RÖPORTAJLAR
  • Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
    Yaşar Çağbayır: “Türkçenin Söz Varlığı Milyonlarcadır”
  • “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat

Ah Neriman Teyze
Eklenme Tarihi: 16 Kasım 2020, Pazartesi 05:31 - Son Güncelleme: 16 Kasım 2020 Pazartesi, 05:31
Font1 Font2 Font3 Font4



Ah Neriman Teyze
Meltem Kavak

 

 

 

Seni anlamıyorum diye haykırıyordu genç kız kendinden yaşça büyük bir kadına. Komşular hemen hikâye yazmaya başlamıştı bile. Anne, kız kavgasına şahit oluyoruz diye heyecanla daha bir cama yaklaşıyorlardı ki..
Genç kız elinin tersini gösterip hışımla kaldırıp indirdi camdan bakan yaşlı bir teyzeye.

 

– Sen ne bakıyorsun be dedi..

 

Güneşten hafif solmuş güneşliği kapatıp, içeri attı kendini yaşlı kadın. Diğer camdan sarkıp izleyen seyirciler de korkudan içeri girmişlerdi bile.

 

Genç kızın hedefinde krem renkli uzun pardösülü, başında eşarp takmış yaşı 65 civarı kadındı yine.

 

-Bıktım senden, her şeyime karışıyorsun. Bu sefer karışamayacaksın. Ben onunla evleneceğim diyordu haykırıyordu adeta genç kız.

 

-Bak rezil ettin bizi elaleme, hepsi senin gibiler meraklı dedikoducu şeyler.

 

Penceredekilerin tahminleri doğruydu anne, kız tartışmasına şahit oluyorlardı. Saçları omuzlarında dalgalı siyah, üstünde beyaz bir tişört, altında kot pantolon mahalle arasında yürürken birden hararetlenmişlerdi.

 

Oysa yıllardır annesinin dudaklarından dökülen kelimelerdi bunlar. Her olumsuz bir olayda annesi Neriman Hanım, bunları söylerdi Aslı’ya. Şimdi sıra Aslı’ya gelmişti adeta.

 

Neriman Hanım, kafası önünde yola devam ediyor, çıt çıkmıyordu dudaklarından. “Yer yarılsa da yerin dibine girsem” diyordu içinden. Bu muydu, göğsünü gere gere evladım diye taktim ettiği çocuk. Bu olamazdı… Nasıl yetiştirmişti oysa onu. Kız kısmının sesi çıkar mı hiç! Nasıl bu hale geldi ki! Hala çevredekilerden çekiniyordu. Ahh evde olsaydı da görseydi diye geçiriyordu içinden.

 

Söz hakkı her daim büyüklerde olurdu ona göre, gençler evlilikten anlamazdı bir kere. Annesi kimi uygun görürse onunla evlenmesi gerekti.

Ahh Neriman teyze nerde hata yaptın ki!

 

Hikâyemizi okuyan okuyucularımızın, kimi Neriman Hanıma hak verecek kimisi de kızı Aslı’ya hak verecek. Kendimizi hikâyemizdeki kahramanların hangisine yakın görüyoruz. Birçoğumuz hikâyemizdeki meraklı komşulara benzemiyor mu?

 

Çiftlerin aile yapılanması adına evlatlarıyla karşılaştıkları tüm sorunlar ailesel sorunları içerir. Her ailede elbette ki aile çatışmaları olur. Zaman, mekân, kültür gibi unsurlar ailelere farklı etkiler bırakabilir.

 

Eğitim öncelikle çocuğun anne ve babasından plansız ve programsız şekilde almış olduğu davranış bütünüdür diye biliriz. Ebeveynin en büyük hatası çocuklarına uygun görmediği davranışları, bilfiil kendilerinin  işlemeleridir. 

 

Doğruları acaba kime göre doğru kabul ediyoruz? Hiç düşündük mü? Kanunlar, örf ve adetler, kutsal değerler, komşular vs… Bu sıralamış olduğum değerler acaba sizde hangi öncelik sırasında? Görgü, kural, edep ahlâk gibi kavramların günümüzde önemi desem..

 

Toplum olarak birçoğumuz,el ne der anlayışına hâkim olarak büyüdü. Komşu Ayşe teyzenin veya aileden çekindikleri bir bireyin düşünceleri altında büyümek diye de tabir edebiliriz. Gözlemlerim sonucu bu şekilde büyüyen kimseler. Toplum da ezilmiş, içine kapanık ama asla topluma yönelik ağır suçlar işlemiş kimselerken. Ufak bir serbestlikle yani baskıların kalkmasıyla bu davranışların dışına çıkmaya hazır kimseler olarak göze batmaktadırlar. Oysa yapılmaması önerilen davranışlar bir kimsenin çatısı altında sunulmayıp anne ve babanın duygu düşüncelerini dile getirerekten sunulması daha uygun olmaz mıydı? O zaman çocuklar farklı bir davranış şekline girmezdi. Doğru tektir, yanlışlar birçoktur. Doğrular örneklerle çoğaltılmış olsa mesela. Evlatlarımızın da anlaması açısından daha güzel idrak edilir. El ne der anlayışı ile büyüyen çocuklar tanımadıkları insanlara karşı bile kin, nefret hitap edebilirler. Tıpkı Aslı’nın annesine ve hiç tanımadığı insanlara sergilediği tavır gibi.

 

O zaman çocuklarımıza doğru ve yanlış kavramı sunarken, bir başka kimselerin duygu düşünceleri altında değil. Ailemizin, koymuş olduğu değerleri düşünerek anlatılması gerek. Bu sorumlulukta elbette ki anne ve babalarımıza düşüyor. Çocuklarımız sadece yemek ve su ile büyümezler. Ahlâk, örf adet, kural ve dinimizin ön gördüğü davranışların çatısı altında büyürler. En doğru eğitim, önce ailenin vereceği sonra okuldan ve çevreden alacakları eğitimlerdir vesselam..

 

Dipnot: Üsteki hikâye şahsıma aittir, siz değerli okurlarıma sunulmuştur.


Bu haberlerde ilginizi çekebilir!