• Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
  • Sücaattin Erdem ile Mülakat
    Sücaattin Erdem ile Mülakat
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”

YAZARLARIMIZ

Harun Çolak
Harun Çolak
Eklenme Tarihi: 25 Mayıs 2020, Pazartesi 13:06 - Son Güncelleme: 25 Mayıs 2020 Pazartesi, 13:06
Font1 Font2 Font3 Font4
Bayram Sevinci

        Bayramlar, bayram namazından sonra mahalle camisinde başlardı. Sabah namazını kılan, bayramlıklarını giymiş mahalle sakinleri yavaş yavaş toplanırdı camiye. İmam efendi günler öncesinden hazırladığı vaazlarına başlamış olurdu. Dini bayramların öneminden bahseder, akraba ziyaretlerinin hayra vesile olduğunu hatırlatırdı cemaate. Çocukluğumdan beri tanıdığım ve zamana yenik düşmeyen yüzleriyle amcalar, dedeler, babalar, okul arkadaşları ve kardeşlerim dolardı caminin saflarına. Aslında her gelen gönlümdeki yerine otururdu birer birer. Tek tük vefat edenler olduğu da fark edilirdi söylenmeden. Hocanın sesine karışırdı anılar. Güneşin doğmasını bekleyen çocuk gözüm, babamın bakkaldan aldığı taze ekmekle bir ay sonra yapılacak kahvaltı sofrasının heyecanını da eklerdi kalbime. Bütün aile toplanırdık başına. Annem yumurta pişirirdi. Zeytin, peynir, reçel, bal, tereyağ ve tava…

 

        Bu düşünceler içinde geçerdi vaaz. Hocanın anlattıklarını yarı anlar, yarı anlamazdım uykulu halimle. Sonra bayram namazının tarifine geçilirdi. Sarıklı beyaz sakallı amcalar en ön safta hareketsiz dinlerlerdi çok iyi bildikleri konuları. İlk defa duyuyor gibi davranırlardı. Mahallenin camisini mahalleli yaptırmıştı. Demirini, briketini, çimentosunu ve gönüllü işçilerini hem onlar sağlarlardı. Küçük bir odada başlayan inşaat faaliyeti, ilerlemiş, dernek kurulmuş ve mahallenin ortasına koca bir cami kubbesiyle birkaç yıl içinde yapılmıştı. Sabah namazlarına gelenlerin sayısı genelde düşük olurdu. Akşam ve yatsı namazları kalabalıktı. Mahallenin çocukları ilk ezanlarını yine aynı camide okur, ilk kametlerini biraz eksik de olsa bu amcalar arasında getirirdi. Bu düşünceler geçerken zihnimden tekbir sesleriyle mihraba geçerdi imam. Yanılmamak için namazda sağımızdaki ve solumuzdaki yetişkinlere bakardık. Yılda iki kez kıldığımız namazı hep karıştırırdık. Namazdan sonra tekbirler eşliğinde hutbeye çıkardı hocamız.

 

        Bizi bayram sabahına kavuşturan Allah’a hamt eder, peygamberimize salavat getirir ve bayramın öneminden bahsederdi. Hutbe bittikten sonra mihrapta hocanın sağına dizilen mahalle sakinleriyle bayramlaşma başlardı. Salavat ve tekbir sesleri arasında insanların arasına ruhaniler karışmış gibi bir his oluşurdu içimde. Bayramlaşma caminin dışına da taşar sokak aralarında, bakkalların önünde ve evlerin kapı ağızlarında insanlar birbirinin bayramını kutlardı. Evde annemizin elini öperek başladığımız bayramlaşma, büyüklerimizin ellerini öperek harçlıklarla devam ederdi. Arada bir kapı çalınır gelenlerle kapı önünde bayramlaşılırdı. Bunlar yakın komşular olurdu. Ardından neşe içinde kahvaltı yapılırdı. Kahvaltıdan sonra ailenin hayatta olan en büyüğünden başlanırdı bayram ziyaretlerine. Babam ailenin ikinci büyüğü olduğu için babaannemi ziyaret ettikten sonra eve dönerdik. Sonra halalarım, amcalarım, dayılarım ve teyzelerim aileleriyle ziyarete gelirlerdi. Gelenlerin önüne yöresel ikramlar konurdu.

 

        Misafirlere önce kolonya ve şeker tutulurdu. Bunu evin en küçük çocukları yapardı. Ziyarete gelen ailelerin çocukları ceplerinde ve çantalarında şeker biriktirirdi. Bazen kardeşler arasında tatlı şeker kavgaları olurdu. Ardından birkaç gün öncesinden yapılmış çörek ve hoşaf verilirdi. Arada bir çalan kapı açılır, mahallenin kapı kapı dolaşan çocuklarına şeker ikram edilirdi. Ramazan davulcusunun bahşişi unutulmazdı. Ziyaretler tamamlandıktan sonra vefat edenlerin mezarlarına gidilip dualar edilir, okunan hatimler ruhlarına bağışlanırdı. Bayram günleri il dışında olan akrabalar da gelirdi. Evler şenlenir, kalabalık evlerin gürültüleri sokağı doldururdu. Arabalar için park yeri sorunu oluşurdu.

 

        Bayramlıklar içinde cepte harçlıkların biriktiği, ağızlarda şekerlerin ballandığı, dillerde güzel sözlerin mayalandığı güzel bir bayram sevinci yaşanırdı. Şimdi bütün bunları bir ekran görüntüsüne, bir sese ve uzaktan sallanan el hareketlerine sığdırmak ne kadar zor oluyor. Samimiyet dolu, aynı mekânları paylaştığımız bayramlara kavuşmak dileğiyle. Bayram sevinciniz daim olsun vesselam.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN