RÖPORTAJLAR
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”

Edebiyata ve Kitaplarına Dâir Mehmet Nuri Yardım ile Söyleşi
Eklenme Tarihi: 14 Mayıs 2014, Çarşamba 13:34 - Son Güncelleme: 14 Mayıs 2014 Çarşamba, 13:34
Font1 Font2 Font3 Font4



Edebiyata ve Kitaplarına Dâir Mehmet Nuri Yardım ile Söyleşi
  Edebiyata ve Kitaplarına Dâir Mehmet Nuri Yardım ile Söyleşi   Esra Yüzer Aydın (bizimsemaver.com)  Gazeteci, yazar ve edebiyat araştırıcısı Mehmet Nuri Yardım, 23 Nisan 1960 tarihinde Siirt’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu şehirde tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu. 1979 yılında başladığı gazetecilik […]

Mehmet Nuri Yardım

Mehmet Nuri Yardım


 

Edebiyata ve Kitaplarına Dâir Mehmet Nuri Yardım ile Söyleşi

 
Esra Yüzer Aydın (bizimsemaver.com) 
Gazeteci, yazar ve edebiyat araştırıcısı Mehmet Nuri Yardım, 23 Nisan 1960 tarihinde Siirt’te doğdu. İlk ve orta öğrenimini doğduğu şehirde tamamladıktan sonra 1980’de girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1985’te mezun oldu. 1979 yılında başladığı gazetecilik mesleğini 2001’e kadar devam ettirdi. Muhabirlik, musahhihlik, editörlük, röportaj ve köşe yazarlığı yaptı; kültür – sanat sayfalarını yönetti. 2001’de emekli olduktan sonra Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı bünyesindeki Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın Yazı İşleri Müdürü oldu. Bazı yayın projelerini üstlendi. İLESAM, TYB, TGC ve İSEDER üyesi, Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) Başkanıdır. Çeşitli kurumlardan ödüller aldı. Yazı ve Editörlük kursu Birlik Vakfı’nda sürmektedir. Yazıları, www.sanatalemi.net ve www.medeniyetimiz.com siteleri ile Milat gazetesinde yayımlanıyor.
Bu röportajımızda Mehmet Nuri Yardım’ın eserlerine genel bir bakış atmaya, bazı eserleri üzerinde özel olarak durmaya ve sanat görüşü hakkında bilgi sahibi olmaya çalıştık.
ESRA YÜZER AYDIN: Sayın Yardım, eserlerinize genel olarak baktığımızda sanat, sanat için değil de sanat, toplum içindir anlayışındasınız diyebilir miyiz?
MEHMET NURİ YARDIM: Esra Hanım, biliyorsunuz bu konu edebiyat tarihimiz boyunca en çok tartışılan meselelerden biri olmuştur. Hatta bu biraz da dünyadaki bütün edebiyat çevrelerinde az çok gündemde olan bir konudur. Geçmişte daha yoğundu. Fakat şimdi biraz durulmuş gibi. Şöyle ki, birinci şık olan ‘Sanat sanat içindir’ tezi temelde doğrudur. Ellbette sanat öncelikle sanat olduğu için yapılır, sanatın hatırı vardır, âlidir, yüksektir. Sanatı sevmeyen, sanata değer vermeyen zaten bu yolda ilerleyemez, iki satır yazamaz. Elbette sanat öncelikle sanata adanmalıdır. Yüceltilmeyen sanat alanında yazılanların pek fazla bir kıymet-i harbiyesi şüphesiz olmaz. Ama bu gerçek, yapılan sanatın toplumla hiçbir ilgisi, bağlantısı yok anlamına da gelmez. Hepimiz insanız, şair ve yazarlar da, edebiyatçılar da insan ve toplumun birer unsuru. Yazdıkları şüphesiz okunacak, değerlendirilecek, belki yazılan fikirlere kızılacak veya bu düşünceler beğenilecek. Kısacası yazılan metinlerin bir aksisedası olacak, olmalıdır. İşte o zamanda toplum için olan ikinci şık devreye giriyor. Şüphesiz hiçbir kalem erbabı toplumundan uzak kalamaz, kalmamalı. Dolayısıyla yazdıklarını istese de istemese de topluma sunmak durumundadır. Bütün yazarlar yazdıklarını yayınladıklarına göre demek ki bir bakıma yüzleşmek, toplumun önüne çıkıp bir bakıma eleştirilmeye hazır olduklarını göstermek isterler. Onun için ben diyorum ki sanat elbette sanat için yapılır, ama aynı zamanda toplum da bu sanattan nasibini alır. Okur, bakar beğenir veya beğenmez.
AYDIN: Yazdığınız ya da yayıma hazırladığınız kitapların hemen hepsi farklı türde. Röportaj, hikâye, hâtıra, araştırma, inceleme… Bu çeşitlilik kendiliğinden mi süregeldi?
YARDIM: Evet türler kendileri çıkageliyor ve âdeta “Düşündüğün konuyu bizimle işle, bizimle yol al.” diyorlar. Önce konu akla gelir elbette. Ama o konuyu nasıl işlemek lâzım? Bir deneme olarak mı, bir gazete yazısı olarak mı, veya bir hikâye şeklinde mi ele almalı. Bütün bunlar zihin dünyamda yarışırlarken ben de konuya uygun bir tür seçer ve o metni o şekilde kaleme alırım. Dolayısıyla önceden “Oturup deneme yazayım, şimdi de konu düşüneyim şeklinde hareket etmiyorum, edemiyorum.” Velhâsıl-ı kelâm her yazarın farklı bir tarzı, konuyu işleyiş biçimi vardır. Bu da son derece tabiîdir.
AYDIN: Türkiye Yazarlar Birliği tarafından biyografi dalında ödüle layık görülen Kayıp İstasyon adlı eseriniz başta olmak üzere Aşina Çehreler, Unutulmayan Edebiyatçılar, Edebiyatımızda Hüzün, Safiye Erol adlı kitaplarınız unutulmaya yüz tutmuş aydınlarımızı hatıra getiriyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
YARDIM: Tespitiniz doğru. Ben biraz da kendimi unutulmuş şairlere, hikâyecilere, romancılara adadım. Öbürleri zaten her zaman gözümüzün önünde, ekranlarda, gazete köşelerinde ve kaçılmaz olarak gündemimizde. Dolayısıyla istedim ki biraz da farklı isimler hatırlansın, özellikle üstlerine kül serpilmiş, unutulmuş, bir kenara itilmiş ve nisyana terk edilmiş şahsiyetler kültür sanat dünyamızda, edebiyat âlemimizde yeniden hayat bulsunlar, hatırlansınlar, okunsunlar istedim. Şükürler olsun ki bu konuda büyük ölçüde başarı da sağladık diyebilirim.  Tabii bu meselelerde pay sahibi olan sadece ben değilim. Dostlarla, arkadaşlarla zaman zaman bazı meseleleri tartışıp konuşuyoruz. O arada bazı isimler hatırlanıyor. Böylece hâfızamız canlanıyor ve zengin kültür hayatımızı keşfetmiş oluyoruz.
AYDIN: Ben de dâhil olmak üzere çoğu edebiyatsever Safiye Erol’u sizin sayenizde tanıdı. Peki siz unutulmaya yüz tutmuş aydın Safiye Erol’u nasıl keşfettiniz?
YARDIM: Safiye Erol aslında benden ziyade Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı’mızın kültür dünyamıza büyük bir armağanıdır. Ben sadece 2001 yılında vakıfta çalışmaya başlarken bu talihli döneme rast geldim. Esasında daha önceden bu romancımız hakkında düzenlenen ilk toplantıya bir gazeteci sıfatıyla katılmış ve toplantıdaki konuşmaları haberleştirmiştim. Vakıf yayınları arasında Safiye Erol’un romanları, makaleleri, hikâyeleri neşredildi. Bu eserleri yayıma Halil Açıkgöz hazırlıyordu. Bu çalışmaların tam da ortasında vakfa gelirken ben de daha önce, 1974’lerde Ciğerdelen romanını okuduğum ve çok beğendiğim yazara hayranlığım bir kat daha arttı.  Diğer eserlerini de okuyunca hakkında bir biyografi kitabı yazılması gerektiğini düşündüm ve kolları sıvadım. Uzun araştırmalardan sonra Safiye Erol kitabı vücut buldu, yayımlandı ve büyük ilgi gördü. Yeni baskısı da yapıldı. Şimdi şükürler olsun 7 kitaptan oluşan Safiye Erol Külliyatının yanında bu kitap da yazarımızın tanınması konusunda katkı sağlıyor. Bu kitabı hazırlarken yazarımızın yeğeni Aydın Erol’dan destek ve bilgi aldım. Uzun kütüphane araştırma safham oldu. Sonra oturup kitabını yazdım. Fena olmadı, bir çok kişi bu kitabı okuduktan sonra Safiye Erol’a hayranlığını dile getirdi ve yazarın eserlerini düzenli okumaya başladı. Bu anlamda kitap, romancımızın daha çok tanınmasına ve okunmasına vesile olduğu için kendimi bahtiyar addediyorum.
AYDIN: Bir biyografiyi güçlü, etkileyici kılan en önemli unsurlardan biri fotoğraflardır. Siz de Safiye Erol’u fotoğraflarla zenginleştirdiniz. Bu fotoğraflara ve Safiye Erol hakkındaki anılara, bilgilere ulaşmak zor olmadı mı?
YARDIM: Size bir itirafta bulunayım mı, başlangıçta romancımız hakkında bu kadar fotoğraf yoktu. Zaten eskiden yazarların fotoğrafı fazla çekilmemiştir, teknik imkânsızlıklar vardı. Safiye Erol gibi münzevi bir romancımızın fotoğrafları ise sayılıydı. Ama azmin elinden bir şey kurtulmuyor, gerek Kubbealtı camiasından bilhassa yazarın yeğeni Aydın Erol Beyden edindiğim fotoğraflarla kitap, görüntü bakımından da güzelleşti. Safiye Erol’un sevdiği şahsiyetler ve hakkında yazı yazanların fotoğraflarıyla kitap, âdeta bir albüm haline geldi. Ama bu görüntülerin yazarı daha ilginç hâle getirdiğini düşünüyorum. Çünkü malumunuz, bizim insanlarımız fotoğrafları, resimleri çok sever.
AYDIN: Edebiyat yolculuğunuzda üstatların sözüne, görüşlerine kıymet veriyorsunuz. Romancılar Konuşuyor, Dersimiz Edebiyat ve Türk Şiirinden Portreler bu kıymetin birer ürünüdür diyebilir miyiz?
YARDIM: Esra Hanım edebiyat usta-çırak münasebetleriyle gelişir, büyür, zenginleşir ve canlılık kazanır. Dediğiniz doğrudur, edebiyat yolculuğumda üstatlara hep değer vermişimdir. Bu söz de yanlış, onlar zaten değerlidir. Haddizatında biz onara değer katmıyoruz, değerlerinden istifade ediyoruz. Zaten aksi düşünülemez. Biz üstat dediğimiz büyük yazarların, düşünürlerin, sanatkârların sözlerine kulak vermezsek hata etmiş oluruz. Çünkü onlar da bizim bugün geçtiğimiz yollardan geçmişlerdir. Onlar da heveslerinin ardından yürüdükleri uzun ve çileli yollarda düşe kalka yol almışlardır. Dolayısıyla onların hayatlarını bildikçe, maceralarına tanık oldukça görgümüz de, bilgimiz de tecrübelerimiz de artar. Bu bakımdan ben genç edebiyat meraklılarına hep şunu söylemişimdir: Hem eski ustaları okumalısınız, hem de yaşayan çınarları tanımalı, dinlemelisiniz. İşte Romancılar Konuşuyor, Dersimiz Edebiyat ve Türk Şiirinden Portreler isimli kitaplarım benim bir bakıma usta edebiyatçılarla yaptığım röportajlardan oluşuyor. Adından da anlaşıldığı gibi Romancılar Konuşuyor’da romancılarımız, Türk Şiirinden Portreler’de ise şairlerimiz yer alıyor. Dersimiz Edebiyat’ta ise daha ziyade akademisyenlerimiz ve diğer edebiyatçılarımız, yazarlarımızla yaptığım röportajları yayınladım. Bir bakıma istedim ki gençler bu kitapları okuyarak kendilerinden önceki nesillerin edebiyata dair görüşlerini görsünler, dinlesinler, anlasınlar ve hisse çıkarsınlar. Şükürler olsun ki bu amacıma eriştim. Bugün bu üç kitap da gerek akademisyenlerin gerekse serbest edebiyatçıların sık sık başvurduğu kaynak kitaplar hüviyetindedir.
AYDIN: Edebiyatımızın Güleryüzü adlı eserinizin sizde yerinin bir başka olduğunu biliyoruz. Peki Edebiyatımızın Güleryüzü’nü mü yoksa Edebiyatımızda Hüzün’ü mü yayıma hazırlamak sizin için zahmetli, çileli oldu?
YARDIM: Eğer siz bu işleri severek yapıyorsanız hiçbir iş sizin için zahmetli çileli olmaz. Aksine yorulsanız da zevk alırsınız. Bu bakımdan ben çile çektiğimi hiçbir zaman kabul etmiyorum. Aksine yazmak kabiliyeti, okumak duygusu gibi insana verilmiş en büyük armağanlardan biridir diye düşünüyorum. Edebiyatımızın Güleryüzü’nün hakikaten bendeki yeri başkadır. Çünkü bir sefer çok sevimli bir kitap oldu. Kapağından muhtevasına kadar. İsmi de cazip. İkincisi büyük ilgi gördü, kitaplarımı hiç okumayanlar bile bu kitabı görür görmez sevdi ve alıp okumaya başladı. Bir de basından yankıları fazla oldu. Tanınmış bir çok yazar, aydın ve akademisyen kitap hakkında olumlu yazılar yazdılar. Çalışmamı beğendiklerini söylediler. Bu da benim bu vadide derinleşmemi sağladı, mizaha daha fazla zaman ayırdım. Özellikle edebiyat öğretmenlerinin Edebiyatımızın Güleryüzü’nü çok sevmeleri beni mutlu etti. Çünkü onlar bir bakıma öğrencilerine de kitaptaki nükteleri anlatarak edebiyat dersini sevdirdiler. Bazı öğretmenler bunu bana söylediler: “Edebiyatımızın Güleryüzü ile derse giriyor, öğrencilere bazı nükteler anlattıktan sonra derslerimizi işliyoruz, daha verimli oluyor.” diye. Bu beyanlar, elbette bu kitabın yerini bulduğunu ve bir boşluğu doldurduğunu gösteriyor. Mizah bizim kültürümüzde önemlidir, edebiyatımızda da mizahın üstün bir yeri var. Nitekim bu kitabın büyük ilgi görmesi ve talep edilmesi üzerine ikinci kitabı hazırladım: Tarihimizin Güleryüzü. Bu da ilgi gördü. Bugünlerde 7’nci baskısı Çağrı Yayınları’ndan yapıldı. Üçüncü olarak Mizahın İzahı çıktı aynı yayınevinden. Ama Edebiyatımızda Hüzün beğenilmesine rağmen çok fazla okunmadı. Sanırım ya tanıtımı gereğince yapılmadı veya halkımız hüzünlü şeyleri fazla sevmiyor galiba. Çünkü orada da tersine hüzünlü ve kederli bir atmosfer hâkim. Genç yaşta vefat eden şair ve yazarlar, yakınlarını kaybeden edebiyatçılar vs. Büyük acı çekmiş kalem sahipleri… Ama sanırım yakında bu kitabın da ikinci baskısı gerçekleşecek. Çünkü tükenmek üzere.
AYDIN: Sefertası ve Halim Selim Efendi’de bulunan hikâyelerinizin her biri hatırlı hikâyelerdir, desek doğru bir tanım yapmış olur muyuz?
YARDIM: Bu kitaplar ve içlerindeki hikâyeler gerçekten de beni bile şaşırtan ilgilerle karşılaştı. Artarda baskıları yapıldı. Sanırım insanlarımız bu hikâyelerde biraz da kendilerini buldular. Eski yaşama biçimimiz, eski Ramazan ve bayramlarımız, sokak ve mahalle hayatımız, biraz da yoksul olmamıza rağmen mutlu oluşumuz insanları sarıverdi. Evet bu iki kitapta, yani hem Sefertası’nda hem de Halim Selim Efendi’de yer bulan hikâyelerin neredeyse tamamı gerçek hâtıralardan meydana geliyor. Elbette kurgu da var. Ama bunlara daha ziyade hâtıra hikâye dersek daha doğru hareket etmiş oluruz. Bir bakıma 1970’li yıların Türkiye’sinden de çeşitli sahneler yer buluyor kitap sayfalarında. Evet bu iki kitap benim gözümde kıymetli, buradaki hikâyeler de hatırı sayılır hikâyelerdir.
AYDIN: Yıldızlarla Uyumak adlı çocuk romanınız diğer bütün eserlerinizden ayrı kulvarda diye düşünüyorum. Size bu romanı yazdıran ilham ya da yazmaya vesile olan neydi?
YARDIM: Elbette bilinen anlamda bir romandan ziyade bir çocuk romanı denilebilir belki. Aslında gerek Sefertası, gerek Halim Selim Efendi gerekse Yıldızlarla Uyumak aynı dönemde çıktı. Bir bakıma benim ilk özgün olan telif kitaplarım üçü de. Çocukluğumda ve delikanlılık yıllarımda da hikâyeyi denemiştim, ama üzerinde fazla durmamıştım. İşte bu üç kitap beni biraz hikâyeye biraz da çocuk romanına doğru kamçıladı, teşvik etti hatta yüreklendirdi. Gelen ilgilerin fazlalığı üzerine bu alanda da devam etme kararı verdim, buna ihtiyaç hissettim. Fakat Yıldızlarla Uyumak’ın hikâyesi farklı. O yıllar önce kaleme alınmış, ama yayımlanmamıştı. Tunceli’de yedek subay olarak askerlik şubesinde görev yaparken vaktim oluyordu, uzun kış geceleri oturup yazıyordum, bir bakıma çocukluğumu yeniden yaşıyordum. Bu yazılar birikti birikti ve kitabın özünü oluşturdu. Ama dosya hemen kitaplaşmadı, uzun yıllar bekledi, kütüphanemin bir köşesinde kaderine terk edildi. Bazen elime aldım, hüzünle baktım sonra yine yerine bıraktım. Doğrusu onu atmaya kıyamıyordum, bir bakıma çocukluk arkadaşım gibi olmuştu. Çocukluk yıllarımı özlediğimde bu dosyayı alıyor, maziye dalıyordum. Yaklaşık on yıl önce güvendiğim bir çocuk edebiyatçısı yayıncıya teslim ettim, aldı, okudu ve geri verdi. Ben de dosyayı aynı köşeye bıraktım. Yayınlamadım.  Ne var ki onun da bir gün yüzü görmesi nasip oldu. Nar Yayıncılık’tan Tayfur Bey bu dosyaya sahip çıktı ve yayımladı. İyi de oldu, onun da yeni baskıları oldu. Bir bakıma benim çocukluğumun hikâyesidir Yıldızlarla Uyumak. Birebir bile diyebiliriz. Ama isimlerde farklılıklar var. Yıldızlarla Uyumak bir yönüyle çocuklarla iletişime girdiğim ilk telif kitabım daha önce çocuk kitaplarım vardı, ama onlar daha ziyade  araştırma inceleme türündeydi.
AYDIN: Araştırma, inceleme, röportaj, hikâye kitaplarınızın yanı sıra derleme kitaplarınız da bulunmakta. Bunları hazırlamanızdaki amaç ne idi?
YARDIM: Şüphesiz ben öncelikle kendimi bir hikâyeci ve sanatkârdan ziyade bir edebiyat araştırıcısı ve incelemecisi olarak görüyorum. Kitaplarımın büyük çoğunluğu da zaten bu yönde. Çünkü yetişme tarzımız da bunu gerektiriyordu. Rahmetli hocalarımızdan Mehmet Kaplan ve diğerleri bizi araştırma yapmaya, incelemelerde bulunmaya yönelttiler. Biyografiler, monografiler hazırladık. Bence bütün türlere ihtiyaç var. Portreye de, hikâyelere de, biyografiye  de romana da…
AYDIN: Peki son aylarda hazırladığınız kitaplar?
YARDIM: Tabii çalışmalar devam ediyor. Biliyorsunuz artık bütün kitaplarım Çağrı Yayınları’ndan çıkıyor. Diğer yayınevlerinde tükenen kitaplarımın yeni baskıları bu yayınevimizde gerçekleşiyor. Sefertası ve Halim Selim Efendi’den sonra Mizahın İzahı çıkmıştı. Son aylarda ise iki kitabımın yeni baskıları yapıldı. Romancılar Konuşuyor’un üçüncü baskısı ile Tarihimizin Güleryüzü’nün 7’nci baskısı Çağrı’dan edebiyatsever okuyuculara ulaştı. Şimdi iki çalışma var, kısmetse onlar da yakında kitapçı vitrinlerindeki yerlerini alacaklar. Biri Bâbıâli’de Hayat. Basın dünyamızın seçkin bir çok ismiyle yaptığım konuşmalar, diğeri ise Türk Şiirinden Portreler kitabımın üçüncü baskısı. Allah ömür verirse diğerleri de ardından gelecek. Bakalım ya nasip.
AYDIN: Bu konuşma ve cevaplarınız için size teşekkür ediyoruz.
YARDIM: Ben de çalışmalarımı konuşulmaya değer bulduğunuz için size teşekkür ediyorum. İnşallah ileride bizler sizin vereceğiniz eserleri oturur konuşuruz.
 
 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!