• Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 1 Temmuz 2019, Pazartesi 13:58 - Son Güncelleme: 1 Temmuz 2019 Pazartesi, 13:58
Font1 Font2 Font3 Font4
Bilim adamları neden müslüman oluyor?

Lûgat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?
Necip Fazıl Kısakürek

1-İnceleme-araştırma yaptıkları bilim dalının yardımıyla kainatın tıpkı bir saat gibi kurulduğunu, işlediğini görüyorlar, anlıyorlar, kabul ediyorlar.
2-Kainatı tıpkı bir saat gibi kuran ve çalıştıran birisi elbette olmalı, diyorlar.
3-Kainatta geçerli dengeleri, denklemleri, formülleri görüyorlar.
4-Bütün bu ince hesaplamaları yaratan biri olmalı, diyorlar.
5-Varlıkların kendi kendine olamayacağını, sebeplerin yaratıcı olamayacağını, tabiatın-doğanın yaratamayacağını çok iyi biliyorlar.
6-Geçmişleri ne kadar Allah’tan uzak geçerse geçsin, Allah’ın varlığını, birliğini anladıkları anda kabul ediyorlar. Bu konuda inat etmiyorlar, kibirlenmiyorlar.
7-Maddenin ezeli olamayacağını, evrenin ezeli olamayacağını, kâinatın sonradan yaratıldığını çok iyi biliyorlar.
8-Eseri gördükleri kadar, ustayı da görüyorlar. Sanatı gördükleri kadar, sanatkârı da görüyorlar.
9-İnterdisipliner-multidisipliner düşünebiliyorlar. Mesela bir fizikçi, aynı zamanda matematik gözüyle de kainata bakabiliyor. Parçayla ilgilendikleri kadar bütünle de ilgileniyorlar.
10-Geçmişlerinde her ne kadar seküler, materyalist, ateist, evrimci bir eğitim alsalar da; son tahlilde bir Yaratan-Yaşatan olduğunu itiraf ediyorlar.
11-Bitip tükenmek bilmeyen bir araştırma tutkusu… Öğrenme isteği… Okuma sevdası… Sonuç: Mikro ve makro kozmosun tıpkı bir şiir gibi yazıldığını görmek, anlamak. Bu kusursuz kâinatın yaratanını merak etmek.
12-Bir çiçekte, bir kelebekte, bir damla yağmurda, bir kar tanesinde… Bir damla balda, bir zeytin tanesinde, bir yumurtada, bir bardak sütte işleyen kudret kalemini görmek. Bütün bunlardaki bilim ve sanat mucizelerinin kendi kendine olamayacağını anlamak. Bütün bunların insana göre, insan için yaratıldığını fark etmek. Bütün bunların yaratılmasında insana hizmetin kastedildiğini anlamak.
13-İslamiyet’in kurallarının, imanın aydınlığının, huzurlu bir insan, huzurlu bir toplum için muhakkak gerekli olduğunu anlamak. Bütün bunları Psikoloji, Sosyoloji ve Tarih disiplinleriyle fark etmek.
14-Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin, insanın maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılama konusunda kusursuz birer rehber olduğunu anlamak.
15-Geçmişten bugüne yaşanmış örnekler, örnek hayatlar, İslamiyet’le müşerref olmuş bilim adamları.
16-Seküler bilimin sadra şifa, derde deva olmadığını anlamak. Seküler bilimin, insanın, insanlığın problemlerini çözmediğini, çözemediğini, çözemeyeceğini, çözmek istemediğini görmek, anlamak.
17-Seküler bilimin asıl amacının, Allah’ı perdelemek olduğunu görmek, anlamak.
18-Seküler bilimin asıl amacının, insanın kibrini, egosunu güçlendirmek, imanını yok etmek olduğunu görmek, anlamak.
19-Seküler bilimin, dünyanın-insanın problemlerini iyice içinden çıkılmaz hale getirdiğini görmek, anlamak. Evet ne yazık ki dünyamızın bugünkü fotoğrafının belki de tek sorumlusu seküler bilim.
20-Seküler bilimin insanın hırslarını kamçıladığını, bu dünyayı ebedi gibi gördüğünü, gösterdiğini anlamak.
21-Seküler bilimin dünyayı alabildiğine rekabetçi, alabildiğine acımasız, alabildiğine katı, alabildiğine güç odaklı görmesi ve göstermesi.
22-İnsanın, ancak kendinden üstün, aşkın bir Yaratan’a inanmakla huzur bulacağını anlamaları.
23-Bu dünyanın sadece gülüp eğlenmekten ibaret olmadığını görüyorlar. Yıllar geçtikçe ömür sermayesinin tükendiğini, insanın ihtiyarladığını, insanın acizliğini-zayıflığını, bu dünyanın insanın ebedi yaşamasına uygun olmadığını görüyorlar, anlıyorlar.
24-Bu hayatta hastalıkların, musibetlerin, çaresizliklerin olduğunu… İnsanın sığınacağı ve yardım isteyeceği aşkın bir varlığın (Allah’ın) olması gerektiğini görüyorlar, anlıyorlar, biliyorlar, hissediyorlar.
25-Üstad Bediüzzaman, Üstad Necip Fazıl, Yunus Emre, Mevlana, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbani veya Abdülkadir Geylani’nin eserlerini okuyorlar, Allah’a inanmaya başlıyorlar.
26-Bilimde derinleştikçe, Allah’a imana bir adım daha yaklaşıyorlar. Bu sayede kâinatta geçerli denge-denklem ve formülleri daha net görebiliyorlar. Bir adım sonrasında denge-denklem ve formüllerin bir yaratanı olması gerektiğini düşünmeye başlıyorlar. Bütün hesaplamaların insana göre, insana bir şeyler anlatacak biçimde olduğunu görüyorlar. Evet, bu kusursuz kâinat, kendi sahibinden haber veriyor.
27-Ne, neden, nasıl, nerede, ne zaman, kim? Bu soruları insan, hayat, dünya, kâinat ve Yaratan konularında soruyorlar. Cevaplar arıyorlar.
28-Doğru soruları doğru bağlamda soruyorlar. Doğru soruları doğru merciye, doğru maksatla, doğru zamanda, doğru yerde soruyorlar. Örnek: Sanatı kabul edip, sanatkârı inkâr etmek mümkün mü? Allah’a inanmaya ihtiyacım var mı? Neden ihtiyacım var?
Bir de bütün bunlara rağmen, ateizmi tercih eden bilim adamlarının neden ateist olduklarına bakalım:
1-Kâinat kitabına parçalı bakıyorlar. Bütünü görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar.
2-Kâinatta işleyen, geçerli rahmeti, sanatı ve hikmeti görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar.
3-Kâinatın insana göre, insan için, insanı merkeze alarak yaratıldığını görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar.
4-Tabiatı-doğayı, sebepleri, kendi kendine olma düşüncesini ilahlaştırıyorlar.
5-Tabiatı-doğayı, bir kitap olarak görmüyorlar. Kâtip olarak görüyorlar. Tabiatı-doğayı, eser olarak görmüyorlar, usta olarak görüyorlar. Formülleri ilahlaştırıyorlar.
6-Allah’a iman edip, İslamiyet’i kabul ederlerse, ikinci adım olarak ibadetleri yerine getirmekle karşılacaklarını biliyorlar. Bu da onlara ağır geliyor.
7-Allah’ın varlığına iman ederlerse, Allah’a inanırlarsa, kendi hayatlarının bütün ayrıntılarıyla Allah tarafından bilinmesi gerçeği onları ürkütüyor. Neden ürkütüyor? Çünkü Allah’ın şefkatinden, merhametinden, insana olan büyük sevgisinden habersizler.
8-İnsan, bilmediği ve eli yetişmediği şeye düşmandır. Seküler bilim adamları her ne kadar maddi konuları iyi bilseler de, bilmedikleri bir alana düşman oluyorlar.
9-Seküler bilim adamları, bilimi seküler düzleme indirgiyorlar. Bilimin, yaratana işaret eden yönlerini görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar, göstermek istemiyorlar.
10-Seküler bilim adamları kâinatta geçerli kusursuz denge, denklem ve formülleri görüyorlar. Bu denge, denklem ve formülleri yaratanı görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar, göstermek istemiyorlar. Kâinatta geçerli rahmet, hikmet ve sanatı görmüyorlar. Allah’ın mucizesi, diyemiyorlar. Doğanın mucizesi, diyorlar.
11-Allah’a iman edince, hemen peşinden ahirete de iman etmek zorunda kalacakları için, hesap verme zamanı geleceği için, iman etmiyorlar. Oysa Allah’ın insana olan büyük şefkatinden, yardımından habersizler.
12-Bazılarında inat, bazılarında bilimde yüzeysellik, bazılarında kibir, bazılarında çevre baskısı etkili oluyor.
13-Seküler bilim adamlarının bir kısmı “Siyasal İslam”, bir kısmı “Radikal İslam” gibi ifadelere takılarak, doğru İslamiyet’le, İslamiyet’e layık doğrulukla bir türlü tanışamıyor.
14-İnterdisipliner-multidisipliner-disiplinlerarası düşünemiyorlar. Tek boyutlu bakıyorlar, tek boyutlu görüyorlar, tek boyutlu düşünüyorlar, tek boyutlu yaşıyorlar. Tam anlamıyla tek boyutlu olsalar hadi neyse… Tek boyutu dahi seküler düzlemde görüyorlar. Matematiği seküler, fiziği seküler, kimyayı seküler, biyolojiyi seküler görüyorlar.
15-Resmi gören, ressamı görmeyen… Eseri gören, ustayı görmeyen… Kitabı gören, yazarı görmeyen birisine benziyorlar. Kâinatı, kâinatta geçerli kusursuz denge-denklem-formülleri görüyorlar. Yaratan’ı görmüyorlar, anlamıyorlar, kabul etmiyorlar.
16-Seküler bilime kendilerini öylesine kaptırmışlar, inkâr etmeye öyle odaklanmışlar ki… İman hakkında düşünmeye vakitleri olmuyor.
17-İnsanın maddi ihtiyaçlarını görseler bile, manevi ihtiyaçlarını, manevi yönünü görmüyorlar.
18-Dünyayı ve hayatı aşırı rekabetçi, vahşi, acımasız bir yer gibi görüyorlar.
19-Periyodik cetveli, elementleri, atomları… Proton sayısını, nötron sayısını, atom numarasını, kütle numarasını, orbitalleri… Çok iyi biliyorlar. Ama bunlarda işleyen, bunları yaratan, bu şiirsel düzeni kuran Sanatkâr’ı bilmiyorlar. Periyodik cetveli seküler düzlemden, seküler açıdan görüyorlar. Manevi yönden, manevi açıdan… Gönül gözüyle, kalp gözüyle görmüyorlar, göremiyorlar, görmek, göstermek istemiyorlar. Bütün bu elementleri insan için, insana göre, insanın ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaratan kim?
20-Seküler bilim adamları, atomlarda, elementlerde, hücrelerde, dokularda, organlarda, organizmalarda… Özellikle insan anatomisinde, fizyolojisinde… İskelet, lenf, solunum, boşaltım, sinir ve kas sisteminde… Atmosferde, dünyada, güneş sisteminde, Samanyolu Galaksisi’nde, diğer galaksilerde, kâinatta geçerli şiirsel düzeni, nizamı, intizamı, uyumu, ahengi, dengeleri, denklemleri, formülleri seküler düzlemden, seküler açıdan görüyorlar. Ama o dengeleri, denklemleri, formülleri yaratanı, yaşatanı görmüyorlar, göremiyorlar, görmek istemiyorlar, göstermek istemiyorlar.
21-Bu hayatın anlamıyla, bu hayata hangi anlamı kattıklarıyla ilgilenmiyorlar.
22-İnsanın, hayatın, dünyanın, kâinatın anlamıyla ilgilenmiyorlar, ilgilenmek istemiyorlar.
23-Yalnızca bugünü yaşıyorlar, sadece şimdiyi yaşıyorlar. Dünle, geçmişle, uzak geçmişle, gelecekle, uzak gelecekle ilgilenmiyorlar.
24-Ontolojik güvensizlik duygusunun varlığı-yokluğu onları ilgilendirmiyor.
25-Ölümle, ölüm ötesiyle, ölüm ötesi hayatla ilgilenmiyorlar.
26-Bütünle değil, parçayla, ayrıntıyla ilgileniyorlar.
27-Maddenin, evrenin ezeli olduğunu düşünüyorlar.
28-Doğru soruları yanlış bağlamda soruyorlar.
Bu yazıyı hazırlarken ilk hareket noktam, Osman Bulut’un hazırladığı “Bilimadamları neden ateist?” isimli video oldu. Ayrıca Ömer, Alptekin, Gökçen, Mehmet Mesut ve Abdünnur’un görüş ve düşüncelerine başvurdum. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Roger Garaudy’den bir alıntı ile bitirelim:
“İnsanın ilahi boyutunu, insanın mutlak değerlere imanını yok sayan ve inkar eden bir kültür, bireyleri mutsuzluğa ve toplumları çözülüp parçalanmaya sürükler. Çünkü bu boyut kaybedilince, geriye artık sadece bireylerin, zümrelerin ve milletlerin büyüme hırsları ile hakimiyet ihtirasları arasında bitip tükenmeyen çatışmalar kalır.”*

…………………………….

*Garaudy, Roger, İslam ve İnsanlığın Geleceği, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, s. 219, İstanbul, 2016


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN