• Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”

YAZARLARIMIZ

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 13 Nisan 2020, Pazartesi 21:38 - Son Güncelleme: 13 Nisan 2020 Pazartesi, 21:48
Font1 Font2 Font3 Font4
“Covid-19” Covidizm

 

 

Kadim ile modern karşıtlığı içinde, kendine kaygan bir zeminde yer aradı insanoğlu. Hayatı, tarihsel süreçte direnişlerle geçti.2020 musibetlerle başladı. Yeni bir tarihsel sürece gebe toplumlar. Sosyologlar yeni bir kavram üzerinde konuşmaya mı başlayacak? :

 

"Covidizm"

 

Yüzyılımızda vatan kavramı değişti. Kendi ülkesinin şehirlerini tanımayan insan, dünya şehirlerine aşık oldu. Doktora, dil programları, uluslararası yetkinlik belgeleri, aidiyetini unutan insan "Dünya insanı" olabilmek yolunda, koşullu ilişkiler arasında "izole" olarak modernliğin atom parçası oldu.

 

Geleneğin dışında bir dünya düzeni önerisinde olan modernliğin "Benim özgürlüğüm başkasının özgürlüğünü kısıtladığı yerde biter" öğretisi kulaklara çok hoş geldi. Hiç bir zaman özgürlüklere saygı duyulmadı oysaki.

 

Modernlik kavramının önemli bir halkası olan tarihsel süreç dikkate değerdi. Örneğin;

 

Yunan ve Romalılar, modernliği gerileme, dejenerasyon olarak okuyup, eskilerin açtığı yoldan dünya kurmayı tercih ederken; modernliği bir vizyon olarak benimseyen ve yönünü bu doğrultuda çizen Hristiyanlık farklı bir noktada duruyordu.

 

Tarih bize her dönem, defalarca gösterdi ki, dünya kaderle yönetilemezdi. Sonsuz güç yoktu. Hesabın üstündeki hesap her dönem tecelli ediyordu. Manevi ve fiziki etkenleri göz ardı etmek gaflete düşmekten ibaretti.

 

Modern dünya düzeni, atölye ile evi birbirinden ayırdı. Piyasa merkezli bir düzene geçildi. "Vakit, nakittir" düşüncesi günlük hayatın içine yerleştirildi. Fiyatı olmayan mekân, ilişkiler, zamanın dahi içi boşaltıldı. Fiyatı olmayan zaman, "Boş Zaman" ilan edildi. İşe alım mülakatlarında dahi insan geleceğini belirleyen bir kriter oldu;

 

"Boş zamanlarınızda ne yaparsınız" sorusunun versiyonları…

 

Zaman ve fiyatlama dünyayı öyle hale getirdi ki, ekonomi, siyaset, kültür yeniden üretildi. Anlamlar yeniden belirlendi. Tüm kutsallığı ve dokunulmazlığına karşın dini kâideler zamana uydurulmaya çalışıldı.

 

Kutsal Kâbe yüksek hadsiz binalarla çevrildi. Müslümanlar lüks otellerin yirminci katından kuşbakışı izledi kutsal mabedini. Kudüs hep konuşuldu.

 

Toplumsal ilişkilerin, değerlerin biricikliği anlamını yitirdi. Alternatiflerin çokluğu, insanı yanılttı.

 

İlahi olarak lütfedilmiş doğal dünya düzeni, kendini güç olarak görmeye başlayan insanın peyzaj çalışmalarıyla bozuldu. Dünya parsel parsel paylaşılmaya başlandı. İnsanlar yuvadan demek bile söz konusu değil, ülkesinden toprağından sökülüp atıldı.

 

Her devletin kendince hayalleri, insanların kaderi oldu, olacak zannedildi.

 

Oysaki büyük düşünür İbn Haldun'dan "Coğrafya kaderdir." öğretisini benimsemişti insan.

 

Teknoloji bilimsel anlamda kullanılmaktan ziyade, insanın şımarıklığına, egolarına hizmet etti. Öyle ki, bir yetimin gözünün içine bakıp, başını okşamak yerine vergiden düşürülebilen, bir tıkla yapılan bağışlar, zekat, sadakaya alternatif oldu, vicdanlar kendini rahat hissetse de "Temas" bitti. İftarlar güç ve beceri yarışına döndü. Her akşam bir mekânda düzenlenen iftarlardan, sofralarımızın boynu bükük kaldı. Yemeklerimize duâ, sevgi katılmaz oldu. İftar yemeği ile dahi "Temas" sınırlandırıldı. Uzayan iftar muhabbetleri Teravih namazlarını gölgede bıraktı. Kurban başında tekbir getirmeden, dokunmadan,  duâsını etmeden bir tıkla sipariş gönderildi, "Temas" bitti. Bayram mesajları telefon görüşmelerini aşıp, emoji, sanal şirinliklere dönüştü. Bayram şekeri, el öpmek sadece renkli reklamlarda kaldı. "Temas" bitti. Camide insanlar birbirini azarladı, amacını aşan tatsızlıklara şahit oldu. Cami ile bağlantı kesildi.

 

Teravih namazı yok, bayram namazı yok, bayram ziyaretleri sınırlandırılır ya da yok gidişat nereye…

 

Sağlıktan tarihe, felsefeden edebiyata her alanda uzmanlık yetkinliği olmayan eline kalem alan kitap yazdı, mikrofon alan gazeteci oldu, uzman yerine koyuldu.

 

Bilgi kirliliğinden toplum yıldı.

 

Bir musibet yaşamakta şu an tüm dünya… Herkes birbirini suçlamakta, suçlu ülke aranmakta. Arayan Mevlâsı’nı da belasını da bulur. İnsan belaya doymadı.

 

Bu musibet kalkıp gidince, geride tutumlar fikirler konuşulacak. Samimi bir muhasebe, tevbe veya duâ mı, kendine yaşananlardan pay çıkarmak mı? Yoksa işaret edecek bir yer aramak mı?

 

Sıkılanlar çok… Çünkü nefsine sen bir sus kenarda kal diyemiyor insan. Hapishanedeki bir mahkûmu anlamak, hastanede illet mikropla mücadele eden hastaları anlamak, kendisi evinde yatmaktan yorulurken, gecesi gündüzü karışmış, canla başla uykusuz topluma hizmet veren sağlık, emniyet, belediye personeli, işçisinden en yüksek makamına kadar topluma hizmet eden insanları anlamaktan aciz insanın derdi; 'evde kalmak'.

 

Market personelini azarlayan, koronayım diye polisin yüzüne tüküren, arabası kapının önünde yatıyor diye canı sıkılan şımarık insan payına ne ders alır?

 

Hastalık gelince beddua eden, duâ isteyen kurtulunca eski gafletine yıldırım hızıyla dönen insan…

 

Dünya düzeni artık çok değişecek bu muhakkak. Ve bu düzende kadim olan kazanacak. Dünya insanı boyut değiştirdi. Bayağı bulduğu kolonya için kuyruklara giriyor, evinin ne kadar büyük olduğunu hissediyor, ekmek yapıyor, örgü örüyor. Geleneksele dönüş var. İnsan aslına rücu ediyor.

 

Ülkeler de kendi derdinde. Haddini bilmek zorunda kaldı, siyaset de izole oldu.

 

Sadeleşmenin zorunluluğu her alanda kendini gösteriyor. Gelinen noktada ateş her yeri kavuruyor. Söz konusu olan insan hayatı…

 

Dünya tarihinde belki de görülmemiş derecede kurgusal, korku filmlerini yaşatan manzaralar var. Evrensel bir mücadele var. Din, dil, ırk, mezhep ayırt etmeksizin dünya kuşatma altında.

 

"Covid-19" seferberliği…

 

Salgın dönemleri, savaş dönemleri gibi bu da geçecek, etkisi kaç yıl, nasıl sürecek, yeni dünya düzeni nasıl olacak yaşayarak göreceğiz.

 

Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak muhakkak. Lâkin, aynı tekerleme ve kurgular etrafında dönen, hep bir yerleri işaret eden akımlar yeni dünya düzeni karşısında tükenmeye mahkûm görünüyor.

 

Şartlar ne olursa olsun; kendine dönen, hesaplaşmasını sağlam yapan, sadeleşme sürecine hızlı uyum sağlayan, iyimser olan ve sevgi dolu yürekler kazanan olacak.

 

İnsan bir kez daha yanıldı, hesap fena bozuldu.

 

Mevcut ortamda, tükenmişlik sendromundan korunmaya çalışırken; hep birlikte izlemede, akış nereye gidiyor?

 

Evlere sığan hayat, dünyaya neleri sığdıracak?

 

İç dünyasıyla yüzleşen insan soruyor:

 

"Temas" ne zaman hayatımızda oldu ki? Telefon, internet var, şikayetim niye?

 

"Seyahat sınırlandırması" çoktan izole olmuş insan kendine soruyor, sadece özlediğim için sevdiğim hangi insan uğruna yol kat ettim?

 

Eski dünya düzeninden kopamayan insan da, kiralık akılla süreç içinde başka hesapların savaşını veriyor. Sormuyor, suçluyor, işaret ediyor.

 

Herkes yeni bir kavram karmaşası içinde buldu kendini:

 

Covid-19


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


“Covid-19” Covidizm Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN