RÖPORTAJLAR
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”

Çölde Açan Çiçekler
Eklenme Tarihi: 12 Mayıs 2017, Cuma 00:48 - Son Güncelleme: 12 Mayıs 2017 Cuma, 00:48
Font1 Font2 Font3 Font4



Çölde Açan Çiçekler
Yaz sıcakları iyice hissediliyor buralarda. Sabah penceredeki camlara dokunuyorum sıcak.


Ablasının can kardeşi,
Yaz sıcakları iyice hissediliyor buralarda. Sabah penceredeki camlara dokunuyorum sıcak. Oysa daha güneş tam yükselmemiş bile. Son birkaç gündür hava sıcaklığı 45 derece civarında seyrediyor. Bu kavurucu sıcaklarda esen rüzgâr bile insanı rahatlatacağına daha çok bunaltıyor.
Böyle puslu çöl sıcağında bile parklar, bahçeler, yol kenarları yemyeşil. Her tarafa yenibahar ve yaz çiçekleri ekilmiş. Bir bakıyorsun, otobanların yanlarında pembe mor çiçek tarlaları uzanıyor. O mis kokulu turuncu sarı kadife çiçekleri her yanda, güneşin renkleriyle bezenmişler, huzuru sevinci çağrıştırıyorlar.
“İşte paranın gücü” demişti bunları görünce bir arkadaş. Bence, “işte emeğin gücü” demeli. Tabi ki maddi imanlar gerekiyor yerin altından sulama tesisatı döşemek için. Ancak emek harcanmasa, titizlikle, her gerektiği zamanda sulama muslukları açılmasa, her sabah sarı tulumlu işçiler onları tek tek özenle okşamasa, kuruyanları temizleyip toprağını tazelemese, yine de böylesine canlı olurlar mıydı dersin.
Geçen aylarda, havaalanının karşısındaki tamamen kumla kaplı bir alanı ağaçlandırma ve çiçeklendirme aşamasında görmüştüm. Kumun üzerine hortumları nasıl döşediklerini, nasıl kamyonlarla toprak getirip serdiklerini, üzerlerine kocaman ağaçları getirip diktiklerini, sonra da etraflarına birbirinden güzel rengârenk çiçekler ektiklerini… Kupkuru çölü nasıl hayat dolu bir bahçeye çevirdiklerini hayretle seyreylemiştim.
İşte emek verildi mi, her şey gerektiği şekilde, gerektiği miktarda bir araya getirildi mi nasıl da imkânsız gibi görünenler gerçekleşebiliyor. Çok güzel bir canlı örnek, değil mi?
O ağaçları, çiçekleri gördüğümde içim bir tuhaf oluyor nedense. Onların nasıl yaşayabildikleri, ne şartlarda büyüyüp, tüm güzelliklerini bize sunduklarını düşündükçe sarsılıyorum. Kendiliğinden açıveren çiçeklerin, yeşeren çimenlerin bol olduğu, rahatlıkla yağmurla beslenerek büyüdükleri o güzelim beldeleri, memleketimizi düşünüyorum. Hiç kıymetini bilemeden onları tahrip edebilen insanları da hatırlamadan edemiyorum.
Yaşamı düşünüyorum kardeşim. Bazen öylesine doğal geliyor ki yaşamak, elimizdeki nimetler. Bunun nasıl bir mucize olduğunu, nasıl bir özenle, yaradılış mucizesi ile ayağımıza kadar geldiğini hiç aklımıza getirmeden tüketiveriyoruz umarsızca. Ya bazı olanaklardan yoksun olanlar. Sağlık problemleri yaşayanlar, hayatları fırtınalarla darmadağın olmuş insanlar. İşte onlar nasıl da önemsiyor, kıymetini biliyor, emek veriyor hayatlarındaki en ince detay için, değil mi? Tıpkı çölün kumuna doğru kök salarak hayata tutunmaya, yaşamaya çalışan ağaçlar gibi.
Ama Rabbim emek verenlere, fiili dualarda bulunanlara, ihlasla isteyenlere istediklerini veriyor işte. Yeter ki biz istemesini bilelim.
Çok uzun yıllar önce bir filim seyretmiştim, sanırım birlikte seyretmiştik, bilirsin; Alkadraz Kuşçusu. Bir adada hapishanedeki bir adamın gerçek yaşam öyküsünü anlatıyordu. Hapishane avlusunda bulduğu yaralı bir kuşu tedavi etmesi ile başlayan kuşlara karşı ilgisi, onu bambaşka bir hayata taşıyordu. Kuşlar üzerine okumaya başlıyor, araştırıyor, düşünüyor, deniyor sonunda da bir kuş uzmanı olup çıkıyordu. Kanaryalar üzerine kitaplar yazıyor, unu öylesine yayılıyordu ki her gün kuşlarla ilgili soruları ve sorunları olanlardan yüzlerce mektup almaya başlıyordu. İşte dört duvar arasındaki anlamsız bir hayatın, her dakikasını değerlendirmesini bildiğinde nasıl bir amaca hizmet edile bilindiğini gösteren örnek demiştim kendi kendime.
Yaşadığımız hayat da işte böyle bizim küçük hapishanemiz değil mi aslında, ne dersin? Ya kendi düşüncelerimiz ve davranışlarımızla onu ya küçücük bir hücreye çeviriyoruz, hayata uzaktan, demir parmaklıkların ardından bakmaya başlıyoruz. Anlamsızca yaşayarak, zamanımızı acımasızca harcayarak, mahkûmiyetimizin biteceği bu yaşamdan ayrılacağımız anı bekliyoruz. Ya da; bir mahkûmiyete benzeyen bu dünya hayatının her anını en iyi şekilde değerlendirerek, hücremizi gittikçe genişletiyor, bir gül bahçesine çeviriyoruz. İnsanlara faydalı oluyor, yaşamımıza bir anlam katıyoruz. Biliyoruz ki sayılı gün olan bu hapis hayatı bir gün sona erecek onun için her anını kendimizi düzelterek, düşünerek, tefekkür ederek geçiriyoruz. Mahkûmiyetin sona erdiği gün geldiğinde de huzur ve mutlulukla ebediyete kanat çırpıyoruz.
Nasıl oldu bilmiyorum bu kavurucu sıcakta açan çiçekler, içimde yepyeni umutların açmasına sebep oldu ve beni çok uzaklara, uzun yıllar öncesi seyrettiğim bir filimde, hayata demir parmaklıkların, betonların arasından kök salan bir adamın yaşamına götürdü. Ayaklarımı yere daha bir güçlü basıyormuşum gibi hissettim.
Bu günlerde, çöl diyarında hayat ağır ağır geçiyor işte. Duygular da böylece benden sana yavaşça aktı gitti. Aslında bu sohbetleri yüz yüze yapasım var. İnşallah o günler de gelsin artık. Sana, memlekete, dostlara, hatta havaya, suya, mahallenin kedisine, kuşlarına dair yazacağın satırları hasretle bekliyorum.
Sevgiyle, huzurla kal.
Rabbime emanet ediyorum.
Dualarımla.
/ Özden Gülen /


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!