RÖPORTAJLAR
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT

Bediüzzaman Said Nursî Asayişin Yanındaydı
Eklenme Tarihi: 27 Mart 2019, Çarşamba 21:38 - Son Güncelleme: 27 Mart 2019 Çarşamba, 21:39
Font1 Font2 Font3 Font4



Bediüzzaman Said Nursî Asayişin Yanındaydı
Oğuzhan Kulaksız (İstanbul)

 

İslam âlimi ve mütefekkiri Bediüzzaman Said Nursi vefatının 59. yılında Cağaloğlu’nda yâd edildi. Konuşmacılar, Bediüzzaman’ın iman hakikatlerini anlatmak için ömrünü harcadığını, menfi hareketlere asla karışmadığını ve asayişe karşı herhangi bir olumsuz hareket içinde olmadığını söylediler.

 

Haluk İmamoğlu’nun yönettiği toplantının ilk konuşmacısı, Bediüzzaman’ın yakın talebelerinden Mehmed Fırıncı idi. Fırıncı, “Elhamdülillah, hep iman hakîkatleri faâliyetleri içinde bulunduk. Mevlâ Teâlâ nasip etmişti. Üstadımız Bediüzzaman’ın menfî hareket ve âsâyişe karşı bir hareket yapmamaya kat-î emri vardı. Bu konuda kat’iyyen kararlıydı.” dedi.

 

6 BİN SAYFALIK RİSALELER ESMA-İ HÜSNA DERSİDİR

 

Daha sonra söz alan yazar Mehmet Paksu, konuşmasında 6 bin sayfalık, 14 cilt eseri olan Risale-i Nur Külliyatı’nda “esma-i hüsna” dersi verildiğini söyledi. Paksu konuşmasında özetle şöyle dedi:

 

“Bediüzzaman Hazretleri’nin kendi talebelerine yazdığı mektupları da var. 1926’dan önceki sosyal ve siyâsî hayâtına ‘esâret’ diyor. Üstâd, ‘Güzel bir şey gördüğünüzde ne güzel demeyin; ne güzel yaratılmış deyin.’ diyor. Risâle-i Nur eşittir Esmâ-i Hüsnâ dersidir.”

 

5-6 yaşında iken Kur’an okumayı öğrendiğini belirten Paksu, sonra tefsir okumaya başladığını ifade ettikten sonra sözlerine şöyle devam etti:

 

“Ama Risâle-i Nur farklı bir tefsirdir. Risâle-i Nur bize Kur’an’ı caâzip gösteriyor ve bizi Kur’an’a ulaştırıyor. Risâle-i Nur bize ‘Kitâb-ı Kâinat’ı, yani kâinat kitabını gösteriyor. Üstada göre risâlelerin telif sebebi Dârülhikmet’tir. Dârülkudret'e Dârülhikmet'ten gidilir. Üstâdın bize öğrettiği bir ibâdet vardır. O da tefekkür ibâdetidir.”

        

 

“BEDİÜZZAMAN GİBİLER HER ASIRDA 1-2 KİŞİ GELİR”

 

Edebiyatçı yazar Dr. Şakir Diclehan da konuşmasında, Bediüzzaman’ın esaret hayatı ile ilgili kaleme aldığı eserden bahsetti ve özetle şunları söyledi: “Bediüzzaman gibi her asırda en fazla 1-2 kişi gelir. Bediüzzaman gibi yüksek zekâlı, bilgili, kültürlü ve inancını hayâtının sonuna kadar koruyan çok az insan gelmiştir. Benim doktora tezim İbrahim Hakkı hazretleri ve Mârifetnâme idi. Bediüzzaman umutsuzluğu şu sözle yasaklamıştı: ‘Şu istiklâl inkılâbı içinde en gür sadâ , İslâm'ın sadâsı olacaktır.’ Necip Fazıl’ın en çok söylediği kelime ‘Büyük Doğu’dur, Sezai Karakoç'un 'Diriliş'tir, Üstâd Bediüzzaman’ın ise ‘iman'dır. Bir insan eğer 20 yaşındaki inancını, hayâtı boyunca koruyorsa o insan kahramandır. İşte o kahramanlardan ikisi Said Nursi ve Necip Fazıl’dır.”

 

Şâkir Diclehan, Sezai Karakoç’un Bediüzzaman Said Nursi hakkındaki övücü sözlerini de konuşmasında nakletti.

 

ASAYİŞİN KORUNMASINI TALEBELERİNE VASİYET ETTİ

 

Avukat Safa Mürsel Risâle-i Nur hareketinin bu zamana kadar kendini anlatma yolunda bulunamadığını, daha çok kendini müdâfaa ettiğini söyledi. Safa Mürsel konuşmasında şöyle dedi:

 

“Bugün hangi yazarımızın kitapları dünyanın bu kadar çok diline çevrilmiştir. Risâle-i Nurlar 55-60 farklı dile çevrilmiştir. Bediüzzaman vefât etmeden evvel talebelerine: ‘Âsâyişin muhâfazasını size vasiyet ediyorum.’ dedi.

 

60 DİLE ÇEVRİLEN RİSALELER SON 18 YILDA 45 MİLYON BASILDI

 

Safa Mürsel konuşmasında ilgi çeken bilgilere de yer verdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2011 yılından itibaren başlattığı bandrol uygulamasından sonra risalelerin çok fazla ilgi gördüğünü ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:

 

“2011’den bu yana Risale-i Nurların basımı için 45 milyon adet bandrol alınmıştır. Yani risaleler 45 milyon adet basılmıştır. 2011’den öncesi zaten çok fazladır. Mekke dönemi îman dönemidir, Medîne dönemi ise inşâ dönemidir. Îmanı inşâ etmeden Medîne dönemini yaşayamayız. Günümüzün problemi de budur; îmanı inşâ etmeden yaşamaya çalışıyoruz. İnşallah okuyarak hakikatleri buluruz. Ayrıca Bediüzzaman’ın neşriyat dünyasının merkezi olan Bâbıâli’de yâd edilmesi de çok anlamlıdır. Vesile olanlara teşekkür e diyoruz.”

        

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN HAYATI

 

Bediüzzaman Said Nursî, 1878 yılında Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zekâ ve hafıza sebebiyle, önceleri “Molla Said-i Meşhur” diye tanındı. Daha sonra “Zamanın Harikası” anlamında “Bediüzzaman” unvanıyla şöhret buldu. Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O’nun, Kur’an âyetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur’an âyetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.

 

1900’lü yılların başında, doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam üniversitesi kurmak fikriyle, yönetim ve hilafet merkezi olan İstanbul’a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Bugün doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamış olmakla birlikte, dünyanın her tarafına uzanan ilim evleri açılması ile Bediüzzaman’ın hayalini kurduğu ilim yuvaları farklı bir şekilde vücut buldu.

 

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp iki buçuk yıl Rusya’da esir kaldı. 1917’deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı’nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan “Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye”e görev yaptı. İngilizlerin İstanbul’u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti. Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.

 

1925 yılında Van’da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı hâlde, tedbir olarak önce Burdur’a, ardından Isparta ve Barla’ya gönderildi. Burada sekiz yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur’an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle 1935 senesinde Eskişehir Mahkemesi’ne sevk edildi. Sürgüne gönderildiği Kastamonu’da eserlerini yazmaya devam etti. 1943’te Denizli Mahkemesi’ne, 1948’de Afyon Mahkemesi’ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi. 1950’de çok partili hayata geçildiği ve Adnan Menderes’in Başvekilliği (Başbakan) yaptığı sırada dinî hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı. Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Müellifin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı arasında Sözler, Mektubat, Lem’alar, Şualar ve Mesnevi-i Nuriye de bulunuyor.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!