• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 21 Şubat 2020, Cuma 16:14 - Son Güncelleme: 21 Şubat 2020 Cuma, 17:46
Font1 Font2 Font3 Font4
Cevap ver sekülerizm!

Yaptığımız meslek, uğraştığımız işler, gündelik hayatımız, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimiz, bütün bunlara materyalist bir algı ve yorumla yaklaşıyoruz. Seküler bir hayat sürdürüyoruz. Belli bir inancınız varsa bile hayata dökülmüyor, sadece arada sırada aklına gelen, örneğin bayramlarda kendini gösteren folklorik bir malzemeye dönüşmüş oluyor.
Semih Kaplanoğlu (Yusuf’un Rüyası)

Çok uzun yıllardır bu böyle.
Alabildiğine Batılı seküler bir bakış açısı ve hayat tarzıyla yaşamaya devam ediyoruz.
Üzerinde yaşadığımız dünya, içinde yaşadığımız hayat, gün boyunca adım attığımız her yer sanki sahipsiz ve başıboş gibi.
Oysa ben, sen, biz, hepimiz, Allah’ın yarattığı birer eseriz, Allah’ın yarattığı kâinatta yaşıyoruz.
Farkında değiliz.
Farkında olmak istemiyoruz.
Belki işimize gelmiyor.
Belki hesap verme endişesi taşımak istemiyoruz.
Belki her an Allah’ın gözetiminde olmak bizi rahatsız ediyor.
Belki de ölüm endişesi taşımak istemiyoruz.
Sınırlı sayıda kelime ile sınırlı sayıda kavramla günü tamamlıyoruz.
Faiz, döviz, borsa, arsa…
Kredi kartı, bonus…
Televizyon, tablet, telefon ekranları…
Magazin, politik gevezelik…
Yeme içme muhabbetleri…
Futbol, otomobil…
Kakara kikiri muhabbetler…
Ego, kariyer, başarı…
Hepsi bu.
Son derece sınırlı ve dar bir hayat biçimi.
Üstelik saatler boyu aynı kelimelerle geçen koca bir gün.
Üstelik aylar ve yıllar boyu aynı kelimelerle geçen koca bir ömür.
Böyle böyle geçip giden bir ömürde Allah rızası nerede?
Bereket, kanaat nerede?
İbadete yer var mı?
Şu hayata hep tesadüf rüzgârları mı, hep evrim mi hükmediyor?
Vahşi bir rekabet mi bütün bu olup bitenler?
Oysa ortada çok net gözlemlenen apaçık bir nizam ve intizam var.
Merhamet ve yardımlaşma var.
Şu koca güneşi ve ayı dünyaya hizmetkâr eden, insana lamba eden kim?
Bütün bu soruları sormak elbette zaman zaman işimize gelmiyor.
Ama bu soruları sormadan, hayat tablosunun çok önemli parçaları eksik kalıyor sanki.
Koskoca kâinat tesadüf rüzgârlarının eseri olamaz.
Dünyayı, güneşi, bitkileri, hayvanları, ekolojik dengeleri, atmosferi insana göre ayarlayan birisi olmalı.
Allah’ı hesaba katmadan kurulan bütün denklemler hatalı.
Allah’ı hesabı katmadan çizilen bütün tablolar yüzeysel, sathî.
Allah’ı hesaba katmadan yaşanan hayatlarda derinlik yok.
Koskoca hayat 18-20 kelimeden ibaret olabilir mi?
Nasıl yani?
Bütün hayat kredi kartı, bonus, faiz, dövizden mi ibaret?
Bütün hayat futbol, magazin ve politik gevezelikler üzerine mi kurulu?
Şu hayata sadece yeme içme muhabbetleri mi yön veriyor?
Bütün bu olup bitenler ego, kariyer, başarı, otomobil için mi?
Her şey telefon, televizyon, bilgisayar ve tablet ekranlarıyla mı sınırlı?
Hayatın bütün renkleri, bütün sesleri kakara kikiri, hahaha hihihi arasına mı sıkışmış?
Çözüm üretirken yaşadığımız tıkanmaların sebebi ne?
Hayatın anlamı ne, bu hayata hangi anlamı katıyorsun?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN