• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Eklenme Tarihi: 8 Eylül 2020, Salı 07:52 - Son Güncelleme: 8 Eylül 2020 Salı, 07:52
Font1 Font2 Font3 Font4
Bize Bir Dokunalım

 

 

Baba tarafım Bulgaristan göçmeni. Yunanistan ile 1923'te yapılan mübadele antlaşması, Bulgaristan ile 1950'de yapılmış. Anlaşmaya gelene kadar Bulgaristan oradaki Türklere resmen soykırım uygulamış. Rahmetli dedem de 1940 yıllarının başında, üç halamı, babaannemi alarak kaçıp Türkiye'ye gelmiş. Aynı yaşlardaki akrabaları ile birlikte. Edirne'nin merkeze yakın bir bölgesine yerleştirilmişler. Adı Musabeyli köyü.

 

Babaannemi de, dedemi de görmek nasip oldu çok şükür. Bulgaristan Eski Zara( Stora Zagora) bölgesinden. Orada aldıkları kültüre tanık oldum ben. O bölgeye de Konya'dan gitmişler vakti zamanında. Daha önce de Orta Asya'dan buraya gelip yerleşen kayı boylarından.

 

Asıl meramım, göçle gelen son muhacirlerin ölene kadar devam ettirdikleri kültür. Üzerlerine sinmiş Osmanlı terbiyesi. Anneannem de öyle tam bir Osmanlı hanımefendisiydi. Çocukken hayrandım onlara. Şimdilerde mumla arasanız bulamayacağımız güzel insanlardı.

 

Sülâle anlayışı vardı, o dönemde. Herhangi bir topluluğa girdiğinizde hangi sülâleden olduğunuz sorulurdu. Etiket gibi bir şeydi. Bizim "Kadıköylüler" idi. Bu telaffuzu duyanların takdir hissi ile yüzleri gülerdi. Çünkü bu isim şeref demek, haysiyet demekti. Her ferdi güvenilir, emanete ihanet etmez, onlardan kimseye zarar gelmez demekti. Hürmetle aralarına alırlardı. Nice yıllar sonra anladım. Bunun ne muhteşem bir şey olduğunu. Her sülâle kendini temsil edecek nezih insanlar yetiştirmeye çalışırdı. En azından bu değerler baş tacı ediliyordu.

 

Şimdilerde hiçbir ailenin böyle derdi yok. Kendini temsil edebilecek insanlar yetiştirmek gibi. Üstelik olay, bundan çok daha gerilerde galiba. İnsan yetiştirmek doğru terim bile değil. Doktor, mühendis, avukat, mimar vs. yetiştirmekle uğraşıyoruz. Önemli olan kariyer ve güç sahibi olmak çünkü. İnsan olmak da neymiş, kendiliğinden olur herhalde… Oysa insan denen varlık mantar gibi bitmiyor efendim. Bir kültür, bir medeniyet işi. İnsanı, kemâle ermiş kültür yetiştirir. Bu dertlere düştüğümüz günlerin duası ile.

 

Vesselâm…

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN