RÖPORTAJLAR
  • Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
    Prof. Dr. Mehmet Aça İle Türk Halk Edebiyatı Üzerine
  • Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
    Bir Fikir, Dava, Ülkü ve İdeal Adamı İbrahim Metin
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”

Ân’ı Yakalamak
Eklenme Tarihi: 29 Nisan 2021, Perşembe 14:36 - Son Güncelleme: 29 Nisan 2021 Perşembe, 14:39
Font1 Font2 Font3 Font4



Ân’ı Yakalamak
Fatma Macit

 

 

Can tüketen uğraşlara rağmen bir türlü netleştirilemeyen kamera çekimleri gibi hayatımız, boz bulanık. Zamanın ya ilerisinde, ya gerisinde zihnimiz. Halbuki değerlendirebileceğimiz, müşahhas(somut) olarak elimizde var olan tek zaman içinde bulunduğumuz şu an.  

 

Her an, ya geleceği belli bile olmayan geleceğin endişeleri kemiriyor zihnimizi ya da geçmiş gitmiş ve asla geri gelemeyecek olan mâzinin keşke’leri. Üstelik yine, geçmişin telâfisi ve geleceğin inşası da ancak elimizde bulunan şu an ile mümkünken.

 

Arada bir uyandıkça benliğimizi tutup raptetmek istiyoruz yaşadığımız âna. Kısa sürelerle de olsa bazen bir parça başarıyoruz da belki bunu. Fakat bu kısacık huzurlu anların peşinden geçmişin kör kuyusuna vakumlanırken buluyoruz yine kendimizi. Yahut geleceğin belirsizliğine doğru çekiştirilmiş, saçılıp savrulmakta olduğunu fark ediyoruz bütün duygularımızın.

 

*

 

Doğru zamanda kalabilmek ve zamanı doğru kullanabilmek için verilen sürekli bir mücadele. Bir geçmişin, bir geleceğin çengeline takılarak zamanın ortasında yırtılan, parçalanan insanoğlu. Halbuki “ölüm” bile içinde bulunduğumuz “şu an”da gerçekleşecek.

 

*

 

Carpe diem’ciler kendilerince yakalamaya çalışadursun zamanı, en büyük keşfi keşfetmiş ve zirvelere taşımız atalarımız; zamanı yöneterek en güzel şekilde kullanmışlar.

 

Geleceği geleceğe teslim etmişler hayırlar getirmesi duasıyla. “Yarın yaparım” dememişler hiç, geleceğin meçhullüğünün idrakiyle bugün yapmışlar mümkün olan bütün işlerini. Geçmişi ise geçmişte bırakmışlar. Sadece tecrübelerini almışlar içinden geleceğin harcına karabilmek için. Ve bir de tövbesi kalmış dillerinde. Ne de güzel yaşamışlar her işlerinde îtidâl üzre…

 

Zaman zaman kabzasından sıyrılan “gerçek” isimli hançerle saplanmak zorunda kalmamışlar içinde bulundukları âna. Travmalarla uyanmamışlar daldıkları zaman sapmalarından. Dalmamışlar ki onlar zaten hiç uykulara. Uykuyu ve kusursuz mutlulukları “ebedi istirahatgâha”, içinden çıkılmaz kördüğümleri ve sormaya güç yetiremedikleri hesapları ahirete bırakmışlar. İşlerine bakmışlar.

 

Ve gönül huzuruyla çekip gitmeden fâni âlemden, gök kubbede bir hoş sadâ bırakmışlar; işitelim, günümüze ışık edinelim diye.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!