• İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
    İdeali Olan İnsanlar İddialı Olmalıdır
  • Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
    Aydil Erol: “Dostların Hasını Gördüm”
  • İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
    İstanbul’un En Büyük Kütüphanesi Rami’de Açılıyor
  • Nâzım Tektaş ile Mülakat
    Nâzım Tektaş ile Mülakat
  • Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
    Muaz Ergü’nün Mehmet Nuri Yardım ile Mülakatı
  • Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
    Ahmet Efe: “Sanatta Asıl olan İnançtır”
  • Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
    Hüseyin Kutlu: “Yazı Sanatımıza Ciddi Bir Alaka Var”
  • İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
    İttihadı İslam, Meşveretle Olacaktır
  • İhsan Kurt ile Mülakat  
    İhsan Kurt ile Mülakat  
  • Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)

YAZARLARIMIZ

Hülya Günay
Hülya Günay
Eklenme Tarihi: 18 Temmuz 2022, Pazartesi 00:11 - Son Güncelleme: 18 Temmuz 2022 Pazartesi, 00:11
Font1 Font2 Font3 Font4
Buz Dağı

 

 

Sigmund Freud’a göre insanoğlunun bilinci bir buz dağı gibidir ve buz dağının sadece küçük bir kısmı görünür. Geride kalan ise bilinçaltımızdır. Buz dağının yaklaşık yüzde onluk dilimi suyun yüzeyinde kalan ‘’davranışlar ve sözler’’ olarak görünen, bilinçli hareket düzeyimizdir. Geri kalan yüzde doksan ise suyun altında kalan diğer insanların görmediği bilinçaltı düzeyimizdir.

 

İki insan karşılaştığında, iki buz dağı karşılaşır aslında. Yüzde onluk birbirlerini gördükleri bölümle değerlendirme yapılsa da geri kalan yüzde doksan iletişimimizin kaderini belirler.

 

Kısa süreli ilişkiler bir düzeyde yönetilse de, uzun süreli ilişkiler buz dağının altına inmeyi gerektirir. Kolay değildir ve çaba ister. Her insan farklı bir buz dağına sahiptir. Etkin, sağlıklı ilişki kurmak ve yönetmenin temelinde kendi buz dağımızın altında kalanların farkında olmak, diğer insanların bizden farklı olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Gerek gözlemlerim, gerek insanların feryadı haline gelen toplumsal öfkemiz ürkütücü boyutta. Toplum olma vasıflarını yitirip,  varoş, güruhtan ibaret olma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Cehalet, argo, kabalık, şiddet pirim mi yapıyor, dengeler nerede, nasıl bozuldu? Buz dağımızın altında neler ekili, biz ne biçiyoruz? Gasp, çatışma, cinayet, taciz haberleri, doktor katliamları bir dizi film senaryosu takip eder gibi normalleşmiş durumda.

 

Ateş düştüğü yeri değil her yeri yaktığı gibi, su testisi de suyolunda kırılmaz. Bir gün yoldan geçerken sana, bana, hepimize isabet eder. Sen birilerini eleştirip, kınarken, haber kanalı değişirken, evladın, yakının o yola girmiştir, artık senin de bir testin olmuştur. Ve belki de muayene olmak için gittiğin hekim seni bir hasta gibi değil potansiyel suçlu gibi görmeye başlamıştır.

 

Her şeyden şikâyet ederken, hep suçu dış etkenlerde ararken ne kadar içimize dönüyoruz? Kişisel ve sosyal yetkinliğimiz ne seviyede bunu sorguluyor muyuz? Duygularını iyi bilen, onları kontrol edebilen, başkalarının duygularını anlayabilen, bunları ustalıkla idare eden insanlar gerek özel gerekse mesleki yaşamda daha avantajlıdır. Mutluluk, üretkenlik, sorunlarla baş edebilme, stres yönetme becerisi de buz dağının altındaki cevherde saklıdır.

 

Kendiyle ilgili farkındalık kazanmak, kendini yönetmek ve motive etmek ilk adımken, ikinci aşamada empati ve toplumsal hayat içinde kazan/kazan ilkesi çerçevesinde ihtiyaç ve ilişkilerini yönlendirebilmek gerekir. Yerleşik kültürümüzde ‘tuttuğunu koparmak’ öğretisi aksine, istek ve ihtiyaçlarını ‘zorlamadan ve zorlanmadan’ elde etmek bilincine ulaşmamız gerekir.

 

“Aslan oğlum, yakışıklı oğlum, zeki oğlum, güzel kızım, prensesim, erkek gibi kız” yerine  “Güzel ahlaklı evladım, centilmen çocuğum, vicdanlı yavrucuğum” demeli miyiz? Sadece kendisinin ihtiyaç ve beklentilerinin özel, önemli olduğu değil ait olduğu dünyada tüm insanların değerli olduğunu, değer görmeyi hak ettiğini telkin etmeli miyiz? Eleştiriye açık olmak ve karşılaştığı her olayı kişiselleştirmemesi gerektiğini aşılamalı mıyız?  “Sen değerli ben değerli” sistemini, inşa edip geçinip gitmenin yolu bu değil mi?

 

Ben değerli, ben öncelikli, benim isteğim vb. aşırı dozda ‘’ben’’ takviyesinin yan etkileri, sen değersiz mantığı ile ilerleyen buzdağının altı ego, tatminsizlik, doyumsuzluk, cehalet ile doldurulmuş bireylerin sayısının gün geçtikçe arttığı, gündelik hayatımız sancılı bir hal alıyor.

 

Hepimizin el yordamıyla ilerlediği hayat yolunda, birbirimize el uzatmayı, dokunmayı beceremiyoruz. Maddi rızık peşinde koşup, maddi nefsimizi kabartıp, tatmin ederken, manevi rızık göz ardı ediliyor, erteleniyor. Sevilmek, sevmek hepimizin hakkı iken sevmenin de sevilmenin de hakkını veremiyoruz. En güçlü olduğumuz zamanlar, aslında zayıflığımızı göstermeye cesaret ettiğimiz zamanlardır. Yardım istemek pes etmeyi reddetmek demektir. Birlik olunca korkularımızla yüzleşmek, onları aşmak, ben dili değil biz dili ile sağlıklı toplum inşa etmek mümkün…

 

Başarmanın yolu ise sevmek…

Kanatlarımızı açalım ve birbirimize sahip çıkalım.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


Buz Dağı Yazısına 1 Yorum Yapıldı

BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN