RÖPORTAJLAR
  • “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
    “Yunus Emre’nin İlahisiyle Edebiyata Başladım”
  • Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”

Bâbıâli’nin Son İstanbul Beyefendisi: Mehmed Şevket Eygi
Eklenme Tarihi: 14 Temmuz 2019, Pazar 21:43 - Son Güncelleme: 14 Temmuz 2019 Pazar, 21:44
Font1 Font2 Font3 Font4



Bâbıâli’nin Son İstanbul Beyefendisi: Mehmed Şevket Eygi
Mehmet Nuri Yardım 

 

 

Bâbıâli’nin Son İstanbul Beyefedileri’nden birini daha ebedî âleme yolcu ettik. Mehmed Şevket Eygi, dostlarının, sevenlerinin ve okuyucularının yüreğinde hüzün bırakarak büyük dâvete uydu ve Rabb’ne kavuştu. Daha önce ameliyat olduğu Eyüp Alibey Hastanesi’nde kalp krizinden vefat eden Mehmed Şevket Eygi 13 Temmuz 2019 Cumartesi günü Fatih Camii’nde ikindiden sonra kılınan cenaze namazının ardından Merkezefendi Haziresi’ne götürüldü ve burada kendisi için hazırlanan kabre defnedildi. Fatih Camii tarihî bir gün yaşadı. Caminin içi, dışı, avlusu, bahçesi her tarafı doluydu. Muhteşem bir cenaze namazının ardından Merkezefendi’de büyükbir kalabalık vardı. Her iki törene Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan katıldı ve hükümet erkânı katıldı ve cenaze törenine katıldılar. Erdoğan, hem camide hem de mezarlıkta duygu yüklü konuşmalar yaptı, Kur’an okudu, dua etti. Mehmed Şevket Eygi artık aramızda değil. Ama onun büyük hizmetlerini, kutlu ideallerini ve soylu fikirlerini anlatmak bundan sonra hepimizin görevidir.

 

Bâbıâli’nin değerli simâlarından Mehmed Şevket Eygi, basınımızın kendine has mizaç taşıyan ender isimlerinden biriydi. Bugün gazetesi, Yeni İstiklâl gazetesi ve Büyük Gazete… Bu üç gazetenin kuruculuğunu ve yöneticiliğini yapmıştı. Bâbıâlide Sabah gazetesini de bir süre idare etmişti. Bir ara Tercüman gazetesinden gelen Ahmet Kabaklı, Ömer Lütfi Mete ve diğer yazarlarla birlikte Yeni Haber gazetesini kurdu ama gazete uzun ömürlü olamadı, yanılmıyorsam 49 gün yayımlandıktan sonra bünye içindeki anlaşmazlıklar ve yetki karmaşasından dolayı kapandı. Tecrübeli ve kıdemli yazarımız, yıllardan beri M. Gazete ve İttifak gazetelerinde yazıyordu. Mantıklı ve doğru tenkitleriyle tanınan büyüğümüz, Türkiye’de en çok okunan ve takip edilen yazarlar arasındaydı. Zannediyorum, Osmanlı Türkçesi ile yani eski alfabemizle isim ve soyismini köşesinde yazdıran tek kişi oydu.

 

Basında etkili yeri olan Mehmed Şevket Eygi’nin çıkardığı, Bugün gazetesi kısa sürede yayılır, tirajı 80-90 binlere ulaşır. Bu rakam, o günler için büyük bir başarıdır. Gazetenin kadrosunda Necip Fazıl Kısakürek, Şule Yüksel Şenler, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu gibi isimler vardır. Üstad Necip Fazıl gazetedeki sütununda heyecanlı ve ateşli yazılar kaleme alır.

 

BÂBIÂLİ’DE SABAH VE DİĞERLERİ…

 

Mehmed Şevket Eygi’nin çıkardığı Bâbıâli’de Sabah, daha az satan bir gazetedir. Tirajı yaklaşık 10 bindir. Bir süre yurtdışında kalan Mehmed Şevket Eygi, 1974’te Türkiye’ye döner. Basın hayatına hemen giremez. Haldun Simavi’nin sahibi olduğu Günaydın gazetesi tarafından çıkarılan Son Haber isimli sağ bir gazeteden teklif alır. Son olarak Hürriyet grubunun çıkardığı sağ yelpazedeki bir başka gazetede, Son Çağrı’da çalışmaya başlar.

 

Ben yaşım gereği Bugün, Bâbıâli’de Sabah ve Yeni İstiklâl gazetelerine yetişemedim. Onlar ben çok küçükken okuyucularıyla buluşmuştu. Ama Büyük Gazete’yi çok iyi takip ettiğimi hatırlıyorum. 1976-1980 arasında yayın yapan gazete küçüktü ama etkisi büyüktü. Ortaokul, lise yıllarında bu haftalık gazeteyi, Sebil ve diğer gazetelerle birlikte okuyordum. Büyük Gazete mütevazı bir gazeteydi. Tabliot boy çıkardı ve sade bir mizanpajı vardı. Mehmed Şevket Bey, Ubeydullah Küçük imzasıyla da müstear yazılar yazıyordu. Gazetenin diğer yazarları arasında Ertuğrul Düzdağ ve Nezih Uzel’i hatırlıyorum. Bir de Münevver Ayaşlı. Her üçü de üstadın yakın dostlarındandı.

 

Büyük Gazete’deki birleştirici ve bütün Müslümanları birliğe, tevhide dâvet eden yazılar büyük bir alaka topluyordu. Benim de ilgimi çeken yazılardı bunlar. Grup, hizip, cemaat taassubundan uzak bir yayın çizgisi takip ediyordu gazete. Partilerüstüydü. Bu anlayış, tabii ki kurucusunun temel felsefesiydi esasında. Ona göre bütün Müslümanlar bir ve beraber olmalıydı, birbirlerini sevmeliydi. Cami ekseninde buluşulmalıydı. Sapık anlayıştakiler hariç bütün Müslümanlar kardeşti ve kardeş gibi birbirlerine yakın olmalıydılar. 

 

Hakkındaki yazılarda Galatasaray Lisesi’nin başarılı bir öğrencisi olduğunu görürüz. Meşhur kaleci Turgay Şeren, milletvekilli ve işadamı  Memduh Gökçen sınıf arkadaşlarıdır. Lise döneminde Abdi İpekçi, hukukçu ve yazar Mümtaz Soysal gibi ünlülerle birlikte okumuştur. Fakültede ise önemli şairler Sezai Karakoç ve Cemal Süreya ile beraberdir. Galatasaray’da okurken iyi bir Fransızca öğrenir. Bu lisede ders veren değerli hocalar arasında Osmanlı nâzırlarından Raşit Erer, Aydın mebusu Enver Tekand, şair ve âlim Orhan Şaik Gökyay, edebiyat tarihçisi Nihad Sâmi Banarlı, şair Ahmet Kutsi Tecer de bulunmaktadır.

        

TERCÜME-İ HÂLİ

 

7 Şubat 1933 tarihinde Zonguldak Ereğli’de doğan Mehmed Şevket Eygi, eşraftan merhum Mehmed Said Eygi’nin oğludur. Malatya eşrafından binbaşı merhum Neş’et Bey’in kerimezâdesi merhume Seher Hanım, yazarımızın annesiydi.

 

Bir toplantıda  çocukluk hayatından, yaşadığı zor şartlardan ve kitap sevgisinden bahsetmişti. “Okumaya karşı merakım okula gitmeden önce başlamıştı.” demiş, Afacan ve Çocuk dergisi dergilerini aldığını ve annesine okuttuğunu söylemişti. Sohbetinde “O zaman yoksulluk, fakirlik vardı. 40 bin köyde ışık yoktu.”  diyerek yetişme çağının zorluklarını dile getirmişti.

 

Galatasaray Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden mezun oldu. Çıkardığı ve yazdığı gazetelerde umumiyetle Sabetaycılık, Masonluk, Osmanlı devri hayatı ve Müslümanların geri kalmışlığı hakkında araştırmalar yaptı, yazılar yazdı. Hiç evlenmeyen yazarın yayımlanmış eserleri arasında, Gıybet İlleti, İslami Konular, Bir Kaç Yazı, Namazı Dosdoğru Kılmak, Yahudi Türkler yahut Sabetaycılar, Ehl-i Sünnet’i Savunuyorum, Müslüman Kardeşim Uyan, Müslüman’ın Yüz Vazifesi, Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı, Çareler, Çözümler Teklifler Tenkidler,  da bulunuyor. Bütün eserleri kurucusu olduğu Bedir Yayınevi tarafından kültür hayatımıza kazandırılmıştır. Yaklaşık yarım yüzyıllık tarihi olan Bedir Yayınları’nda daha pek çok kitap yayımlanmıştır. Bilhassa temel İslamî eserler ve büyük İslam âlimlerinin eserleri bu yayınevi tarafından milletimizin istifadesine sunulmuştur.

 

Bu yazıya başlarken yazarımız hakkında muhtelif kaynaklardan biyografiler buldum, ama ne yazık ki bazılarında farklı bilgiler vardı. Sonra merhum üstadın adına kurulan siteyi gördüm ve buna çok sevindim. www.mehmetsevketeygi.com sitesinde hem yazarımızın biyografisi hem de kendisiyle yapılmış konuşmalar ve yazıları yer alıyordu. Mehmed Şevket Eygi Beyin şahsi sitesinde kendi ifadesiyle hayat hikâyesi şöyledir:     

 

“Tercüme-i Hâlim. Genç okuyucular içinde hakkımda bilgi sahibi olmayanlar tercüme-i hâlimi (özgeçmişimi) sorup duruyorlar. Kendimi reklâm etmekten, hattâ tanıtmaktan bile hiç hoşlanmıyorum. Bu sütunlarda İslamî bir âmme hizmeti görmekteyim, binaenaleyh gayet muhtasarca bilgi vererek bu tercüme-i hâl işini geçiştireyim. 1933 doğumluyum. İlk, orta lise tahsilini Galatasaray’da yatılı olarak yaptım. (Fakülte arkadaşım Cemal Süreya bir yazısında parasız yatılı olduğumu yazmış, yanılmış, ebeveynimin fedakârlıklarıyla okudum). Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi siyasî bölüm (diplomasi bölümünden) 1956’da mezun oldum. Memuriyet olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’nda iki sene Fransızca  mütercimliği yaptım. Bir ara Ömer Nasuhi Bilmen hocanın hususî kalem müdürlüğüne de baktım. 1960’da memuriyetten istifa ile İstanbul’a gazetecilik yapmaya geldim. Haftalık Yeni İstiklâl gazetesini çıkarttım, Bedir Yayınevi’ni kurdum. 1966’da günlük Bugün gazetesini çıkarttım. 1968’de Bâbıâlide Sabah gazetesini satın aldım. 1969’un birinci ayında yurt dışına çıktım, altı seneye yakın bir müddet geri dönemedim. Çünkü birtakım mahkûmiyetlerim, ağır cezalarda aleyhime açılmış yüzlerce dâvâ vardı. 1974 güzünde döndüm. 12 Mart 1971’den sonra gazetelerim süresiz kapatıldı, müesseselerim batırıldı. Döndükten sonra, işe sıfırın altından başlamam icap etti. Sabah (şimdiki değil), Son Haber gazetelerinde yazı yazdım, haftalık Büyük Gazete’yi çıkarttım. 1991 Ekim’inden beri de Milli Gazete’de yazıyorum. Hayatımdaki kayda değer  hadiselerden biri de epey müddet Sağmalcılar, Gerede, Şile cezaevlerinde mahpus kalmamdır. Oturduğum daireden başka gayr-i menkulüm yoktur. Hayli zengin ve çeşitli şahsî bir kütüphânem, evimi dekore edecek kadar hüsn-i hat kolleksiyonum vardır. Şahsî veya siyasî, nüfuz veya menfaat hususunda hiçbir emelim yoktur. Elden geldiği kadar Müslümanca yaşamak ve Müslüman olarak ölmek isterim.  İ’tikaden Mâtüridî, mezheben Hanefî, meşreben (…..) mensubuyum. Ehl-i sünnet dairesi içindeki çeşitli meşreb ve hareketlere muhabbet intisabım ve alâkâm vardır. Sanırım bu kadar bilgi yeter. Mehmed Şevket Eygi”

 

ONUN GÖZÜYLE SANAT VE HAYAT

 

Mehmed Şevket Eygi basında ve düşünce hayatımızda bir üstattı ama aynı zamanda hususi hayatında üstün zevk sahibi bir estetti. Sultanahmet’teki evine bir iki defa gitmek nasip oldu. Ev tam bir müze gibiydi. Ebrular, minyatürler, hüsn-ü hatlar ve daha bir çok klâsik eser. Şamdanlar, ibrik, seccade, lâmba, kısacası çevrenin dekoru, âdeta bir antikacı dükkânı gibi düzenlenmişti. En çok göze çarpan unsur da kitaplardı tabii. Ama çok zengin bir kütüphane. “Estet” dedim, doğrudur. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu 1995 yılında kendisine  Çamlıca Sosyal Tesisleri’nin dekorasyonu ve tanzimi görevi verilmişti. O zamanki Çamlıca, hâlâ dillere destandır. Evde bir de kedi vardı. Üstadın kediseverliğini duymuştum ama gözümle de görmüş oldum.

 

Yerli sanatları da, dışarıdan gelen el ürünlerini de bilirdi. Mercan’dan, Balat’a, Beyazıt’tan Kapalıçarşı’ya bir çok semti ve mekânı dolaşır, oturulabilecek güzel çay bahçelerini, yemek yenilebilecek temiz ve leziz lokantaları okuyucularına duyururdu. Meselâ Fatih Malta’da, ev yemekleriyle meşhur “Osmanlı Lokantası”nı yazılarından öğrendim ve gidip orada yemek yedim.

 

Bedir Yayınevi’ni kurmuştu. İran Konsolosluğu’nun hemen altındaki Cağaloğlu Yokuşu’ndaki bu mütevazı yayınevi, yıllardan beri dinî, millî ve tarihî eserler neşretmektedir. Sanırım en az 50 yıllık bir yayınevidir. İslam âlimlerinin temel eserlerini burada bulmak mümkün. Ama yanı sıra pratik kitaplar da neşredildi. Niçin yazılarını çok sevdim ve okudum biliyor musunuz? Basında ve yayın dünyamızda bir samimiyet testi yapılsa zannediyorum en içten yazılar ve kitaplar Mehmed Şevket Bey’in eserlerinde görülecektir. Yaşadığını yazan, yazdıklarını yaşama hususunda büyük bir titizliğin, gayretin içinde olan mükemmel ve örnek bir münevverdi.

 

Zaman zaman görüşürüz. O her hâliyle nezaket dersleri veren ağabeyimiz ile yaptığımız kısa sohbetlerden çok istifade ederim. Çünkü memleketin temel meseleleri hakkında kısa, öz ve çarpıcı fikirlerini hemen serdeder. Sözü uzatmadan, dallandırıp budaklandırmadan en kestirme haliyle söyler. Önce tespitte bulunur, ardından teşhis ve tahliller yapar. Daha sonra tedavi yollarını gösterir. Bâbıâli Sohbetleri’nde konuşmacımız da oldu, başka merhum zatların anıldığı toplantılara da iştirak etti. Hatırladığım kadarıyla İhtifalci Ziya ve Bekir Berk hakkında düzenlediğimiz iki toplantıya da konuşmacımız olarak katılmıştı. Bâbıâli Sohbetleri, 15 Temmuz 2016 tarihinden sonra yaklaşık birbuçuk yıl sekteye uğramıştı. Recep İncecik’in Cağaloğlu’ndaki ‘Bâbıâli Lokantası’nda toplantılar yeniden başlarken ilk konuşmacımız yine Mehmed Şevket Eygi ağabeyimiz olmuştu. Yaptığımız istişarede onun tavsiyesine uyduk ve toplantılarımızın adı “Bâbıâli Enderun Sohbetleri” oldu. “Bu vesile ile hem osmanlı müessesesi hem de merhum sahaf Enderunî İsmail yâd edilmiş olur.” demişti. İsim babalığı yaptığı sohbet toplantıları devam ediyor.      

 

Hemen hemen bütün dinî cemaatlere ve tarikatlara eşit mesafede idi. Yalnız dini hayatta fitne çıkaranları asla affetmez, sapık mezhep ve grupların aleyhinde yazar, onları teşhri ederdi. Mesela FETÖ ihanetini ilk gören münevverlerimizdendir ve onlara “Din Baronları” diyebilen cesur bir yazarımızdı. Tenkitlerini yaparken ayırım yapmaz.  Müşahedelerini ortaya koyar, dileyen kendince hisse çıkarır, ibret alırdı. Kavga etmez, sert münakaşalardan hoşlanmazdı. Her meselenin medeni bir şekilde tartışılması ve çözüm yoluna kavuşturulmasından yanaydı.

 

YIKTIRILAN CAMİİLERİN ESERİNİ YAZDI

 

İrili ufaklı pek çok eseri var Mehmed Şevket Bey’in. Ama bir eseri vardır ki, meraklıları tarafından her zaman aranıp soruluyor. İstanbul’da yıkılan, yıktırılan camilerle alâkalıdır. Adı Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı. Sadece bu eser bile büyük bir hizmete vesile olmuştur ve sanırım bir çok kişi ve kuruluş bu eseri ibretle okumuştur.

 

Mehmed Şevket Bey, her zaman hayırlı hizmetlerin içinde ve yanında olmuştur. Meselâ Marmaratörlerin ağabeyi Ziya Nur Aksun için  düzenlediğimiz Beyoğlu’ndaki o meşhur  toplantıya iştirak etmiş ve  Ziya Nur Bey’e bir armağan getirmişti. ESKADER’in birinci ödül töreninde tertip edilen Marmaratörler Sohbeti’ne iştirak etmiş ve benzer bir toplantının yeniden yapılması gerektiğini açıklamıştı. Bugün devam eden “Bâbıâli Sohbetleri” o sözlerin ışığıyla ve ilhamıyla başlamış ve hâlâ “Bâbıali Enderun Sohbetleri” adıyla devam etmektedir. Her zaman bizi teşvik eden büyüğümüz, sohbetlerin ikinci döneminde de Enderun kelimesini kendisi ilave etmişti.

 

KEDİLERİ ÇOK SEVERDİ

 

Yazılarında her zaman bir muallimdir. Bazı hususları tekrar tekrar yazar, çünkü toplumun ihtiyacı vardır. Titizdir, hassastır ve cesurdur. Duygu ve düşüncelerini hiç kimseden çekinmeden seslendirirdi. Kalpağı çoğu zaman kullanır ve kendisine yakıştırırdı. Kediseverdi. Kedileri 1980’lerde Büyük Gazete’nin Yerebatan Caddesi’ndeki yerinden hatırlıyorum. Ümit Aslanbay’ın Milliyet gazetesinde (9 Mart 2008) kendisiyle yaptığı röportajda  “Kedilerim var 13’e düştüler.” demişti. Şimdi biz bir kediye bile bakmaktan âciziz. Muhabirin “Kediler evin içinde mi yaşıyorlar?” sorusuna şu cevabı verir: “Ooo yangın yerine çeviriyorlar. Bir kısmı koridorda. Bir kısmı salonda. Dört tanesi başka bir kapalı odada. Onlar ev kedisi. Sokakta yaşamazlar. Bereketli ve uğurlu olurlar.”

 

Kendi hayat tarzını sever ve düzenli yaşayışı başkasına da tavsiye ederdi. Görgüsüzlükten hiç hoşlanmazdı. Bu tür davranışları yazılarında haklı olarak eleştirir Vatan gazetesinde 24 Mayıs 2009 tarihinde Mehmed Şevket Beyle bir mülakat yapılmıştı. Orada, “Siz hangi camiye severek gidiyorsunuz İstanbul’da?” sorusuna yazarımız şu cevabı vermişti:

 

“Ben şunu isterdim… Osmanlı mimarisiyle Hindistan’daki Tac Mahal’i birleştirip bir cami yapsalardı. Şimdiki ilgi dünya çapında olurdu. İstanbul’da da çok güzel camiler var. Üsküdar’da Şemsi Paşa Camii var, küçücük. İnanın güzellikte Süleymaniye’yle boy ölçüşebilir. Ümraniye’de nefis bir taklit var Alvarlı Efe Hazretleri Camii. 16. yüzyıl Osmanlı mimarisine uygun bir cami. Ayvansaray tepesinde İvaz Efendi Camii var. Tek minareli. Eyüp’te Akarçeşme Mahallesi’de Kral Mahmud Paşa Camii var. Fatih’te bir tane küçük camisi var, onun minaresi dillere destan bir minaredir. Caminin dışında küçücük bir minaredir. Bir de imamın ezanı nasıl okuduğu önemli.”

 

Kültüre, sanata ve medeniyete büyük önem veren yazar, taviz vermeyen kişiliği ve sebat sahibi oluşuyla biliniyor ve seviliyordu.

 

MEDRESE-İ YUSUFİYE’YE GİRDİ

 

Mehmed Şevket Eygi de dava sahibi bir çok gazeteci ve yazar gibi hapishaneye düşmüştür. 1962 senesinde merhum Adnan Menderes’in vefat yıldönümünde Yeni İstiklal gazetesi (19 Eylül 1962, 92. sayı), “Zulümlerin en şenii ve alçakcası kanunların gölgesinde yapılandır” başlığıyla çıkar. Bu başlık üzerine, Adnan Menderes’in idamını eleştirdiği gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılır. Eygi, o meşhur yazısına “hak ergeç yerini bulacak, zulmün binâsı âbâd olmayacaktır.” cümleleriyle başlıyordu.

 

GENÇLERİN LİSANIMIZA VAKIF OLMASINI İSTER

 

Mehmed Şevket Eygi Osmanlı Türkçesine çok değer verir, bilhassa gençlerin lisanımıza vakıf olmasını isterdi. Bir yerde bu düşüncesini şöyle hülasa etmiştir: “Büyük konuşanlar, büyük Türkçe bilmeli, en az yüz bin kelimelik edebî Türkçenin ufuklarında dolaşabilmelidir. Fuzulî’siz, Şeyh Galib’siz, Evliya Çelebi’siz, Ziya Paşa’sız, Namık Kemal’siz, Ahmed Cevdet Paşa’sız, hatta Tevfik Fikret’siz büyük Türkiye olmaz. Bırakın Büyük Türkiye’yi, bunların Türkçesi olmadan Türkiye yaşamaz, sürünür ancak. Zengin lisan ve edebiyat olmadan köy olmaz kasaba olmaz.”

 

İLK YAZI SEBİLÜRREŞAT’TA

 

İlk yazısının Eşref  Edib’in yayımladığı Sebilürreşat dergisinde çıktığını belirten Eygi, “Eşref  Edib benim ilk üstadımdır. Çok kıymetli bir gazeteci yazardı. Daha önce Sırat-ı Müstakim’i çıkarmıştı.” diyor. Eşref  Edip,  Mahir İz , Necip Fazıl Kısakürek, Münevver Ayaşlı ve Cevat Rifat Atilhan gibi şahsiyetlerle yakın dostluğu olan yazarımız, Müslümanları ironik bir yaklaşımla “Musalli (namaz kılan)  Müslümanlar “ ve “Musalla (musalla taşı) Müslümanları” olarak ikiye ayırıyordu.

 

BEDİÜZZAMAN’I ZİYARET

 

Münevverimiz, İttihad gazetesi hakkında düzenrlediğimiz bir toplantıdaki  sohbet esnasında, Erzurum’da Mehmed Kırkıncı, Mustafa Nezihi Polat ve babası Ahmet Polat ile görüştüğünü, daha sonra İstanbul’da Bediüzzaman Said Nursi’yi ziyaret ettiğini söylemişti. Hocapaşa’daki Akşehir Palas Oteli’nde üstadı ziyaret ederken hizmetinde Ziya Arun’un olduğunu ifade eden Eygi, “Üstad benimle biraz sohbet etti ve sonra da ‘Kardeşim bu sohbeti bir ders olarak kabul edin. Seni de ‘has bir nur talebesi’ olarak kabul ettim.’ demişti.” diyerek hatırasını nakletmişti. Yazarımız, “Ona karşı büyük hürmetim var. Ömrü boyunca İslâm’a, Kur’an’a, imana hizmet etmiştir.” demişti.

 

O sohbet esnasında, son devrin din adamlarından ve kanaat önderlerinden Mehmed Zahid Kotku, Mahmud Efendi, Sâmi Efendi gibi zatları da ziyaret ettiğini belirtmiş, “İstişare önemlidir. Ben hayatım boyunca iki defa istişareye uymadım ve cezasını gördüm. Bütün gazetelerim elimden çıktı, gırtlağıma kadar borca battım. İstişareyi her Müslümana tavsiye ediyorum.” derken yaşadığı acıları, çektiği çileleri, sürgün ve hapis yıllarını anlatmıştı. Din alimleri İslami neşriyata destek olmuştur. Bugün gazetesinin yayımlanmasında da Mehmed Zahid Kotku’nun katkısı büyük olmuştur. Nitekim Mehmed Şevket Eygi, 23 Mayıs 2011’de  bunu şöyle belirtiyordu: “Bugün gazetesinin yayınlanmasına vesile olan küçük sermayenin ilk bin lirasını, benim haberim yok iken ve gıyabımda (Hacı Nazif Çelebi’nin Süleymaniye'deki konağında bir ziyafet ve sohbet esnasında) merhum Şeyh Muhammed Zahid Kotku Hazretleri vermiştir.”

 

Merhum Abdurrahim Balcıoğlu hatıralarında yazarımız hakkındaki kanaatlerini şöyle ifade etmişti: “Mehmed Şevket Eygi’ye küsmek, darılıp kırılmak şöyle dursun; inandıklarından tâviz vermeden inandığı gibi yaşayan bir insan olduğundan dolayı ve bir de başındaki kalpağından ötürü kendisine olan sempatim artarak devam etmekteydi… Mehmed Şevket Eygi, bir dâvâ ve bir iman adamı olarak mücadelesini sürdürüyor. Mehmed Şevket Eygi Beyefendi, dilimize ‘din baronları’ deyimini kazandırdığı için kendisine teşekkür borçluyuz.”

 

Unutulmayacak münevverimiz Mehmed Şevket Bey, Bâbıâli’nin bir kutup yıldızıdır ki, onu takip edenler hep güzelliği görmüş, her zaman iyiliği fark etmişlerdir. Türkiye’nin son 50-60 yılını en iyi bilen, değerlendiren ve gerçekçi yorumlar yapabilen bir fikir ve  sanat adamıydı. O  bir İslam sevdalısı ve bir İstanbul beyefendisiydi. Onu rahmetle, minnetle ve hasretle yâd ediyorum.

 

Bir yazısında “Bilmeyenlerin vebali bilenlerin üzerinedir. Bilenler, ellerinde imkân ve hürriyet varsa bütün güçleriyle bilmeyenleri uyarmakla, aydınlatmakla, bilgilendirmekle, irşad etmekle, davet ve tebliğle yükümlüdür.” diyordu. Evet o bütün bildiklerini milletle, ümmetle paylaştı, hiç birini esirgemedi. Bütün gayesi Türkiye’de ve İslam âleminde yaşayan Müslümanların huzur içinde ve doğru bir şekilde yaşaması ve ömürlerini tamamlamasıydı. Vefatının ardından Ahmet Hamdi Furat şu tarihi düşürdü: “Ümmetin mürekkebli dolma kalemi/ Uçtu Rabbinin yanına.”

 

SON ANA KADAR DURUŞU SAĞLAMDI

 

Mehmed Şevket Eygi, son anına kadar İslam’a bağlı bir mümindi ve hiç kimseden çekinmeden fikirlerini açıklıyordu. Son yazılarından birinin başlığı “Ezan okumak suçtu” başlığını taşıyordu ve satırları ihtiva ediyordu: “Tarih 4 Şubat 1949… CHP iktidarının son yılı. Devletin başında Millî Şef İsmet Paşa var. Ezan-ı Muhammedî okumak yasak. Yüreği yanık iki Müslüman, Millet Meclisinin dinleyiciler salonuna girerler ve Meclis’te gerçek Ezan okurlar. Zavallılar yakalanır, hırpalanır. Sanki cinayet işlemişler, adam öldürmüşler, büyük ve ağır bir suç işlemişlerdir. Cumhuriyet gazetesi ertesi gün ‘İKİ MECZUB DÜN MECLİSTE ARABÇA EZAN OKUDULAR’ manşetini atar. Bu ülke, bu millet ne kara günler gördü.”

 

İttifak gazetesinin 12 Temmuz 2019 tarihli nüshasında bütün darbecileri şiddetle kınıyor ve “Birilerinin son ümidi, eskisinden çok büyük yeni bir GEZİ kalkışması, sivil darbe teşebbüsü ile seçilmiş iktidarı devirmek, vesayet rejimini geri getirmektir. İstihbarat yapılmalı, tedbir alınmalıdır. Seçimle gelen siyasî iktidarlar ancak seçimle gitmelidir. Bendeniz çok darbe gördüm, hiçbiri uğurlu ve faydalı olmadı.” diyordu. Yazının sonu ise şu satırlarla ve ümitle bitiyordu:

 

“Tarım ve ormancılık konusunda dünya Türkiyeye hayran kalacaktır. En az on bin köyümüzde geleneksel sanat ve zanaat çalışmaları yapılacak, elde edilen ürünler Şehirlerde, beldelerde yüz bin evde üretim yapılacaktır. İmam-Hatip meslek liseleri açılacak, dindar iş adamları, ustalar yetiştirilecektir. Yüz elli ülkenin şehirlerinde Türk lokantaları, Türk tatlıcıları, Türk kafeleri çayhaneleri, Türk fırınları açılacaktır. Türkiye tüketmekten önce, üreten bir ülke haline getirilecektir. İş hayatına eski Fütüvvet ahlakı hâkim olacaktır. Üniversite mezunlarının büyük kısmının devlet memuru olmaları kısır döngü sistemine son verilecektir. Herkes çalışacak, üretecek, ülke ekonomisine katkıda bulunacaktır. Türkiye çalışkanlıkta Japonya’yı geçecektir.”

 

Son yazısında evdeki kedisine sahip çıkılmasını istiyordu. Bu talep büyük ilgi görmüş ve herkes hatırasına sahip çıkmak istemişti. Muazzam kütüphanesi ve evdeki tarihî eserlerin Külliye’de bir müzede sergilenecek olması ise hepimizin içini rahatlattı. “Âlimin ölümü âlemin ölümü demektir.” buyurulmuştur. Onu her zaman, rahmet, mağfiret ve şükranla yâd edeceğiz; inşallah hiç unutmayacağız, hatırasını daima hürmet ve muhabbetle yaşatacağız.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!