RÖPORTAJLAR
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat

Durali Yılmaz ve Fetva Yokuşu
Eklenme Tarihi: 12 Şubat 2020, Çarşamba 06:28 - Son Güncelleme: 12 Şubat 2020 Çarşamba, 06:28
Font1 Font2 Font3 Font4



Durali Yılmaz ve Fetva Yokuşu
Ahmet Özdemir

 

 

Durali Yılmaz’ın Fetva Yokuşu adlı tarihi romanı, Mihrabad Yayınları tarafından yeniden basıldı. Aranan, sahaf sitelerinde bile zor bulunabilen bir kitaptı.

 

Fetva Yokuşu’nun kapısını açtığı tarih labirentlerinde gezinmeden önce yazarı ile ilgili kısa bilgi vermek istedim.
 

Denizli’nin Acıpayam ilçesi, yazarların, şairlerin hasılı sanatçıların harman olduğu bir yurt köşesi. İşte onlardan biri de Prof. Dr. Durali Yılmaz. 1948 Acıpayam'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Burdur’da, yüksek öğrenimini İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde 1971'de tamamladı. Mimar Sinan Üniversitesi'nde “Türk Romanının Doğuşu ve Ahmet Mithat” adlı teziyle doktorasını verdi. 1988 yılında doçent, 1993 yılında da profesör oldu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi’ne geçti. İletişim Fakültesi’nde hocalık yaptı. 1995’te Muğla Üniversitesi’ne gitti. Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı oldu. Son olarak İstanbul Üniversitesinde Türk Dili Bölüm Başkanlığı yaptı,1999’da emekliye ayrıldı. Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nde ve Kültür Üniversitesi’nde görevler aldı.

 

Yazı hayatına 1965’te Burdur’un Sesi gazetesinde başladı. Hikâye, eleştiri ve diğer yazılarını Hareket, Diriliş, Edebiyat, Hisar, Büyük Doğu dergileri ve Tercüman ve Türkiye gazetelerinde yazdı. Birçok ödülün sahibi oldu. Doruklar adlı romanı Arapçaya çevrildi.

 

Kitapları arasında şunları sayabiliriz:
 

İnceleme ve Deneme: Romanımız ve İnsanımız, Roman Kavramı ve Türk Romanının Doğuşu, Türkçe ve Kompozisyon, Roman Sanatı ve Toplum.
 

Hikâye; Söylenmeyen, Gel İçimde Ağla, Akrebin Dansı, Dansedebilmek.

 

Roman: Siyah Perdeli Evler, Savaş Günlüğü, Ankara’da Ölüm, Aziz Sofi (Ayasofya Dile Geldi), Fetva Yokuşu, Çilekeş Müslümanlar, Ölmeden Ölenler, Yesevî Irmakları. Gerçek Örneğimiz Efendimiz (siyer), Hacı Bektaş Güvercin, Anadolu İsyanda, Kıyam, Kutup Yıldızları.
 

Çeviri, Sadeleştirme ve Uyarlama: Hüseyin Fellah (Ahmet Mithat'dan), Hay bin Yakzan (İbnu Tufeyl’den çocuklar için uyarlama), Marifetname (Erzurumlu İbrahim Hakkı’dan) Durali Yılmaz’ın ayrıca “Sevgiyi Öğrenen Adam” adlı senaryosu var.
 

Her şeyden önce, Durali Yılmaz, değerli bir bilim adamı. Genellikle tarihî nitelik taşıyan eserlerinin tutarlı olmasının artı değeri, bu niteliğinden geliyor.

Bitkiler, hayvanlar ve insanlardan oluşan canlıların ruhlarının olduğundan söz edilebilir. Taş gibi cansızların eşyaların ruhu var mıdır? Elbette fikir yürütecek ehliyete sahip değilim.
 

Fetva Yokuşu, Bakara Suresi’nin 74. Ayetinin çağrışımı ile başlıyor: “Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi; hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.”

 

Durali Yılmaz’ın anlatımıyla “Bir zamanlar, dünyada olup bitenlerden habersiz, soğuk ve nemli toprağın altında büzülmüş, sessiz ve kımıltısız uyuyan taş kütlesi” 16. Yüzyılda idam cezasına çarptırılan yeniçerilerin infazında kullanılan Cellat Taşı olarak, Fetva Yokuşu romanının baş kahramanlığını üstleniyor. Duyuyor, görüyor, dile geliyor, anlatıyor.

 

İnsanların günlük hayatlarında karşılaştıkları dinî ve hukukî konularla sınırlı olmayan fetva müessesesi, devletin işleyişinde de temel bir meşruiyet kaynağı. Romanda bu kurumun değişimi ve dönüşümü Cellat Taşı’nın şahitliğinde anlatılıyor.
 

Fetva Yokuşu, 16. yüzyıldan itibaren üç kıtaya hükmetmeye başlayan Yeniçeri Ocağı’nın gayrı resmi tarihi sayılabilir. Osmanlı’nın zamanla gerileyişi, Yeniçeri’nin bozulmasıyla başlamıştı.

 

Fetva Yokuşu’nda asırlar boyunca oluşan, gelişen bir medeniyetin özelliklerini taşıyan, sonunda harabeye dönüşen bir semt, gözler önüne seriliyor. Bu semt, bir büyük milletin acı kaderi ile özdeş olmuş. Buraya bakan bir göz ise, oynanan korkunç oyunları, savrulan binlerce insan beyninin tanığı Cellat Taşı.

 

Durali Yılmaz ona ruh kisvesi giydirmiş. Onun gözüyle görmekte, onu konuşturmakta, onun varlığı ve yok oluş süreci ile geçmiş-gelecek zamanın irdelemesini, hesaplaşmasını yapmakta.
 

İşte final cümleleri: “Cellat Taşı, her gün vücudundan bir parça yitirse de aldırmıyordu artık. Çünkü Hacı Bektaş Veli’nin sözleri yarınları aydınlatan bir ümit ışığı serpmişti buralara…”
 

Yalın dili, akıcı anlatımı olan Durali Yılmaz, Fetva Yokuşu ile okuyucularına hem zevkli hem hisseli tarih yolculuğu yaptırıyor. İbret almak için dikkatle okunması gereken bir eser Fetva Yokuşu. Roman severlerin başucu kitabı olmalı.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!