RÖPORTAJLAR
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj

Bilinmeze Yolculuk Üsküp 1913
Eklenme Tarihi: 31 Aralık 2019, Salı 02:17 - Son Güncelleme: 31 Aralık 2019 Salı, 02:17
Font1 Font2 Font3 Font4



Bilinmeze Yolculuk Üsküp 1913
Büşra Cansız

 

 

“Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene. Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.”

 

 Doğup büyüdüğüm şehrime veda ederken içimden bu mısralar dökülüyordu. İnsan vatanına nasıl veda ederdi ki? Bütün anılarını bırakıp gitmek, hem de o geçmişe yabancı ellere. En çok da bu durum içimi yakıyor. Atalarımızdan miras kalan topraklarımızı koruyamamıştık, bir suçlu gibi sürülüyorduk vatanımızdan.

 

Ahhh güzel Üsküp. Bir gün yeniden kavuşur muyuz bilmiyorum ama seni unutmamak üzere hafızamda kilitliyorum. Aklıma kazıyorum dağlarını, nehirlerini, camilerini, çarşılarını; bütün sokaklarını ve caddelerini…

 

Tam bir Türk şehridir, Üsküp. Öyle bir manevi iklim hâkimdir ki bu şehirde, ruhunuz huzurla dolar. Camilerinden öyle bir ezan sesi yükselirdi ki, dinlemelere doyamazdık. Karakterimi şekillendirdi bu şehir benim, inancımı derinleştirdi. Hele bir de Vardar Nehri var ki onu anlatmaya kelimeler yetmez.

 

Makedonya’yı ikiye ayıran Vardar Nehri’ni, ayırdıklarını birleştirerek Taş Köprü’sü tamamlar. Benim için ayrı bir yeri vardır bu köprünün. Kimi için ayrılık ve gözyaşının simgesi olmuştur, kimi için kavuşmanın ve mutluluğun. Benim içinse dinlemekten hiçbir zaman bıkmayacağım bir hikâyenin kahramanı. Onlara veda etmek aileme veda etmek gibi oldu. İnsan bu kadar bağlanabilir miydi bir köprüye ve nehre…

 

Veda…

 

Vardar’a veda ettim de, anneme veda etmek, onu burada yalnız başına bırakıp gitmek nasıl ağrıma gidiyor. Canım annem iyi ki görmedin bu günleri, biliyorum dayanamazdın.

 

“Oğlum bu şehirde doğdum, büyüdüm, evlendim, yaşlandım ben. Bütün geçmişim burada. Rabbim beni ayrı düşürmesin, gurbeti yaşatmasın bu yaşlı kalbime. Üsküp de doğdum, Üsküp de öleceğim inşallah. Size vasiyetimdir ki babamın ve annemin yanına İsa Bey Camii’ne gömün beni” demiştin. Sen şimdi vatanımızda uyurken, biz bilmediğimiz diyarlara vatan demeye gidiyorduk.

 

“Üzülme Evlat” dedi babam. Ne düşündüğümü anlamıştı. Zaten bir bakışıyla içimi okurdu her zaman. Anlatmak istemediklerimi bile anlardı.

 

“İnsan nelere alışıyor. Biz birlikte olduktan sonra, yuvamızı her yerde kurarız. Yeter ki size bir şey olmasın. Tek gayem annenizin yanına gittiğimde ona mahcup olmamak, sizi sağ salim İstanbul’a götürmek. Yeni bir hayat kurduğunuzu görmek.” Bir yandan ağlayan kız kardeşimi susturmaya çalışıyor, bir yandan da beni teselli ediyordu.

 

Annem öldüğünden beri hem ana, hem baba olmuştu bize. Tam 5 sene oldu. Kimseyle evlenmeyi düşünmedi bile. Kız kardeşim 2 yaşındaydı annem öldüğünde. Onu bahane ederek hemen evlenebilirdi. Ama öylesine âşıktı ki anneme, ölüsüne bile ihanet etmezdi. Onların sevdası dillere destanmış. Üsküp’lü Emine ile Gostivar’lı Ali’nin aşkı anlatılırmış dilden dile.


“Baba, annem ile nasıl tanışmıştınız bir kez daha anlatsana” dedim birden. Trenin gelmesini beklerken bir an olsun kopmak istemiştim bu zamandan. Halide’nin de ağlaması durdu. Pür dikkat anlatması için babama bakıyordu. Oysa kaç kere dinlemiştik bu hikâyeyi kim bilir…

 

Babamın gözleri parladı birden. Maziye, çok uzaklara gitmişti kalbi. Annemden bahsetmek onu hüzünlendirse de, anlatmaya başladı mı mutluluk ile parlardı gözleri. Yine öyle olmuştu. Derin bir ah çekti ve anlatmaya başladı.

 

“Onu ilk gördüğümde 17 yaşında, aklı bir karış havalarda tam bir baş belasıydım. Kanım gerçekten deli akıyor hani, yerimde duramıyorum. Dayımları ziyarete Üsküp’e gelmiştim. Kuzenlerim şehri gezdiriyor bana. Taş Köprü’nün tam ortasına gelmişken, gözüm karşıdan gelen bir çift göze takılı kaldı. Deniz mavisi gözlere vuruldum o an, kalbim bir değişik atmaya başladı.”

 

“Peki annem, annem ne yaptı baba” diye araya girdi heyecanla Halide.

 

“Dur kızım bölme anlatıyorum işte. Nerde kalmıştım. Hehh bende bir heyecanlanmalar, vücudumu kontrol edemiyorum sanki. Anneniz de beni fark etti tabi hafif gülümseyerek yürümeye devam etti. Yanımdan geçerken öyle bir baktı ki, ömrümce unutamam ben o bakışı. O an anladım, bir çift mavi göze bütün ömrümü sığdırabilirdim ben” durdu birden.

 

Gözleri yaşlanmaya başlamıştı. Annemin fotoğrafını çıkardı, uzun uzun baktı. Öpüp ceketinin cebine geri koydu. Sonra aklına ne geldiyse buruk bir tebessüm ile kıvrıldı dudakları ve anlatmaya devam etti. 

 

“Bizimkiler anladı tabi durumu. Kızı tanıyorlarmış meğer oyuna getirdiler beni. Kaçırdın Emine’yi, 3 ay önce evlendi kuyumcunun oğluyla dediler. O an sanki kalbime bir kurşun sıkıldı. Nefes alamıyorum. 2-3 dakika kalmışım öyle. Çocuklar nasıl korktuysa artık uzatmadan itiraf ettiler. Evlerinin karşısındaki İsa Bey Camii’nin imamının kızıymış Emine. Evli falan değil, bildikleri kadarı ile bir sevdiği de yokmuş. Nasıl rahatladım ben ama. Sanki yeniden doğmuşum.”

 

Gülümsedim. Yahya ve İlyas Amcamlar geldi aklıma. Tam onlarlık bir hareketmiş. Sonra yine bir hüzün çöktü. 5 ay önce gelmişti ölüm haberleri. Savaşın yaktığı ailelerden biri de bizdik, yanmayan ev kalmamıştı ki. Herkes bu topraklara kalbini gömmüştü. Babamda hatırlamış olacak, konuşamadı daha fazla. Sustu.

 

Radovişta yakınlarında bir köye yerleşmişlerdi evlendikten sonra. Yeni bir hayat için gittikleri yer, sonları olmuştu. Haberleri savaş başladıktan bir süre sonra gelmişti. Bütün köyü yağmalayıp, önlerine çıkan herkesi öldürmüşlerdi. Kadın, çocuk, yaşlı ayırt etmeden amansız bir katliam yaşandı. Kaçanlar sefil halde, yalınayak aman bulmaya çalıştı. Göç yolunda binlerce kişi açlıktan, susuzluktan öldü. Bütün Makedonya’da, bütün Balkanlar’da ölüm çağı başlamıştı sanki.

 

Yüzyıllardır vatan bildiğimiz topraklar teker teker kaybediliyordu ve bizim elimizden hiçbir şey gelmiyordu. Kader bu ya babamın annemi gördüğü yaşta, ben vatanıma elveda diyordum. Onlar için aşk olan topraklar bana gurbet olacaktı. Ben de babam gibi sevdiğim kızla Taş Köprü’de karşılaşacağım derdim hep. Onlar gibi sevdamı tüm Üsküp’e duyuracaktım. Vardar şahidimiz olacak, Üsküp’lü Ahmet’in aşkını haykıracaktı. Ahhh bakmalara doymadığım Vardar Nehri. Seni görebilecek miyim bir daha acaba?

 

Anlamıyordum, koskoca Rumeli’de Sırplara, Yunanlılara, Bulgarlara yer vardı da Türklere yer kalmamıştı. Osmanlı bizi korur, gelecekler ve yeniden eski günlerimize döneceğiz sanmıştık. Oysa kaderimize muhacirlik düşmüştü. Trenin gelmesini beklerken İstanbul’un hayalini kurmaya başladım. Anlattıkları gibi bir masal şehri miydi, bize de vatan olur muydu herkese kucak açan İstanbul? Nasıl karşılayacaklardı acaba bizi oralarda?

 

Annem anlatırdı. Çocukluğunda gitmiş bir kez Payitaht İstanbul’a. Ömrümde bu kadar güzel bir şehir görmedim, Üsküp başkadır tabi ama İstanbul bambaşkadır derdi. Acaba bu güzel şehir, bize de gösterir miydi güzelliklerini. Yoksa kalabalığında kaybolup gidecek miydik?

 

“Baba devam eder misin artık?” Bizi daldığımız derin düşüncelerden koparan Halide’nin sesi oldu. Ona hayır dememiz ne mümkün. Babam anlatmaya devam etti.

 

“Bu heyecanın aynı annene çekmiş Halide. O da beklemeye hiç tahammül edemezdi. Ama zaman bize sabretmeyi acı bir şekilde öğretti. Annenizi 17 yaşımda tanıdım ama kavuşmamız tam 10 sene sürdü. Kavuştuğumuzu sandığımız, tam mutlu olduğumuz zamanlarda ise 93 Harbi patlak verdi. Bu topraklarda huzur kaçalı çok zaman oldu çocuklar. Savaş ve gözyaşı yıllardır yakamızı bırakmadı ki.  Çok bekledi anneniz, hep bekledi. Beklemek, veda etmek bizim de bu toprakların da kaderi oldu.”

 

Bu toprakların kaderi ayrılık mıydı yani? Babamın gözlerinin içine baktım. Geleceğe dair bir umut görmek istiyordum. Henüz 17 yaşındaydım ama hayata dair hiçbir beklentim kalmamıştı. Gördüğüm kötülükler, yaşadığım acılar ve kayıplar bende ki tüm yaşama isteğini yok etmişti. Acaba bütün dünya böyle miydi?

 

Tren sesini duymamız ile gerçek zamana dönmemiz bir oldu. Uzaktan gelen ses yakınlaştıkça, yüreğim daha bir ağrıyordu. Hâlbuki eskiden bu sesi duymak bana ne kadar mutluluk verirdi. Şimdi soğuk raylara baktığımda hissettiğim tek şeyse acıydı. Bu tren beni vatanımdan ayıracaktı, bu raylar beni bilmediğim diyarlara götürecekti. Hazır mıydım? Hiç bilmiyorum.

 

Büyük halam geldi aklıma birden. “Ölürümde vatanımı onlara bırakmam, hiçbir yere gitmiyorum” demişti. Babam, çocukları ne kadar konuşsak da ikna edememiştik hiç birimiz onu. Balkan inadı vardı onda.

 

“Bu eve gelin geldim ben, çocuklarımı bu evde doğurdum, büyüttüm. Bu ev benim, bu topraklar bizim. Ne hakla elimden almaya çalışırlar. Vermem. Ancak ölüm çıkar bu evden benim. Siz gidin, gençsiniz daha. Yeni bir hayat kurup, alışabilirsiniz. Benim hayatım burada başladı burada bitecek” dedi.

 

Belki de haklıydı gitmemeliydik hiç birimiz, bırakmamalıydık ata yadigârı topraklarımızı. Ama burada gelecek yoktu ki sadece geçmiş kalmıştı. Geçmişte kaybolmak ancak acı getirirdi. Oysa gelecek, gelecek bizi bekliyordu.

 

Halide’nin yüzüne baktım. Onun sahip olması gereken buruk bir geçmiş değil hayaller kurabileceği bir gelecekti. Zaten daha çocuk yaşta, büyümek zorunda kalmıştı. En mutlu olması gereken zamanlarda, gözünden yaş düşmüyordu.

 

“Abi, bir daha dönebilecek miyiz vatanımıza?” dedi. Günlerdir aklımda olan tek soruydu. Cevabını bilmiyordum ama dilimden birden döküldü kelimeler. Kalbim konuşmuştu.

 

“Döneceğiz elbet. Vuslat bizi bekler. Seninle beraber Vardar’a varıp, hikâyemizi anlatacağız bütün Üsküp’e. Kırgınlıklarımızı, hüzünlerimizi, acılarımızı atıp sularına, mutluluk ve sevgiyle yeniden dolacağız. İnanıyorum kardeşim vatanımıza yeniden kavuşacağız.”

 

Etrafıma baktım. Binlerce insan, nereye gittiklerini bilmemenin verdiği bir tedirginlik ile birbirlerine bakıp ağlıyordu. Kimseyi tanımadığım, çoğu kadın ve çocuk olan bu yabancı topluluk ile ortak bir kaderi, acıyı paylaşıyordum. Yuvalarını, sevdiklerini, hatıralarını, geçmişlerini ardında bırakan bu insanlar ile beraber bir bilinmeze yolculuğumuz başlıyordu işte.

 

Demiryolları benim için hüznün adıydı artık, vagon dolusu hayal kırıklıklarımızın adı.

 

Elveda Üsküp,

Elveda Rumeli’m,

Elveda Güzel Vatanım…

 

 

 

 


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!