• Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat

YAZARLARIMIZ

Mücahit Kocabaş
Mücahit Kocabaş
Eklenme Tarihi: 18 Mayıs 2020, Pazartesi 06:17 - Son Güncelleme: 18 Mayıs 2020 Pazartesi, 06:30
Font1 Font2 Font3 Font4
Dilruba Evleri ve İnsanlık Köyü’ndeki İyilik Hikayeleri

 

 

İyilik, özünde dilrubadır. Gönlü çelen, herkesi kendine bağlayan, sevilen, muhabbet duyulan, aşık olunan bir güzeldir iyilik. Menfaatsizdir, hasbidir, sahicidir. İçinde, dünyayı cennet bahçesine çeviren, cehennem ateşini söndüren güzellikler, hikayeler barındırır.

 

Her doğan insan, hikayesini yaşamaya gelir. Zaman içerisinde iyi veya kötünün farkına varınca yön verir gidişatına. İyilik tarafını seçerse, karşılaştığı, temas ettiği insanlarla hikayesi zenginleşir. İnsan, insanın aynası olur, sığınağı olur, merhamet bulur, lütuf ve inayete erer, içi dışı cennet olur.

 

Ersin Karaca’nın İyilik Hikayeleri programının 15. Bölümünde Hatice Dilruba Hanımefendi’yi dinledik. Hatice Hanımefendi, küçüklüğünden beri (9 yaşında) iyilik tarafını seçmiş biri. Bir yola niyet etmiş ve çıktığı bu yola ışık tutması için şu cümleye sarılmış: “Ölüm seni bulana dek iyiliğe devam et.”

 

Onu dinlerken, Molla Câmî Hazretleri’nin Baharistan isimli eserinde geçen “Kepçe” başlıklı bölüm aklıma geldi.

 

Baharı, buram buram gönlümüze çektiğimiz eserde şöyle geçiyor:

 

“Bir cömerde sordular: "Yoksullara yardım ettiğin veya dilencilere para verdiğin zamanlarda içinde ağırlık veya fakirlere karşı bir minnet yüklemek duygusu sezdin mi?"
Cevap verdi: "Ne kadar uzak; benim bağıştaki rolüm, aşçının elindeki kepçenin rolüne benzer. Aşçı kepçeye ne koyarsa kepçe de onu verir. Fakat verdiği şeylerin, kendisinden olduğunu düşünmez.”

 

Hatice hanımefendi hayat hikayesinde kepçe rolünü seçmiş, sevmiş ve tam teslimiyetle ifa ediyor. Büyük ortak ve büyük patron dediği “Aşçı”nın farkında. Var edenin, ikram edenin bilincinde. Kepçe olmanın heyecanını sürekli yaşıyor.

 

Peki kepçe lezzet alır mı ikramları ulaştırırken? Emir Sultan Hazretleri’nin türbesinde rastladığı, kalacak evi barkı olmayan ihtiyar adamı, evinde günlerce misafir edip hizmetinde bulununca, almış o nimetin lezzetini. Ve el açmış Allah’a: “Allahım bana imkan versen han açarım, yaşlılara, yoksullara, bakıma muhtaçlara yardım ederim.” Misafir ettiği ihtiyarın ayrılma vakti gelince şu duayla nasibdar olmuş: “Allah sana ecdadının han kapıları gibi kapılar açsın. Kıyamete kadar kapanmasın. Dilruba evlerin olsun!” Duayı edenin künhünü Allah daha iyi bilir. Dua tahakkuk etmiş. Bursa Özlüce’de Dilruba Evleri’ni açmak nasip olmuş, kimsesiz ve muhtaçlara da han olmuş, sığınak olmuş. Hatice Hanım, duadan mütevellit soyadını “Dilruba” olarak değiştirmek için de yasal süreç başlatmış.

 

Bir yola niyet ettiysen Hızır Aleyhisselam misali insanların duasını almak çok önemlidir. Şems rüzgarını arkana almak gibidir. İşlerin bereketlenmesine vesiledir. Bu duanın gölgesinde yola çıkmış Hatice hanımefendi. Baktığı ihtiyarların mektebinden geçmiş, onlardan çok şeyler öğrenmiş. Hizmetin lezzetini almış her defasında.

 

Gadre uğradığı olmamış mı peki? Olmuş. Donarak ölme tehlikesi yaşayan bir ihtiyarı, tek başına yaşadığı evden alıp bakım evine getirdiği için polislerin baskınına uğramış. İhtiyar kişinin oğlu, “annemi kaçırdılar” diye şikayet edince iki gün nezarette kalmış. Fakat emrolunduğunun şuurunda ve gönül mutmainliğinde yoluna devam etmiş. Yine bir şikayet hadisesinde, Alzheimer hastası bir teyze şaşılacak şekilde olayı hatırlamış ve oğlu aleyhinde ifade vererek Hatice Hanım hakkındaki soruşturmayı düşürmüş. Diyor ki “Allah için bir şey yapana, Allah çok şey yapıyor.”

 

 

Sohbet esnasında iyilik çalışmalarının usulü de konuşuldu. Olayları ve kişileri, arazide ve yerinde görme, olaya şahit olma, geçici ve kalıcı çözüm yolları arama ve bulma, yol haritasını belirleyip somut adımlar atma hususları ele alındı. İşin başında durulduğu zaman kapıların nasıl açıldığı vurgulandı. Akçakale Devlet Hastanesi eski binasının yetimhaneye dönüşme hikayesi de ibretlikti.

 

Yine programda Hatice Hanım’ın ve ekibinin hizmet yelpazesi üzerinde duruldu ve yapılan faaliyetlerle, hazırlık aşamasındaki projeler dillendirildi. Sosyal ve kültürel değişimleri takip edip oluşabilecek ihtiyaçları karşılamak, açılabilecek yaralara merhem olmak, açılan sosyal gedikleri istihkam etmek ve bunları hayatınızı vakfederek yapmak konuları üzerinde duruldu. 67 kişinin kaldığı Dilruba Evleri, 36 kişinin kaldığı, madde bağımlılarının rehabilitasyonu için kurulmuş İnsanlık Köyü, okullarda başarısız olmuş, yaramaz diye dışlanmış ve madde bağımlısı adayı çocuklar için kurmayı planladığı okul ya da enstitü, otistik çocuklarla ilgili planlanan merkez, kanser hastalığının son evresine gelmiş tıbbi olarak çaresi kalmamış insanların bakımı için planlanan merkez ve diğer projeler sohbet esnasında belirtildi.

 

Yazımızı, Hatice Hanım’ın içselleştirdiği ve sürekli telkinde bulunarak kendisini motive ettiği şu cümleleriyle hitama erdirelim:

 

“Sen niyet et ve çalış. Allah’ın işine karışma! Evin olur, evlerin olur, köylerin olur. O onun bileceği bir iş!”

 

“Allah’ın Haticesinin çok olduğuna inanırım. Allah’ta Hatice çok ama Hatice sana böyle bir hizmet kapısı yok.”

 

“İsteyeceğim kapıyı bilirim. İsteyeceğin kapıyı bilirsen valiler, bakanlar emrinize amade, hayrınıza vesile olur.”

 

“Büyük patrona sesleniyorum sürekli. İş senin işin. Ben ise ameleyim. Sen destek vermezsen ben kimim ki bu kadar işi yapabileyim.”

 

“İş, O’nun işi! Ben bu işte sadece ameleyim. Eğer siz küçük sermayenizi ortaya koyarsanız büyük ortak büyük yardım ediyor. Sürekli kendime söylüyorum. Ayette diyor ya “Onlar iflası olmayan alışveriştedirler.” Eğer iflas istemiyorsak çalışmaya devam edip, emanete sahip çıkmam gerekiyor. Yoksa büyük ortak sermayeyi çeker."


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN