• Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
    Muzaffer Deligöz ile Mülakat (1)
  • Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
    Hüseyin Movit ile Türkçe Üzerine Mülakat
  • Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl ile Mülakat
  • Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
    Cennet Yurdumuzu İttihad-ı İslâm’la Koruyabiliriz
  • M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
    M. Halistin Kukul: “Edebiyat Ömürlük Meseledir.”
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat

YAZARLARIMIZ

Filiz Çırpıcı
Filiz Çırpıcı
Eklenme Tarihi: 22 Temmuz 2021, Perşembe 01:21 - Son Güncelleme: 22 Temmuz 2021 Perşembe, 01:22
Font1 Font2 Font3 Font4
Bî-mekân Yunus

 

 

Bî-mekânım bu cihanda

Menzil ü durağım anda

Sultanam ki taht ü tâcım

Hülle vü burağım anda

 

Yunus der ki; ben bu cihanda mekânsızım, lâ- mekânım. Esas menzilim, varılacak yerim, durağım oradadır. Yani âhiret yurdundadır, ebedî âlemdedir, ukbâdadır. Yârin, Dost'un, Cân'ın yanındadır.

 

Ben burada sıradan bir insan, hakîr fakir bir dervişim ammâ aslında öyle bir sultanım ki; tâcım, tahtım, kaftanlarım, süslü elbiselerim, bineklerim hep oradadır. Bu sultan, saraysız bir sultandır. Mekânın, eşyanın ötesine geçmiştir.

 

Bülbülüm uş öte geldim

Dilde menşur tuta geldim

Burda miskin sata geldim

Geyiğim, otlağım anda

 

Bülbül gibi aşkı söylerim, âh ü figân eyler dururum. Gönülde yer bulurum, mesken tutarım. O ezelî güzelin aşkına medihler dizerim, şarkılar, şiirler söyler gezerim.

 

Ben öyle bir ceylanım, öyle bir nazlı geyiğim ki bu fânî dünyaya misk kokumu satmaya, yaymaya gelmişim. Misk, ceylanın göbeğinde meydana gelen küçük bir urdur. Ondan rahatsız olur ve sürtünüp koparmak ister. Bu küçük parça öyle güzel ve sarhoş edici bir kokuya sahiptir ki insanlar onu bulup güzel şişelerde saklar ve sürünürler.

 

İşte Derviş Yunus der ki; benim esas otlağım, meskenim, âhiret yurdudur ancak ben bu mekâna misk kokumu satmaya geldim. Onu bırakıp gitmektir benim derdim. Ben burada kalıcı değilim. Benim misk gibi hoş kokuları yaymak, bülbül nağmelerini bahçelere serpiştirmek gibi vazifelerim var.

 

Değil mi ki bu bâzargânın sattığı miskin kokusu dünyayı sarmıştır. Ve dahî o bülbülün sevdâ nağmeleri her dâim kulağımızdadır, öyleyse ne gam…

 

Kim ne bile ne kuşam ben

Şol ay yüze tutuşam ben

Ezelîden sarhoşam ben

İçmişim ayağım anda

 

Kim ne bilir ben nasıl bir kuşum? Tasavvuf âleminde Hak dostları, kuş ile temsil edilirmiş, özellikle de göçmen kuşlar ile.

Ben o ay yüzlü güzele tutuşmuşum, yanmışım.

Ezelden yani Bezm-Elest'teki Hak nidâsından beridir sarhoşum ben. Ruhların bir mecliste toplanıp Mevlâ'nın huzurunda durduğu ve onlardan söz alındığı gündür bu. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sualine "Bela" yani evet dedikleri ve Rablerinin nidasını duyduklarında bütün ruhların o hoş hâl ile kendilerinden geçtikleri gündür. İşte ben ezelde içtiğim o aşk şarabının sarhoşuyum. İçmişim fakat kadehim orada kalmıştır. O şarabın mahzeni oradadır, bu dünyada değildir.  

 

Deliyim pendi tutmazam

Değme yere de gitmezem

İşbu sözü işitmezem

Velâkin kulağım anda

 

Ben dünya umûruna, işlerine göre bir deli sayılırım. Akıllıca işler yapmam, menfaatimi gütmem. Dünyevîlerin değer verdiği şeylere dönüp bakmam.

Bu dünyaya ait sözleri işitmem. Lâkin benim kulağım o cennet yurduna, sevgilinin diyârına dönüktür.

Oradan gelecek nidâyı dinlerim. Gözüm kulağım oradadır.

Çünki insan denen mahlûk-ı asîl, bu köhne, fânî dünya için yaratılmamıştır. Burası bir anda çerçöpe dönecek olan bir konaklama yurdudur.

 

Mansur'um uş dâra geldim

Yusuf'um, pazara geldim

Arslanım, şikâra geldim

Velâkin yatağım anda

 

Elbette Yunus da nice söz sultanları gibi kendisinden önce gelmiş geçmiş Hak erlerinden, peygamberlerden misaller verir. Hallâc-ı Mansûr'u ve onun dâra çekilme hikayesini bilmeyen yoktur. Ben de Mansûr gibi bu dünyada, Hakk'a aşkımı ve sadâkatimi ispatlamak üzere çileler çekmeye ve darağacına dahi severek gitmeye geldim diyor. Bu bir aşkın, sadâkatin ispatı dâvâsıdır.

 

Ve Yusuf pazarlarda köle diye satılmıştır. Dâvâ, Allah'a satılma dâvâsıdır. Züleyhâ onu köle olarak almış ve Yusuf, dünyevî aşkın ateş çemberinden iffetiyle kurtularak hakîkî aşkına doğru yol almıştır. Burası bir pazardır. Alışverişini hakça yapan kârlı çıkar ve esas yurduna mesut döner.

 

Ben bir arslanım, şikârımı, avımı avlamaya geldim. Ve sonra yine yatağıma, esas yurduma dönerim diyor.

 

Bütün bu teşbihler bizi,  dünyanın bizim kalıcı mülkümüz, esas mekânımız olmadığı hakikatine götürüyor. Bir süreliğine az bir yükle gelmiş, işini halledip gidecek bir yolcu misâli insan…

 

Yunus çün bu fikre daldı

Cihanı ardına saldı

Vallahi hoş lezzet aldı

Tatmıştır damağım anda

 

Bu fikre dalan, bu hakikati gören Yunus; cihanı bütünüyle arkada bıraktı, ona zerre kadar değer vermedi. Ve bâkî âlemde, ezelde tattığı lezzeti bir daha unutmadı. Damağında kalan o hazzı, güzelliği hep özledi durdu.

 

Dünyanın maddî, kesif varlığından uzak, manevî güzellikler ona hep daha hoş geldi.

 

Cümle ruhlar,  bu ezel bezmindeki sarhoş edici hoş hâli, kalplerinin bir köşesinde hatırlar ve âh eder, hasret çeker.

Bu âşık gönüller gibi bizler de hakîkî âlemi hatırda tutanlardan olalım.

Vesselâm.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN