• “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
    “Merkez Efendi’yi Yazmanın Sevincini Yaşıyorum”
  • Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
    Yusuf Ömürlü ile Mülâkat
  • Dr. Cahit Öney ile Mülakat
    Dr. Cahit Öney ile Mülakat
  • Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
    Suad Alkan ile Sanat Merkezli Bir Konuşma
  • Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
    Mehmet Halistin Kukul İle Mülakat
  • Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
    Yardım: “Kedili Hayat, Çok Daha Anlamlı”
  • Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
    Yardım: “Kedili hayat, çok daha anlamlı”
  • Turgut Güler ile Mülakat
    Turgut Güler ile Mülakat
  • Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
    Yücel Çakmaklı ile Yapılmış Eski Bir Mülâkat
  • Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”
    Münevver Meriç: “Cem Sultan’ı iyi tanımalıyız”

YAZARLARIMIZ

Şaban Çetin
Şaban Çetin
Eklenme Tarihi: 24 Eylül 2020, Perşembe 01:15 - Son Güncelleme: 24 Eylül 2020 Perşembe, 22:01
Font1 Font2 Font3 Font4
Ağaçları Özgürleştirmek

 

Ah, bu şehirlerde huzur bozan mülteciler/ gurbetçiler gibi yaşayan ağaçlar!

 

Şehirler gelişiyor, serpiliyor; her geçen gün daha modern bir yüze bürünüyor da, ah bu ağaçlar olmasa! Taşradan akıp büyükşehirlere gelmiş, buralarda çok sürünmüş, çile çekmiş, yerleşiklerin burun kıvırdığı işlere dört elle sarılmış, cebi para görmüş, zamanla sermaye biriktirip hatırı sayılır işlere de el atmış, tahsil yapmış ve zamanla makam- mevki sahibi olup geldiği toprakları çoktan unutmuş kimseler vardır.  Onların olur olmaz yerde taşralılığını açık eden bir aksan, bir göz seğirmesi misali aniden nükseden kusurları gibidir bu ağaçlar. Onlar, modern şehrin üzerine çöktüğü, betonun ve asfaltın altına gizlediği toprağın çığlığı gibi sokaklarda, caddelerde yükseliyorlar. Tıpkı, taşralıyı ele veren gayrı ihtiyari kurulmuş cümleler,  istenmedik davranışlar gibi, onlar da üstü örtülmüş cinayetlerin izleri olarak şehirlerde boy gösteriyorlar.

 

Ah bu ağaçlar! Olur olmaz yerde, oraya buraya dal budak salıyorlar. Güzelim (!) beton kaldırımların gün ışığında parıldamasına mâni oluyorlar. Bir cadde boyunca sıralanan ıhlamurların, çınarların, çamların, akasyaların, kimi insanlarda, ağaç gölgesinde yürüme iştiyakı uyandırarak,  taksiye ya da dolmuşa binme azmini kırdığını kendimden biliyorum.

 

Bir de bu ağaçlar,  her yanda mantar çabukluğunda yükselen beton yapıların zemin katlarını gölgelemiyorlar mı? İnsana ölümsüzlük hissi zerk eden betonların ihtişamından gözleri mahrum etmeleri katlanılır bir vaziyet değil. Güzelim(!) şehirlerdeki medeniyet eserlerinin arasında, arsızca boy verip uygar bir şehre dağ başı havası bulaştırıyorlar. Bir sabah vakti, bir caddenin başında durup cadde boyunca arsızca sıralanan ağaçlara seslenmek istiyorum: “Hey ağaçlar, aczinizin farkında mısınız? Siz nereye kadar boy atabilirsiniz ki? Söyleyin hadi! Nereye kadar…? Siz o betonlarla boy ölçüşebilir misiniz hiç?”

 

Ah bu ağaçlar! İnsan eliyle her geçen gün güzelleşen(!) şehirlerde, insan maharetine direnen bir ilkellik abidesi gibi dikiliyorlar. Oysa anlamıyorlar ki dünyayı imar ediyor insan. Her yere, her şeye el uzatıp yeniden düzenlemeye koyulmuş insanın karşısında, köhne bir alışkanlıkla, nafile yere direniyorlar. Siz insanı ne sanıyorsunuz ki? Gerekirse sizin dallarınıza ışıldaklar takıp sirk şebeğine çevirir. Sizin yerinize metal direkler yapar, üzerine suni dallar, yapraklar, çiçekler takar da, onlar, sizin gibi her mevsim başka serkeşlikler etmeye kalkmazlar, uslu uslu dururlar oldukları yerde.

 

Ey ağaçlar, farkında mısınız?  Sizin çok can sıkıcı huylarınız var. Mesela rüzgârda uğulduyor garip şeyler terennüm ediyorsunuz; kulakları tırmalıyor. O güzelim şehirlerin betondan, tenekeden, başka bilmem hangi sentetik malzemeden şekillenmiş mimarisine uymayan yeşiliniz var ya; gözleri tırmalıyor. Bu kadar da değil ki… Baharda çiçek açıp alerjik hastalıklara sebep oluyorsunuz. Açan çiçeklerinizin caddelere yayılan ıtırları, güzelim(!) parfüm kokularını bastırmaya yelteniyor, kimi zaman müzmin âşıkların gözyaşı gibi usarenizi yollara kaldırımlara döküp her yanı kirletiyorsunuz. Güz geldi mi yapraklarınızı, bütün hasadı yele veren rint meşrepler misali umarsızca sağa sola saçarak büyük bir görüntü kirliliğine sebep oluyorsunuz.  Hem yapraklarınızı yerlere sermeniz şehir sakinlerine ölümü hatırlatıyor, bu onların çalışma azmini kırıyor. Dolayısıyla bir şekilde insanların verimini/sağılma kapasitelerini düşürüyorsunuz

 

Ah bu ağaçlar yok mu? Biz gelişme yolunda doludizgin ilerlerken, yolumuza iri yarı bir bedevi gibi dikiliyorlar. Onlar, insan eliyle modernleştirilememiş her ne varsa, hepsini hatırlatıyorlar. Onlar mükemmellik yolunda ilerleyen şehirlerde ilkeli temsil ediyorlar.

 

“Bu ağaç mevzuu da nereden icap etti?” diyorsunuz? Anlatayım. İşyerimin bulunduğu caddenin uzun bir kısmında, iki geçeli yetişkin akasya ağaçları sıralanıyor. Caddenin bazı bölümlerinde yetişkin ıhlamur ağaçları da var. İşyerimizin köşesinde bir servi ağacı, asude günlerden kalma bir hatıra gibi yapayalnız salınıyor mesela.

 

İhtimal ki, caddede bir zamanlar, boylu boyunca, iki yakalı ağaçlar sıralanıyordu. Zamanla yeni apartmanlar, fiyakalı yeni projeler yapıldıkça, ortamın tadını daha fazla bozmalarına müsaade edilmemiştir herhalde. Şehirlerimizi bu denli güzelleştirenler, birkaç ağacın “ambiyansı” bozmalarına müsaade etmezler değil mi?

 

Bu ağaçlara dair çok dertliyim.  Onlara dair söylemek istediğim daha neler var neler…  Ancak şimdilik bu kadarla iktifa edeyim.

 

Şükür ki onların bu pervasızlıklarına daha fazla göz yummadı belediyemiz. Akasya dallarının, caddenin girişinde yapılan “ultra modern” bir sitenin yola bakan yüzünü daha fazla örtmesine, “Ambiyans”ın daha fazla bozulmasına müsaade edemezlerdi mütehassis idarecilerimiz. O, yüzsüz misafirler gibi derinlere kök salmış akasya ağaçları, gün ortasında, belediye ekipleri tarafından bir güzel doğranıp araçlara yüklenerek bertaraf edildiler.  İçim bir nebze ferahlar gibi oldu. Ama hepsinden kurtulamadık tabi, darısı diğerlerine diyelim.

 

Oh, caddeye bakan dükkânların önü ne de güzel açıldı! Artık, bir ilkellik numunesi gibi, modern yapıların önünde gözlere batamayacaklar.

 

Modern şehir tasarımında, modernliğin paçalarından tutup aşağıya çeken bir görüntü oluşturma bedbinliğinden kurtuldu bu ağaçlar. Darısı karşı kaldırımda ve caddenin devamında sıralanan ağaçların başına! Dilerim en kısa zamanda onlar da, bir vicdan azabı gibi, modern yapılar arasında saygısızca salınmaktan kurtarılırlar!

 

Onlara da yazık tabi,  besbelli ki onlar da modernleşmekte berdevam şehirlerin ortasında bir çıkıntı gibi durmaya gönüllü değiller. Muhakkak onlar da bu halden azat olmak istiyorlardır. İmkânları olsa bir mülteci/gurbetçi gibi kendi yurtlarına, ait oldukları ilkel alanlara dönerler. Bu mümkün olmadığına göre en azından yanarak, duman olup göklere yükselmek, böylelikle özgür olmak isterler. Özgürlük onların da hakkı; öyle değil mi? Ancak onların hürriyeti için insan himmeti gerekli. İnsan müdahalesi olmadan sahneden çekilme melekesine sahip değiller maalesef!

 

İlgililere/yetkililere çok teşekkür ederim, elleriniz dert görmesin! Himmetiniz bol olsun! Berhudar olun! Benden de size hüzzam bir şarkı armağan olsun:

 

                “Yar yolunu kolladım

                Beyaz mendil salladım

                Ona çiçek yolladım

                   Akasyalar açarken

               

                Yârim gelir yanıma

                Kanı kaynar kanıma,

                Neş’e katar canıma

                               Akasyalar açarken

 

                Girdim aşkın bağına

                Erdim sevda çağına

                Düştüm gönül ağına

                               Akasyalar açarken[1]

 

 

 

 

 

 

 

 


[1] Açıklamalı Türk Musikisi Güfteleri- Prof. Dr. Önder Göçgün-

 

 

 

 

 

 

 


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN