• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Mehmet Nuri Yardım
Mehmet Nuri Yardım
Eklenme Tarihi: 18 Eylül 2020, Cuma 18:18 - Son Güncelleme: 18 Eylül 2020 Cuma, 18:25
Font1 Font2 Font3 Font4
Bâbıâli’nin Son “Şeyhülmuharririn”iydi

 

 

Önceki gün vefat eden Osman Akkuşak, 70 yılını kalemine adamış bir gazeteci yazardı. O Bâbıâli’nin son “Şeyhülmuharririn”iydi.

 

Önceki günün akşamı vefat eden, dün de sevenleri tarafından Fatih Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından ebedî âleme uğurlanan Osman Akkuşak, basın, edebiyat, sanat ve fikir dünyamızın mümtaz simalarındandı. Bâbıâli’nin simge isimlerinden, kültür dünyamızın aşina çehrelerindendi. Sohbet meclislerinin aranan çehresi, edebî mahfillerin vazgeçilmez ismiydi. “Beyim” der sözünü söyler, kimseden çekinmez, hatır gözetmezdi. Bir toplantıda lâf uzamışsa müdahale eder. O, âdeta toplantıların herkes tarafından seçilmiş gizli muhtarıydı. Bana sorarsanız, aynı zamanda edebiyat ve fikir tarihimizin ta kendisiydi. Neredeyse tanımadığı edip, şair, yazar, mütefekkir, eğitimci, tarihçi, felsefeci, gazeteci, yayıncı yok gibiydi. Onunla farklı mahfillerde buluşur, halleşirdik. Bazen yollarda karşılaşır selamlaşırdık. Gün oldu, bir ikindi serinliğinde Kızlarağası Medresesi’nin önünde bir araya gelir, muhtelif meseleleri müzakere ederdik. Türkiye’de cereyan eden hadiseleri yakından takip eder, sıkı tahliller yapar, esaslı yorumlarda bulunurdu. Velhâsıl-ı kelâm o, Bâbıâli’nin en renkli deryasıydı.

 

KISA HAYAT HİKÂYESİ

 

Osman Akkuşak, Kütahya’nın Emet ilçesinde 20 Ağustos 1931 tarihinde doğdu. İlkokulu Emet’te okudu, eğitimine Kütahya Lisesi’nin ardından Adana Erkek Lisesi’nde devam etti. Çeşitli liselerde edebiyat dersleri verdi ve müdürlük yaptı. Bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı “İlim ve Sanat Eserleri Bürosu” başkanlığı görevini üstlendi. Yine MEB’in Çağdaş Türk Yazarları Komisyonu’nda âzâ olarak hizmet etti. Ayrıca Devlet Kitapları Mütedavil Sermayesi Müdürlüğü de yaptı. 1952 yılından beri gazetecilik ve yazarlık görevini sürdürüyordu. Bâbıâli'nin kıdemli “ağabey”i, İstanbul Ekspres, Son Telgraf, Büyük Doğu, Zafer, Adalet, Dünya, Son Havadis, Türkiye, Tercüman ve Güneş gazetelerinde çalışıp, yazı yazdı. Son olarak Yeni Şafak gazetesinin köşe yazarıydı. Türkiye Edebiyat Cemiyeti’nin kurucu üyesi ve genel sekreteri olarak hizmet eden Akkuşak, Türk Dilini Koruma ve Geliştirme Cemiyeti’nin ikinci başkanlığını yaptı. Sür’atli Öğretmen Kılavuzu isimli eseri 1966 yılında neşredildi. Yayına hazır eserleri arasında Türk Edebiyatı Tarihi, Atasözleri, Emet Destanı (piyes), Kompozisyon Kitabı, Batı Dillerinden Gelen Kelimeler Sözlüğü ve Osmanlıca Türkçe Lügat bulunuyor. Hakkında ESKADER toplantılar düzenledi. TYB İstanbul da Yazı Hayatının 60. Yılını kutladı. “ESKADER 2010 Basın Ödülü” büyüğümüze verildi.

 

MUAREFEMİZ ESKİYE DAYANIYOR

 

Yaklaşık 40 sene önce mülâki olduğum ustamızla ilk mülakatım, 28 Kasım 1986 tarihinde gerçekleşmişti. O, yazıya ve edebiyata çok değer veren bir kalem efendisiydi. Yazılarında ahenkli bir akış ve mükemmel bir üslûp hemen fark edilirdi. Ama o aynı zamanda bir kelâm efendisiydi de. İyi bir hatip, üstün bir konuşmacıydı aynı zamanda. Yorumları yerinde, tahlilleri isabetliydi. Kelimeleri dikkatle seçer, ondan sonra kullanırdı. Yaptığı uzun veya kısa konuşmalarının arasından tek bir kelimeyi çıkarıp atamazdınız. Zira konuşmasında kelimeler uygunluk bakımından son derece mükemmeldi, asla fazlalık bulamazdınız. Büyük bir insicam sezerdiniz. Ahenkli cümlelerle konuşmasını kurar ve size Türkçenin lezzetini tattırırdı. Bu bakımdan söz ustasıydı. Keşke daha sık konuşsa, hitabelerde bulunsa ve dilimizi en iyi kullanan böyle bir İstanbul Beyefendisini gençler daha çok dinleyip istifade etseydi. Esasen Türkçeyi güzel konuşan büyüklerimizin hitabeleri, bir an önce kayıt altına alınıp korunmalıdır. Zira onlar antika değerinde, hazine kıymetindedir.

 

ÜMİTSİZ OLMAK YOK

 

Bulunduğu pek çok toplantıda yakın dostları, hatıralarını dinleyicilere anlatırdı. Onlardan biri de merhum Mehmed Niyazi Bey’di. O toplantılardan birinde romancımız şu hatırayı nakletmişti: “Marmara’da dostlarla beraber oluyorduk. Bir sohbet esnasında bir arkadaş karamsar bir ruh hali ile konuşunca orada bulunan Hilmi Oflaz ağabeyimiz, ‘Ümitsiz olmak yok arkadaş. Şu anda Osman Akkuşak Haydarpaşa Lisesi’nde öğrenci yetiştiriyor.’ dedi.”

 

Osman ağabey edebiyat mahfillerinin, sohbet toplantılarının, derneklerdeki, vakıflardaki programların her zaman baş konuğuydu. Fırsat buldukça şereflendirirdi meclisleri. En çok ziyaret ettiği mekânlar arasında Edebiyat Vakfı, Türkocağı, Birlik Vakfı, Yazarlar Birliği, Kubbealtı ve ESKADER’di. Huzurevi’ne taşınana kadar “Bâbıâli Sohbetleri”mizin sıkı müdavimi idi. Toplantıları dikkatle takip eder ondan sonra fikirlerini özlüce beyan ederdi. Sohbetin ardından bir bakıma programı taçlandırırdı.         

 

GENÇLERİ HEP TEŞVİK ETTİ

 

Osman ağabeyin en mühim vasfı, diğerkâm oluşu ve teşvikkâr rolüydü. Yaşıtlarını sık sık anar, olgun edebiyatçıların eserlerinden sitayişle bahseder, kabiliyetli gençleri de teşvikten uzak durmazdı. Bütün yazıları incelendiğinde, konuşmaları dinlendiğinde bu lütufkâr cephesi hemen fark edilir. Tenkidini usulca yapar, kimsenin kalbini kırmaz, gönlünü incitmezdi. O bazen can simidi gibiydi. Bir toplantıda konuşma çok uzamışsa hemen müdahale eder ve “E canım, güzel de sözü çok uzattın. Kısa, öz ve latif söyle, dinleyicilerin dikkati dağılmasın.” derdi. Hiç kimse samimice söylenen bu söze alınmazdı.

 

Osman ağabeyin zihin dünyası âdeta Türk edebiyatı ve fikir hayatının tarihi, geçit resmi gibiydi. Tanıdığı yüzlerce şair, yazar, sanatkâr, gazeteci, yayıncı, eğitimci, devlet adamı hakkında az çok hatırası vardı. Bunları fırsat buldukça paylaşır ve unutulmuş şahsiyetleri bizlere hatırlatırdı. Bu bakımdan millî hafızamız gibiydi.     Cömertti, mükrimdi. Yanına varmışsanız bir şeyler yiyorsa mutlaka size de ikram ederdi. Cebinden veya çantasından bazen şeker, çikolata çıkarır ve çevresindeki dostlarına tek tek dağıtırdı.

 

NECİP FAZIL’DAN YAZI TEKLİFİ

 

Bir ara düzenlediğimiz Bâbıâli Sohbetleri”nda konuşmacımızdı. Son fıkra muharririmiz, konuşmasında 50 yıllık dostlarından bahsetmiş ve hüzünle şöyle demişti: “Birikmiş öyle çok hatıra var ki, anlatmak için zaman yetmiyor.” Nükteli konuşmaları ile dinleyicilere hoş dakikalar yaşatan Osman abimizin, Necip Fazıl, Nurettin Topçu, Nihad Sâmi Banarlı, Sezai Karakoç ve Tarık Buğra gibi şahsiyetlerle alakalı hatıralarını büyük bir dikkatle dinlemiştik. Gazetelerde yazmaya nasıl başladığını hasret ve muhabbetle anlatırdı. 1952 yılından itibaren Son Telgraf ve Gece Postası’nda muharrirliğe başladığını, o dönemde gençlerle yapılan toplantılara katılan Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu’nun kendisini bu gazetelerde yazmak için yönlendirdiğini, tavsiye üzerine Son Telgraf gazetesinde, 22 yaşında, Halimoğlu Osman takma adıyla köşe yazmaya başladığını söylemişti. Bu konuşmasında, Şairler Sultanı ile tanışmasına da temas etmişti:

 

“Necip Fazıl Bey, Büyük Doğu’yu günlük gazete olarak çıkarmaya başlamıştı. Ben henüz öğrenci iken başkanı olduğum okul cemiyetinin antetli kâğıdıyla kendisine bu geçişten dolayı bir tebrik mektubu yazdım. Üstadı beğeniyor ve seviyorduk. İki gün sonra mektubun kâğıdındaki klişesi Büyük Doğu’nun üçüncü sayfasında ‘Gençlerin gazetemizi tebriki’ başlığıyla yayımlandı. Okuldaki yöneticiler fikren Necip Fazıl’dan farklı oldukları için yaptığım hareketten dolayı beni okuldan atmak istediler. Neyse ki kalmam konusunda karara varıldı. Sonrasında Necip Fazıl Bey beni çağırttı ve ‘Sen edebiyatçıymışsın. Son Telgraf’ta yazıyormuşsun. Bizde de yaz.’ dedi. 1952’den itibaren Büyük Doğu’ya edebiyat sayfası hazırlamaya başladım. Üstadın evine gider gelir, birçok ziyaretçisini tanırdım.”

 

BÂBIÂLİ’DEN TANIDIKLARI ÇOKTU

 

Osman Akkuşak ile muhtelif zamanlarda dil, edebiyat ve basın hayatına dair röportajlar yaptım. 1986’daki ilk mülakatta tanıdıklarını sormuştum. Şu cevabı vermişti: “Kimlerle haşir neşir olmadık ki… Kimlerden etkilenmedik, kimlerin ilim ve irfanıyla yüz yüze gelmedik ki bu uzun Bâbıâli hayatında… Refi Cevat Ulunay, Peyami Safa, İsmail Hami Danişmend, Sadi Irmak, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Orhan Seyfi Orhon, Fahrettin Kerim Gökay, Ali Nihat Tarlan, Arif Nihat Asya, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dranas, Kenan Akyüz, Halit Fahri Ozansoy, Halide Nusret Zorlutuna, Mümtaz Faik Fenik, Burhan Felek, Ethem İzzet Benice, Cevdet Perin, Faruk Kadri Timurtaş, Muharrem Ergin ve şu anda adı hatırıma gelmeyen birçok karizmatik fikir ve sanat insanı, şair, yazar hafızamın ve hatıramın değişmez misafiridir. Her biriyle alakalı nice hatıralarım var…”

 

SEZAİ KARAKOÇ’LA DOSTLUĞU

 

TYB,18 Aralık 2015 tarihinde bir saygı toplantısı düzenlenmişti. Orada da üstat Sezai Karakoç ile ilgili şu hatırasını anlatmıştı: “Birinci ameliyatımda yanıma gelmiş, beni aramış, ulaşamamış. Fakat sonraki önemli, büyük ameliyatımda ki bir metre bağırsaklarımı kestiler, küçülttüler, bir ay kadar yattım hastanede. İlk gelen kim biliyor musunuz? Sezai Karakoç… Dostum. Vefalı arkadaşım benim. İlk ziyaretime gelen o oldu. Eli poşet dolu. Biraz oturup konuştuktan sonra gederken yastığımın altına bir zarf sıkıştırdı. O gittikten sonra açtım baktım ki içine 50 lira koymuş. O zamanın en büyük parası. Hiç unutamam. Kadirşinastır, vefakâr, cefakâr, fedakârdır. İnce fikirli, zarif bir mütefekkirdir. Dostluğun kıymeti yaşlandıkça daha iyi anlaşıyor. Lâkin o zaman da ömür bitmiş oluyor.”

 

Osman ağabeyi zaman zaman arıyordum. Vefatından kısa bir süre önce telefonla görüştüğümüzde hatıralarını sormuştum. Yazmaya başladığını söylemişti. Esasen birçok hatırasını Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde okuyucusuyla paylaşmıştı. Gazetedeki değerli yazıları bir an önce konularına göre hazırlanıp kitaplaşmalı. Umarım Albayrak Şirketi bünyesinde kurulan Ketebe Yayınları, bu hayırlı hizmeti ihmal etmez, gerçekleştirir. Yazı hayatının 50. ve 60. Yılı toplantıları yapılmıştı. 2020’de 70. Yılı için bir saygı programı düşünmüştük. Nasip olmadı. Ömrünü edebiyatımıza, kültürümüze, sanatımıza ve medeniyetimize adayan Osman Akkuşak büyüğümüze Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyorum. Ruhu şad, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek, makamı âli olsun. Bütün sevenlerine ve okuyucularına başsağlığı diliyorum.


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN