• Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
    Kâzım Yetiş: “Yahya Kemal bizi tarihimizle barıştırdı”
  • BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
    BEŞİR AYVAZOĞLU İLE YAHYA KEMAL HAKKINDA MÜLAKAT
  • Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
    Şerif Benekçi: “Hümanizm, Batı insanları içindir.”
  • Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
    Eyüp Güzel: “Selahaddin Eyyubi’yi Okuduktan sonra Bende Kudüs Merakı Başladı”
  • Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
    Sevda Dursun: Camiamızın erkeklerine kırgınım
  • Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
    Üstün İnanç: “Yakın geçmişimizde yaşanan bir dram beni romancı yaptı”
  • Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
    Yaşar Karayel: “Vakıflar bizim yitik malımız, yitiğimize sahip çıkmalıyız”
  • Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
    Mert Hakan: “Radyo iyi bir arkadaş, ondan vazgeçmeyin”
  • Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
    Mehmet Nuri Yardım: “Yazmak bir bakıma Kızıl Elma’ya doğru yürümektir”
  • Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”
    Fatih Kılıçarslan: “Madde bağımlılığının bir arka planı var”

YAZARLARIMIZ

Ayşei Yasemin Yüksel
Ayşei Yasemin Yüksel
Eklenme Tarihi: 12 Ağustos 2016, Cuma 22:29 - Son Güncelleme: 28 Mart 2018 Çarşamba, 22:43
Font1 Font2 Font3 Font4
ZOR ANLAMLAR

10273166_271650819673796_7958589612287326548_o
Ayşei Yasemin YÜKSEL
İnsan olmak zor. İnsan olmak, insan olmanın anlamını anlamak, yetmedi öyle davranmak olduğundan zor. Çoğu  insan kendini anlayamazken başkalarının kendisini anlamasını beklediği için zor.
Bunu geçersek görüntüde insan olmak herkesin yapabildiği şey. Doğarken insan türünden doğmak, insan olmanın ilk adımı. Şekilsel belirleyici. Deee… Ya sonrası.
Sonrası zoorr… Kimi de o zoru kolay etmeyi bilenlerden. Ama kendini bilerek oluyor bu. Kendini bilenlerden o zaman onlar.
Büyümek, gelişmek elbette; edinimlerle. Deneyimlerin yontması biçmesiyle. Görmüşlükler, geçirmişlikler, okumuşluklar, dinlemişliklerle. Bir şey daha var bunlara ilaveten ama… Kavramlar!
Kavramlar ediniyoruz, kimisi öteden beri bildik kimisi yeni yeni aşina olunduk. Kavramlar, ilkeler bir yerde. Olmazsa olmazlar. Olmazsa olmaz demişken…
Böyle şeyler kendimiz için elzem. Kendimize hak gördüğümüz şeyler, konuşurken haliyle başkaları için de hak görülüyor. Ama konuşma, sözdür. Kuma yazılan yazı gibidir. Bir rüzgâr eser kumu savurtur, bir dalga gelir yalar yutar yazılanı. Oysa davranış, siz neyseniz onun göstergesidir. Hiçbir rüzgâr onu savurtamaz.
İnsan olmak, başkalarınca, karşıdakilerce anlaşılmak isteğini taşımak demek haliyle. Ama insan olmak asıl, anlamak demek. Neden mi? Halden. Hani empati dedikleri. Ya da başka başka isimlendirip pek bir kılıktan kılığa, kılıftan kılıfa  sokup afili endamlara bürüdükleri kavram. Derli toplu haliyle halden anlamak işin aslı…
Bu öyle zor ki… İnsan işte karşıdaki de; tıpkı ben gibi, sen gibi, biz gibi. İnsan yani; eline diken batsa canı yananlardan hani. Sevinse  de ağlayan, üzülse de. Sıkça acıkan. Hani doğduğunda feryadı basmıştı. Ne elbisesi vardı üzerinde ne de cebinde cüzdanı. Hani kimlik kartı bile yoktu. Adsız doğmuştu da kartvizitinde cakalı unvanlar yoktu. Sadece ağlayan, kendi başının çaresine bakamayacak kadar aciz, gözleri bile kapalı ve doyurulmazsa aç kalacak, giydirilmezse donacak o aciz varlık. İnsan işte bu. Yola öyle çıkar.
Sonra başkalaşır. Birinci yaşıyla yaş almaya başlar. Her yaşta başka başka surete bürünür. Yürür de koşar da düşer de. Bebek kalmaz, çocuk kalmaz, genç kalmaz. Yaşlı bile kalamaz. Çünkü hiçbir insan dünyada kalamaz. Gelir ve gider. Bunu anlamak da zordur ama. Yaşarken gidiş yolu trafiğe kapalı sanılır.
İşte o aciz varlık, hep aciz de kalabiliyor ya da insanları aciz bırakanlardan da olabiliyor. Kırk yılda bir çıkarsa eğer biri, hem aciz düşenleri hem de düşürenleri anlayanlardan olabiliyor öylesi. Ama kırk yılda bir rastlanıyor onlara. Bu, kaç milyonda bir insana denk gelmekte, bir düşünsek? O zaman kaçımız halimizin  anlaşılmasından memnuniyet duyacakken başkasının  halinden anlayanlardan olabiliyoruz bir tartsak? Tarttık mı? Ne çekti peki kantar?
İnsanın cilası sözler ve giysiler. Görüntü. İnsanın gerçeği tutumu, hali tavrı. Hangisi önde geliyor bir insanı değerlendirmede? Önde gelen görsellik oluyor çoklukla. Televizyona çıkan herhangi birine benziyorsa bir  insan nedense etkileyici bir izlenim bırakıyor. Sade ise hiç kimse sadeliğin dolup taşmışlıktan gelebileceğini akıl edemiyor. Yani bu en basit sınavda bile karşıdakinin halinden anlayan yok gibi. Öyle ki bazen inleyen bir keman çok şey anlatır da inleyen bir insan ne yapsa anlatamaz halini. Bağıra çağıra feryat da etse, içten içe  yansa da.
Birinin halinden anlamak için ille o  birinin halini sözle ortaya dökmesi mi gerekir? Eğer dökse de içini dışını ortaya, anlaşılacak mıdır? Ya da anlaşılması kesin midir içini döktüklerince? Sanmam. Böyle durumlar sıklıkla bolca öğüt işitip, verilen akılları dinleyip, çözümsüzlüğe başka sıkıntılar katmakla sonuçlanır. Üstelik halini anlatması gerekenler nedense hep eften püften şeylere canını sıkanların hallerini dinlerler.
Anlamak, anlatılanların yanı sıra  anlatılmayan çevrelenmiş tüm şartları anlamakla mümkün. İşte insanların görünmeyen kılıfları olan o şartlar, halden anlamaya soyunmuşlarca göz ardı edilir de akıl edilmez pek çok kez. Belki de ilk şart, içinde bulunulan koşulların farkında olmaktır halden anlamada. Bir insanın tavrının yapı taşları olan etiğinden, etlisinden sütlüsüne her şey, kâh o insan için sokak lambasıdır kâh pusula ya da yelkenini dolduran rüzgâr. Koşullar belirleyicidir malum.
Nasıl anlarız o halde halden? Köpekler bile sahibi üzgünken onun sıkıntıda olduğunu seziyor ve ayak ucundan ayrılmıyorsa biz insanlar başka insanların halinden neden anlamıyoruz? Anlarmış gibi yapıyoruz bazen daha beteri? Ya da anlasak bile başımızı ağrıtmamak için görmezden mi geliyoruz? Hep kendi halimizden anlaşılsın isteyip de başkalarının halinden anlayanlardan olmamak… Çifte standarda daha buradan başlıyoruz işte. Çünkü sıkıntı bizi üzmedikçe dardaki başkalarının hissettiğini duyumsamayacak; ama kulağımızla duymuş olacağız. Ne demişler, damdan düşenin halinden damdan düşen bilirmiş. O zaman sıkıntı nedir bilmek, az çok eğer varsa sıkıntıdakilerin halinden anlamada yol göstericidir. Ve atlatıldığında da unutmamaktan. Yapabiliyor muyuz peki bunu?
Halden anlamak…“Nasıl” sorusunun en yakıştığı hem de gerekli olduğu durum…
Halden anlamak için önce dinlemek gerek. Anlatmıyor mu halden hale girmiş olan, o zaman nasıl göründüğü anlatıyordur onun halini. Sıkıntısı olan, düşünceli olan hangimizin gözünden kaçar? Kaçamaz. O vakit onun dışavurumu olan dalgınlıksa dalgınlık, yorgunluksa yorgunluk, sıkıntıysa sıkıntıyı gideremesek de azaltmaya çalışmak gerekmez mi? Bunu yapmak bir tebessümle bile olabilir. Bu hallerin tüm insanların başına gelebileceği, sizin de kaç kez başınıza geldiğini önce sizin hatırlamanız, halden anlamaya atılan ilk adımdır. İnsanın insana adımı, gerçek anlamda budur. Ev gezmesine giden adımlara benzer adımlar değillerdir yani. Yüreğe su serpmeye, “olur böyle şeyler”, “bu da geçer” demeye başlangıçtır. Onu ve halini anladığınızı anlatmaktır. Anlayış? Ne zor ve yapmaya üşendiğimiz şey, değil mi?
Doğarken insan şeklinde dünyaya gelmek, insan olmaya yeterli değil kesinkes. Şeklin tamamlayıcıları ve şekilden öteye gidenler var. Çünkü atlar hatta köpekler at ve köpek olarak doğsa da sadakatleriyle öyle davranışlarda bulunurlar ki çoğu insan gösteremez o insanca  davranışı, erdemi.
İnsan olmak, ille tutumlarla tamamlanır. Hiç halden anlamadan sırf doğuştan gelen insan suretiyle insan olmaya çıkılan  yol bir yere varmaz. O zaman?


» YAZARIN DİĞER YAZILARI


BU YAZIYLA İLGİLİ YORUM YAZIN