• Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
    Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
  • Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
    Şahin Uçar: “Şiir Hakikati Arama İşi”
  • “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
    “Azerbaycan’la Kardeşlik Bağımız Devam Ediyor”
  • Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
    Mehmet Nuri Yardım ile Edebiyat Üzerine Söyleşi
  • Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
    Çocuk Edebiyatçısı Nur Dombaycı ile Röportaj
  • Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım

YAZARLARIMIZ

Necati Kağan Çetin
Necati Kağan Çetin
Eklenme Tarihi: 23 Mart 2019, Cumartesi 13:44 - Son Güncelleme: 23 Mart 2019 Cumartesi, 13:44
Font1 Font2 Font3 Font4
Arabeskin efsaneleri…

Bir zamanlar ben de deli gibi sevdim.
O bana dert, ben ona mutluluk verdim.
Yıllardır soruyorum bu soruyu kendime:
Allahım bu dünyaya ben niye geldim?
Adnan Şenses


Rahmetli Adnan Şenses’in şarkıda sorduğu soru, son derece önemli ve değerli:
Bu dünyaya neden geldik?
Bir şarkı insana bu soruyu sordurabiliyorsa, bir açıdan o şarkı amacına ulaşmış demektir.
Müslüm Gürses… Ferdi Tayfur… Orhan Gencebay… İbrahim Tatlıses… Hakkı Bulut… Adnan Şenses…
Sevenlerinin tabiriyle söylersek:
Müslüm Baba, Ferdi Baba, Orhan Baba…
Bu usta isimler bir döneme damga vurdular…
Parçalarındaki sözler, melodiler, armoniler hakikaten acayipti…
Ritimler, orkestrasyon, solo ve koro müzikler dinleyicileri bambaşka dünyalara alıp götürüyordu.
Kullandıkları enstrümanlarda hem doğu, hem de batı vardı:
Bağlama, davul, darbuka, zurna… Ud, kanun, ney, tambur… Keman, piyano, kontrbas, bas gitar, obua, klarnet…
Söz ve müziklerdeki coşku, sürükleyicilik…
Parçaların sözlerinde neler yoktu ki?
Aşk, karşılıksız aşk, sevgi, nefret, bekleyiş, kavuşmak, kavuşamamak, ümit, ümitsizlik… Ayrılık, ölüm, hüzün, isyan…
Bu müzikler, otobüslerde, minibüslerde, dolmuşlarda, taksilerde, kamyonlarda, çay ocaklarında, kahvelerde, evlerde, kasetçilerde, dükkânlarda, atölyelerde yıllarca dinlendi, çalınıp söylendi…
İnsanlar bu müziklerle sevdiler, ağladılar, güldüler, ayrıldılar, kavuştular…
Konserlerde milyonlarca insan arabesk müziklerle gözyaşı döktü…
Arabesk kasetler yok sattı, radyolarda çalındı, arabesk şarkılara sinema filmleri yapıldı…
Demek ki arabesk müziğin etkisi çok büyüktü.
Tamam, söz ve müziklerde zaman zaman bize uymayan bölümler vardı. O aykırı bölümlere elbette itiraz ediyoruz. İnsan, asla kadere veya Allah’a isyan edemez. Bizi yoktan Yaratan’a sadece iman edilir, dua edilir, şükredilir, kulluk edilir, ibadet edilir.
İnançlarımızla çelişen dizeleri bir kenara bırakıp, o müzikleri ve sözleri anlamaya çalışırsak, o müzikleri dinleyenleri anlamaya çalışırsak, o müziklerin dinlendiği dönemi daha iyi değerlendirebiliriz. Bu sayede günümüzde arabesk müzik dinleyenleri de anlamış oluruz.
Bu müzik sadece dışlanmışların, mağdurların, ezilmişlerin dinlediği bir müzik miydi?
Acaba insanlar arabesk müzikte ne aradılar, ne buldular?
Arabesk müzik bir kaçış mıydı, bir arayış mıydı?
Gerçek hayatta olmayan, arabesk müzikte olan neydi?
Gerçek hayatta olan, bu müzikte olmayan ne?
Bu müzik belli konularla mı sınırlı?
Arabesk müzikte yeni konular işlenemez mi?
Bunlar müzik sosyolojisi ve felsefesi bakımından son derece önemli.
Orhan Gencebay’ın “Mevsim Bahar Olunca” isimli şarkısının sözlerine bakar mısınız:
“Ya Rabbim sen büyüksün.
Ya Rabbim sen görürsün.
Durdur geçen zamanı.
Kulların gülsün.
Bütün saatler dursun.
Dert rüzgarları sussun.
Aşk güneşi bahtıma gülerek doğsun.
Mevsim bahar olunca, aşk gönüle dolunca,
Sevenler kavuşunca yaşamak ne güzel.”
Kısacası, bu müziklerde hep karamsarlık yoktu.
Tamam, arabesk müzik, uzun yıllar Batı müziği taraftarlarınca hor görüldü, dışlandı. Bu müzikler TRT’nin kapılarından asla geçemedi.
Geçtiğimiz yıllarda TRT kendini aştı ve iki önemli dizi çekti: Beni Böyle Sev, Leyla ile Mecnun. Bu diziler, arabesk müziklerin en güzel örneklerini bir kere daha hatırlattı herkese. Bu dizilerle Orhan Gencebay’ın ve Ferdi Tayfur’un müziklerinin ne kadar güzel olduğu daha iyi anlaşıldı.
Hattâ öyle ki, arabesk müzikten nefret edenler bile gizli gizli arabesk müzikler dinlediler.
Ya şimdi nasıl?
Şimdi ülkemizdeki Batı müziğinin ünlü isimleri arabesk parçaları yeniden yorumluyorlar. İyi de ediyorlar.
Tarkan, Kıraç gibi usta müzisyenler, arabeskin klasiklerini yeniden yorumladılar.
Bu müzikleri bazı televizyon dizilerinde ve radyolarda keyifle dinliyoruz.
Demek ki bazı konuların daha iyi anlaşılması için, değerlendirilmesi için biraz zaman gerekiyormuş.
Ferdi Tayfur’un “Merak Etme Sen” isimli şarkısının sözlerine bakalım:
“Bakışların bana biraz cesaret versin…
Korkuyorum sana aşktan söz etmeye ben.
Bir sevdiğin varsa ne olur söyle!
Giderim bu diyardan merak etme sen.
Toprak olur taş olurum,
Yolunda yoldaş olurum,
İstersen gardaş olurum,
Merak etme sen.
Her baharım hazan olsa,
Kara bağrım alev alsa,
Gurbet bana mezar olsa,
Merak etme sen.”
Sevdiği için bütün acıları çekmeye, toprak ve taş olmaya dahi razı olmuş bir aşık var bu dizelerde…
Buna benzer pek çok şarkıda, sevdiği insanın yüzüne bakmaya dahi utanan, sevdiği insan için gözyaşı döken aşıklar var.
Şimdiki sözde aşıkların hoyratlığı, edepsizliği nerede, arabeskin seçme eserlerindeki gerçek aşıklar nerede?!
Arabeskin seçme eserlerinde gerçek aşıklar acı çekerdi. Seven, sevilen acı çekerdi. Ama o acılar asla vahşete dönüşmezdi.
Şimdiki sözde aşıklar, sevdiklerini tekme tokat dövüyorlar.
Şimdiki sözde aşklarda, aşıklarda bakın ne var:
“Elektrik alamadım!”
Yahu elektrikçiden tel mi alıyorsun?
Böylelerine şunu söylemek gerekir:
Git biraz arabesk müziğin seçme eserlerini dinle de aşkın elektrik teliyle ilgisinin olmadığını anla!

Mecazi aşktan ilahi aşka yürüyebiliyor musun?
Muhabbetullaha adım atabiliyor musun?
İnsan için önemli olan, hakiki aşka, Allah aşkına yönelebilmek.
Eğer insan mecazi aşka saplanıp kalıyorsa, ilahi aşka yönelemiyorsa, sevgi ve aşkı gerçek anlamıyla anlayamamış demektir.
Söz ve müzikler, insana ulvi duygular yaşatabiliyorsa, hissettirebiliyorsa, işte o zaman sanat amacına ulaşmış demektir.
Bu konuları merak edenler Yunus Emre’nin şiirlerini okusunlar.
Üstad Bediüzzaman’ın müzik hakkındaki görüşlerini incelesinler.

Dinlemek isteyenlere bazı önerilerde bulunalım:
Müslüm Gürses – Yaşadım mı Öldüm mü, Bir Anda, Hangimiz Sevmedik
Orhan Gencebay – Dil Yarası, Dertler Benim Olsun, Beni Böyle Sev
Ferdi Tayfur – Ben de Özledim, Huzurum Kalmadı, Yaktı Beni
İbrahim Tatlıses – Gülüm Benim, Aşıksın
Arabesk müziğin efsane isimleriyle yapılan röportajlarda şunu gözlemledik:
Hepsi Allah’a inanan, kadere inanan, hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine inanan sanatçılar. Zaman zaman ezan okuyorlar, ilahiler söylüyorlar. Hakikaten beğeniliyorlar.
Bu sanatçılar keşke bundan sonra verecekleri eserlerde manevi değerleri işleseler… Helal kazanç… Cömertlik, kanaat… Allah’a dayanmak ve sığınmak… Allah’tan yardım istemek… Allah sevgisi… Allah korkusu… Allah’ın sonsuz kudreti… Merhamet… Sabır… Vefa, komşuluk, arkadaşlık, dostluk, akrabalık bağları… Dünyanın faniliği, hayatın kısalığı… Hayatın amacı, ibadetler… Karşılıksız iyilik… Kadere iman… Ahirete iman… Haram helal, günah sevap… Tövbe, istiğfar…
Arabesk müziğin usta isimleri eğer yeni eserlerinde bu konuları işlerlerse, çok önemli bir açılım yapmış olurlar.
Arabeskin efsane isimlerini buradan saygıyla selamlıyoruz.
Kendilerinden bizim manevi değerlerimizi işleyen yepyeni ve güzel eserler bekliyoruz. Bu sanatçılarımızın, sevilen ilahileri yeniden yorumlamalarını rica ediyoruz.
Meraklıları için hâlâ gösterimde olan bir sinema filmi önerelim: “Müslüm Baba”
Dilek Taşı’nın ilk dizeleriyle bitirelim:
“Gözümde canlanır koskoca mazi…
Sevdiğim nerede, ben neredeyim?
Suçumuz neydi ki ayrıldık böyle?
Kaybolmuş benliğim, ben ne haldeyim?”


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN