişlerdir.

 

Dağ bayır gezerken Türkmen illerde
Bir kuru ekmeğe kanaat ettik…

Rabbim nasib etti Anadolu’da
Toprağı yurt ettik ekinler ektik…


Osmanlı döneminde ise buğday ve suyun temini devlete aitti. Gemilerle gelen buğday, un kapanı limanına indirilirdi. Birçok özel ve resmi kurum ihtiyacını buradan alırdı.
Osmanlı sarayında, sarayın ekmeği Has Ekmek olarak adlandırılırdı. Halkın ekmeğine ise harcı denirdi. Bunların yanı sıra farklı adlarda ekmek çeşitleri yapılmıştır. Genel bir ad olan "ekmek" kelimesinin Yunanca anlamı alfabesinin ilk harfiyle başlayan "artos" kelimesidir. Ayrıca Bizans'ta ekmek alamayanlar için dilimlenmiş arpa ekmeği paximad, yani peksimet kullanılmaktaydı. Buna Venedik'te pasimata, Arapça başmat veya baksimat, Hırvatça peksimet, Romence pesmetten deniyordu. Türkler peksimeti iki kere pişirerek suyunun gitmesini sağlamış, daha uzun dayanabilen galeta ve peksimet haline dönüştürmüşlerdir. Bu ayrıntıya yer vermemin sebebi; 1. Dünya Savaşı'nda ve Kurtuluş Savaşı'nda Türk askerinin temel gıdası, suya batırıp ıslatarak yedikleri peksimet olmasıdır. Yani peksimet kurtuluşa giden zorlu yola yoldaşlık etmiştir Türk tarihinde.


Farklı ekmek türlerinden biri olan pide ise 15. ve 16. yüzyıllarda İstanbul'da çokça tüketilen bir ekmek türüdür. Yunanca karşılığı pitta olan ürün, daha sonra ramazanla özdeşleşen pideye dönüşmüştür.

 


Artık 19. yüzyılda ekmek üretimi bir sanayi dalı haline gelmiştir. Yüzyılın sonlarına doğru yaklaşırken makineleşmenin artmasıyla ekmek sektörünün hızla sanayileştiğini görürüz.
Ülkemizde ise 1975'ten itibaren makineleşmeye önem verilmeye başlanır. İstanbul başta olmak üzere birçok ilde makinelerle ekmek üretimi başlamış ve gelişerek devam etmiş, bugünümüze ulaşmıştır. Bu kolaylık olmanın yanı sıra, neredeyse köylerde bile evde ekmek yapını ortadan kaldırmıştır. İnsanın bir şeye emek vermesi onun değerini her zaman arttırır ve önde tutar. İşte ekmek de böyle. Bizler una, hamura dokunmayı vazgeçeli ekmeğin kıymetini de unuttuk. Oysa Müslüman Türk toplumu olarak ekmeğe nimet derdik, israf etmekten sakınır ayakaltına atmaktan imtina ederdik. Şimdi ise temel gıda dediğimiz ekmeğe kurak, yoksul ve yoksun coğrafyalarda milyar sayıda insan ulaşamaz halde, açlık sınırında yaşarken hatta açlığın yol aştığı çeşitli hastalıklardan dolayı hayatını kaybederken, dünyanın öbür yanında ülkemiz de dahil olmak üzere o aç insanları kat kat doyurabilecek ekmeği israf ediyoruz. Allah’ın bize sunduğu değerli bir nimet oluşundan dolayı verdiğimiz kıymeti unutmuşuz. Öyle ki bu unutuşu saygısızlığa kadar götürmüşüz, yaşadığımız son yüzyılda. Teknoloji çağının ilerlemesiyle sosyal ortamlarda, bu saygısızlığı şova bile dönüştürmüş kimileri. Verdiğimiz değer de sadece şarkılarda şiirlerde kalmış ne yazık ki. Keşke yeniden o kıymeti bilebilsek, değeri verebilsek de sevgimizin ölçüsü yapabilsek… “Sen benim için ekmek kadar mukaddessin.” diyebilsek meselâ sevdiklerimize. Yani nasıl ekmek karnımı doyurup yaşamamı sağlıyorsa, sen de insan varlığının diğer yarısı olan ruhumu doyuruyor, bu yaşamı tamamlıyorsun desek…


Oysa diğer yandan biz kıymeti bilinmeyen nimetin elimizden alınacağına inanırız. Bu kanaat üzerinden hareketle diyoruz ki, Rabbimiz, bu kıymet bilmezliğimizi beşer oluşumuza ve cehaletimize say. Bizleri açlıkla sınama…

 

Kalbime aşkı koydum hamura maya
Ekmeğime o tat verdi ömrüme sen…

Rabbim nimetlerini sermiş dünyaya
Alır bir gün elinden kıymet bilmezsen…

 

*Kaynaklar:

-Dr. Murat Kuter/İnsan ve Ekmek

-Eremya Çelebi Kömürciyan/ 17. yüzyılda İstanbul Tarihi 

-İsmail Tokalak/Bizans Osmanlı Sentezi

-Türkçebilgi.com


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN